Büyükbuhran

 

1.PARAGRAF SEÇİLEN DÖNEM

Ekonomik

1930’lara kadar hâkim olan Klasik İktisat anlayışı doğrultusunda para politikası ekonomik istikrarsızlıkla mücadelede tek araç olarak kabul edilmekteydi. Maliye politikası ise genel itibariyle “devletin gelir-gider gerçekleşmeleri” bağlamında tasarlanmaktaydı, yani bütçenin denkliği ve devletin faaliyetlerini sürdürebilecek düzeyde gelir elde etmesi asıl meseleydi. Bu politikaların daralma dönemlerinde etkin kullanılması gerektiği fikri, para politikasının tek başına kullanılmasının Büyük Buhran ve öncesinde uğradığı başarısızlık ve Buhran’ı takip eden dönemde Keynes tarafından geliştirilen teori dolayısıyla gündeme gelmiştir[1].

24 Ekim 1929 yılında New York Borsası’nda, Chirre senetleri değerinde büyük bir düşme başladı. Amerika’da “Kara Perşembe” adıyla anılan bu günde; New York Borsası’nda 16 milyon hisse senedi, değerinden %50-90 kaybederek satıldı. Bir felaket haline gelen bu olaya, büyük bankalar yüksek değerler ödeyip hisse senedi alarak müdahale etmeye çalıştı. Borsadaki düşüşü durdurmayı amaçlayan bu bankalar, birer birer iflasa yaklaştı[2]. Aynı yıl iflas eden sanayi ve ticaret kuruluşlarının ise sayısı 22.909’du. Bu sayı artarak 1932’ye kadar sürdü. 1932 yılında iflas eden ticaret ve sanayi kuruluşlarının sayısı 31.622’ye yükseldi[3]. New York Borsası’ndaki büyük zelzele, bir banka buhranı olarak hareket ederek, dünya sanayisini baştan başa kavrayıp genel bir kriz olarak kendisini hissettirdi[4]. Tarihi ve sosyal bir gözle bakıldığı zaman bu krizin ne denli büyük olduğu fark edilmekte idi.

Politik

Başkan Coolidge, 1929’da Başkanlıktan ayrılmadan birkaç gün önce yaptığı bir konuşmada, piyasanın kesin olarak sağlam olduğunu ve hisse senetlerinin cari olarak ucuz olduğunu söylemişti. Daha önceki yıllarda Başkan, spekülasyonların kontrolden çıktığı eleştirilerine, bunun Merkez Bankası Yönetim Kurulu’nun sorunu olduğu şeklinde cevap vermişti. Öne sürülen eleştirilerden bir diğeri de Merkez Bankası yöneticilerinin spekülasyonu durdurmak istedikleri, fakat spekülasyonu durdurabilmek için ellerinde yeterli araç olmadığı idi. Spekülasyonu durdurabilemek için klasik kontrol araçları hakikaten faydasızdı. Bu kontrolleri iki grupta toplayabiliriz: Açık piyasa işlemleri ve faiz oranları[5]. Devlet tahvillerinin açık piyasada satılması, piyasadaki paranın verimsizleşmesine yol açacaktı. Bu para ticari bankaların elinde kalsaydı, spekülatörlere borç verilecekti ve spekülasyonun artmasına yol açacaktı. Böyle bir politika izlemek için hükümetin elinde tahvil arzının fazla olması gerekirdi. Bu nedenle kriz aynı zamanda politika yapıcılarının sınandığı bir ortama dönüşmüştür.

 

Sosyal

Bu dönemde ABD’de gelir dağılımı oldukça dengesizdi. Ulusal gelir adaletsiz bir biçimde paylaşılıyordu. En yukarıdaki en aşağıdakinin altı yüz elli katı para kazanıyordu. Bu, ulusal gelirin yani servetin az sayıda kişinin elinde toplanması demekti. Ülke ekonomisi açısından anlamı ise, ekonomik faaliyetlerin ülkedeki az sayıda bulunan zenginlerin lüks tüketimleri ve geleceğe dönük yatırımları üzerine kurulmuş olduğu, bununla beraber herhangi bir spekülasyon da lüks tüketimden ve geleceğe dönük yatırımlardan vazgeçmek oldukça kolay olduğu için de her an değişebileceğidir. New York Borsası çöktüğünde önce lüks tüketimden vazgeçildi daha sonra da yatırımlar durdu. Son olarak da bunlarla ayakta duran ulusal ekonomi durdu[6].

 2.PARAGRAF TOPLUMSAL HAFIZA

Tanım

Unutma, hatırlama, hatıralar, geçmiş, şimdi algısı son derece kişisel gibi görünseler de bir topluluğa ait bireylerin uylaşım ve ortaklaşmalarında etkili olan kavramlardır. Toplumsal bellek; bir topluluğa, gruba ait ya da aynı sosyal çevreden kişilerin sahip oldukları, paylaştıkları deneyimleri, anıları, ortak tarihleriyle oluşur. Toplumsal bellek bir anlamda toplumların bir aradalıklarının temel harcıdır denebilir. Bir toplumun geçmişe ait olaylarla, geçmişte bıraktıkları izlerle tanışık olması, zaman akışı içerisinde geri gidebilmesi demek; o toplumun kalıcılık göstermesi, var olması ve kendinin bilincinde olması demektir.. Dolayısıyla toplumsal hatırlama, unutma vb. belleğin işlevleri olarak daha geniş bir kimliğe aidiyeti gösterebileceği gibi daha özel bir kimliğe aidiyeti de gösterebilir. Düzenli tekrarlarla kültürel kimliğin yeniden üretilmesi, kültürel sınırların görünürlüğünü ortaya çıkarır. Düşünsel düzlemde var olan kültürel sınır, gündelik pratik içerisine girdiği zaman kültürel farklılıkları da gösterir. Kişilerin veya grupların çatışması toplumsal hayata katılımda böylece ortaya çıkar[7].

Ortaya Çıkışı ve Önemi

Toplumsal hafızaya ve sözlü tarihe ilişkin çalışmaların II. Dünya Savaşı’ndan sonra hızlı bir şekilde yaygınlaşması bu faktörü daha da görünür hale getirmektedir. II. Dünya Savaşı sonrasında faşist iktidarların başta Yahudiler olmak üzere birçok etnik ve kültürel kimliği asimile etme girişimi, bir neslin zihninde unutulması zor ve sürekli canlı tutulması gereken olaylara sebebiyet verdi. Özellikle soykırımdan kurtulanların tanıklıkları hem sosyal bilimler hem de medya yolu ile sürekli gündeme getirildi. Çünkü yaşanılan olayların unutulmaması yani bir anlamda hafızaya ayrıcalıklı bir önem atfedilmesi soykırıma tabi tutulmuş toplumların, geçmiş üzerinden gelecekte kendilerini daha canlı ve güçlü tutmasına sebebiyet verecekti. Başka bir deyişle özellikle zulme uğramış toplumların hafızasının canlı tutulması ‘geleceğin tarihine hazırlık’ yapılması anlamına gelmekteydi[8].

3.PARAGRAF AKIMLAR VE HAREKETLER

1929 Ekonomik Krizi göstermiştir ki kapitalizmin dayanağı olan piyasa ekonomisi ne liberal iktisatçıların dediği gibi kriz anında kendi kendine dengeye ulaşmış, ne de Marksist iktisatçıların savunduğu gibi girdiği krizlerle yok olmuştur. 1929 Ekonomik Krizi sonucunda kapitalist sistem batmamış ancak krizden çıkışı ancak devlet müdahalesi yoluyla olmuştur. Bu müdahaleler ise önemli ölçüde Keynes‘in görüşleri çerçevesinde şekillenmiştir.

Büyük buhranın ardından dünyanın önemli bir bölümünde müdahaleci piyasa sistemi, serbest piyasa sisteminin yerini almış, kamu kesimi de özel kesimin yanında üretime katılmıştır. Devlet kamu iktisadi teşebbüsleri vasıtasıyla mal ve hizmet üretmeye başlamıştır. Bu yeni ekonomi sistemine karma ekonomi sistemi adı verilmiştir.

4.PARAGRAF, FLİM, KİTAP, TABLO VE SANATÇI

1929 bunalımı insanları birçok açıdan etkilemiş ve devlet yönetimleri revize edilmiştir. Bu krizle birlikte klasik iktisatta var olan sürekli üret  ve sat prensibi önemliliğini kaybetmeye başlamıştır. Buna ek olarak insani duygular hem toplumsal yaşamda hem de iş hayatında önemli bir konuma ulaşmıştır. Aşağıda seçilen filim, roman ve tabloya dair künye bilgileri paylaşılmıştır.

Modern Zamanlar

Yayın tarihi: 5 Şubat 1936 (New York)

Konu

Modern Zamanlar, 1929 yılında tüm dünyada baş gösteren global ekonomik krizi döneminin atmosferini tüm çıplaklığıyla yansıtan bir Charlie Chaplin filmi. Film, döneminin sosyal ve ekonomik konumu üzerine gerçekçi yorumlar getirir. Bir fabrikada sıkı bir mesaiyle çalışan Şarlo’nun, bu tempoya ayak uyduramaması, beraberinde türlü yanlış anlaşılmalarla akıl sağlının yerinde olmadığına karar verilip hastaneye yatırılması gibi trajideleri konu alır. Hastaneden çıkan Şarlo, bu kez amaçsızca elinde salladığı kırmızı bayrak yüzünden komünist zannedilerek hapse atılır.

Gazap Üzümleri”, (1939) John Steinbeck

Konu

 John Steinbeck’in tartışmasız en büyük eseri olan ve ona Pulitzer ödülünü kazandıran Gazap Üzümleri, 1939’da ilk kez yayınlandığında şok etkisi yaratmış ve büyük tartışmalara yol açmıştı. Tüm dünyayı etkileyen “Büyük Buhran” döneminde, tarımın kapitalistleşmesi ve krizler yüzünden yoksullaşan ve mülksüzleşen yığınların ayakta kalma mücadelesinin anlatıldığı bu destansı romanda Steinbeck, açlık, sefalet ve zorbalık yüzünden evlerini terk edip yollara düşmek zorunda kalan binlerce işçi ailesinden birine odaklanıyor. Boşa çıkan umutların, hüzne dönüşen sevinçlerin arasında insanlığın direncini ve onurunu çarpıcı bir dille

anlatan, kapitalizmi iliklerine kadar eleştiren Gazap Üzümleri, 20. yüzyılın en önemli eserlerinden biridir.

Ağlayan Kadın

Sanatçı: Pablo Picasso

Oluşturulma dönemi: 1937

Dönem: Kübizm

 Konu

Sanatının bütün yollarını ve imkanlarını deneyen Picasso ile Avrupa ressamı hudutsuz ve cüretkar bir hürriyet kazanmıştır. Ressam aklından her geçeni, elinden çıkanı ortaya atıp manasını kendi şahsiyetinde arattırmış; adeta eserlerinde seyirciye, resim senin benden istediğin değil benim sana verdiğimdir demektedir. 20.yy belki de en büyük sanatçısı olan Pablo Picasso sadece görüneni resmetmekle kalmamış çalışmalarında görünmeyenin, ruhta kavrananın düşününü imgesini de görünüşe ulaştırmıştır. Bunu yaparken salt bir kavram değil tüm bilinen teknikleri yeni bulgularla birlikte kullanmış alt yapısı sağlam dinamiklerle sanatını olgunlaştırmıştır. Bilinen sanatının alt yapısı hiç şüphesiz onun üstün zekası aynı paralelde yine son derece kıvrak çizgileri ve desen görüşüdür. Desen anlayışı onun sanatını ele veren ve her yerde bu bir Picasso diye ifadelendirdiğimiz iz düşümleridir[9]

Ağlayan Kadın, 1937 yılında Pablo Picasso tarafından yapılmış yağlı boya tablodur. Liverpool’daki Tate Gallery’de sergilenmektedir. Ağlayan bir kadını betimleyen tablonun yalnızca İspanya İç Savaşı’nın acılarını değil, zulmün evrensel tanımını yansıttığı düşünülmektedir

5.PARAGRAF ROMAN VE ROMANCININ ÖZELLİKLERİ

Gazap Üzümleri, (1939) John Steinbeck

John Steinbeck, 27 Şubat 1902 yılında Kaliforniya eyaletinin Salinas kasabasında John Ernst Steinbeck ve Olive Hamilton’ın üçüncü ve tek erkek çocukları olarak dünyaya gelir. Steinbeck, baba tarafından Prusyalı, anne tarafından İrlandalı olan göçmen bir ailenin çocuğudur. Mutlu bir çocukluk geçirdiği Salinas Vadisi’nin verimli toprakları, çiftlikleri ve kasabaları, yazarın eserlerindeki mekân tasvirlerinde geniş yer tutmaktadır. Edebiyata olan ilgisini öğretmenlik yapmış sanata meraklı annesinden almış olsa da, San Francisco’ya tiyatro izlemeye gidebilecek kadar sanata meraklı bir ailede büyür. İyi bir okuyucu olan Steinbeck’e dokuz yaşında Mollie Teyzesi, Thomas Malory’nin Le Morte d’Arthur (Arthur’un Ölümü) adlı eserini hediye eder. Steinbeck, Malory’nin kullandığı eski kullanılmayan kelimelerden aldığı keyifle adeta büyülenir. Bu büyü yıllar sonra bile “Tortilla Flat”(Yukarı Mahalle – 1935) adlı eserinde Arthur tarzı mecaz ve başlıklara yer vermesine neden olur. Hatta 1950’lerin sonlarına doğru modern tarzda Arthur hikâyeleri yazmak amacıyla Arthur efsanelerini araştırmak için İngiltere ve Galler’e seyahat eder. Ölmeden önce bitiremediği eseri “The Acts of King Arthur and his Noble Knights” (1976) ölümünden sonra yayınlanır

Amerika Birleşik Devletleri’ni vuran Büyük Buhran ve toz fırtınalı dönemi olan 1930’lar Steinbeck’in edebi hayatında tam tersine çok verimli bir dönemdir. En iyi eserlerini bu dönemde meydana getirir. Bunlar tarihsel sırayla; The Pastures of Heaven (Cennet Çayırları – 1932), To a God Unknown (Bilinmeyen Bir Tanrıya – 1933), The Long Valley (Uzun Vadi – 1938), Tortilla Flat (Yukarı Mahalle – 1935), In Dubious Battle (Bitmeyen Kavga – 1936), Of Mice And Men (Fareler ve İnsanlar – 1937) ve The Grapes of Wrath (Gazap Üzümleri – 1939) adlı eserleridir

Gazap Üzümleri Özeti

Oklahoma köylüleri kuraklık nedeniyle ve sürekli pamuk ekmekten dolayı verimsizleşen topraklarda zor bir durumdadırlar. Toz fırtınaları, büyük buhranla gelen ekonomik sıkıntılar, bankaların borçlar karşılığında topraklara el koyması ve tarımda makineleşme, köylüleri istemeseler de göç etmek zorunda bırakır. 62 Joad ailesi de satılabilecek eşyalarını satarak aldıkları kamyonla “işçi aranıyor” yazan küçük el ilanlarının gösterdiği yere gitmek üzere hazırlanırlar. Joad ailesinin büyük oğlu Tom’un şartlı salıverildikten sonra eve dönerken karşılaştığı Papaz Casy’nin de katıldığı bu yolculuk esnasında önce büyükbabayı, sonra büyükanneyi kaybederler. Noah, Kaliforniya’ya varmadan önce aileden ayrılırken, ailenin büyük kızı Rose of Sharon’ın kocası Connie de çeker gider. Hoovervillede yaşanan kavgada Tom’un başı derde girmesin, tekrar hapse girmesin diye Casy suçu üstlenir. Hem işsizlik, hem de Tom’un yeni gelişen durumundan dolayı kuzeye doğru giden Joad ailesi, Weedpatch adında, sağlıklı bir ortam sunan, polisin olmadığı, parası olmayana yardım edildiği bu kampta kaldıkları süre içinde bir nebze olsun rahat ederler ancak kampı kapattırmaya çalışan polis ve çiftçiler birliği ile mücadele ederler. Sosyal hayatın nasıl düzenlenmesi gerektiğinin bir modeli olan bu kamptan iş bulabilmek için ayrılmak zorunda kalan Joad ailesi, şeftali bahçelerinde çalışmaya başlarlar. Bir gece Tom, giderek düşen işçi ücretlerini protesto edenlerin arasında Casy ile karşılaşır. O gece Casy’i öldürür ve Tom onu öldüren adama saldırınca aile tekrar göç etmek zorunda kalır. Yakalanmamak için saklanan Tom, Casy’nin yaptığı gibi direnmek ve halkı bilinçlendirmek için aileden ayrılır. Pamuk topladıkları bu yeni yerde sonbaharın gelmesiyle su taşkınları başlayınca Joad ailesi ve kamptaki diğer göçmen işçileri zorlu günler bekler. Sellerin hayatı çekilmez kıldığı bir zamanda Rose of Sharon ölü bir bebek doğurur. Daha güvenli bir yere gitmek için arkalarında motoru ıslanan kamyonu ve onun başında Al’ı kampta bırakarak bir samanlığa sığınırlar. Rose of Sharon, burada ölmek üzere olan yaşlı bir adamı emzirerek hayatını kurtarır.

Gazap üzümleri kitabı kapitalizme karşı işçi sınıfının uyarılmasını amaçlamaktadır. Toplumcu gerçekçi eserlerin olumlu kahraman karakteri, Gazap Üzümleri’nde Casy ve Tom, eserlerdeki bu kişiler toplumun bilinçlenmesi, göçmen konumundaki işçilerin haklarını savunup daha insanca koşullarda yaşamaları için onları bilinçlendirmeye çalışırlar “Buraya çalışmak için geldik. Bize de beş sent vereceklerini söylediler. Çok kalabalıktık. Sonra çıkıp iki buçuk sent vereceklerini söylediler. İnsan bu parayla kendi karnını bile doyuramaz. Bir de çocukları varsa… Biz de bu paraya çalışmayacağımızı söyledik. Bizi kovdular. Yeryüzünün tüm polislerini üstümüze saldılar. Şimdi size beş sent veriyorlar. Sen sanıyor musun ki buradaki grevi kırdıklarında size beş sent verecekler?” “Bilmiyorum” dedi Tom. “Şimdilik beş sent veriyorlar.” “Bak” dedi Casy. “Birlikte kamp kurmak istedik üstümüze saldırdılar. Bizi dağıttılar. Birçoğumuzu dövdüler. Köpek gibi davrandılar bize. Size de aynı şeyi yapacaklar. Fazla dayanamayız. İçimizde iki gündür ağzına lokma koymayanlar var. Bu gece dönüyor musun?” “Niyetim o dedi Tom. “Peki… Oradakilere buradaki durumu anlat Tom. Onlara bizi aç bıraktıklarını, kendilerinin de arkadan bıçakladıklarını söyle. Çünkü grevi kırar kırmaz ücreti iki buçuk sente düşürecekleri kesin.” “Anlatırım” dedi Tom. “Ama nasıl bilmiyorum”[10].

6.PARAGRAF FLİM VE TOPLUMSAL HAFIZA

Fordizm, emek ve teknolojinin örgütlenmesi anlamında Taylorizm’den sonraki aşamadır. Fabrika içinde işgücü ile birlikte işgücünün kullandığı araçların yeniden düzenlenmesini sağlayan bir organizasyon biçimidir. Fordist üretim, hareketli montaj hattı sayesinde belirli ürünler için özel olarak hazırlanmış makinelerle, kitle, standart ve fiyat rekabetine dayalı üretimi ifade etmektedir. Fordist üretimde işler, Taylorist ilkelerle gelişen bilimsel yönetim yaklaşımına göre biçimlenmiştir. Bu modelde, üretim sürecinin tüm aşamalarını kapsayacak bir plan esas alınmış, bu planda iş sistematik olarak alt bölümlere ayrılmış, bu bölümler de ayrıntılı şekilde tanımlanmıştır. Belirli bir katı işbölümüne tabi tutulan işgücü, verimliliği en üst düzeye çıkaracak biçimde sınırlanmış ve zamanlaması yapılarak en ince ayrıntılarına kadar hesaplanmıştır. İşbölümü ve uzmanlaşma, işin niteliksiz ve yarı nitelikli işgücü tarafından yapılmasına olanak tanımış, nitelikli iş gücüne olan bağımlılık azalmıştır.

Fordizm, zaman kayıplarını minimize etmek amacıyla, kendiliğinden akan ve üzerinde üretimin gerçekleştirildiği yeni bir üretim sistemi (yarı otomatik bant tipi üretim süreci) geliştirilmiştir. Bu sistemde, işgücünün makineler karşısındaki konumu ve dizilişi net ve esnek olmayan bir biçimde belirlenir. Sistemin bir avantajı da, bant akışının hızının ayarlanması sayesinde üretimin seyrinin belirlenebilmesidir. Dolayısıyla üretimin hızlandırılması veya yavaşlatılması mümkün olmaktadır. Her bir makine, tek bir işi ve her bir işçi de bu makineyi, kumanda etmek üzere konumlandırılmış olduğundan uzmanlaşma söz konusudur. Fordist Üretim Sistemi’nin temel yapısını teşkil eden “Bant Sistemi”ni, ilk uygulamaya koyan, üretim sürecine de ismini veren, otomotiv endüstri şirketi Ford olmuştur. Ford, 1912-1913 döneminde kendi fabrikasında üretim sürecinde radikal bir değişiklik yapmış ve bunları daha önceden var olan sisteme adapte etmiştir: Makinelerin yarı otomatik bant sistemine göre ayarlanması ve üretim esnasındaki sıraya göre makinelerin art arda dizilmesi. Her iki uygulama da gerekli emek gücünü ciddi biçimde azaltmıştır. Özetle Fordist Üretim Süreci, “Bant Sistemi” uygulamasıyla aynı üründen belirli bir standartta büyük miktarlarda üretim yapabilme olanağı sağlayan ve ölçek ekonomilerini çok önemli ölçüde yükselten bir kitlesel üretim teknolojisidir.

Filmin başlangıcında, büyük bir kitlenin fabrikaya doğru gittiğini görmekteyiz. İşçiler çalışmak için yerlerini alırken, işin sahibi ya da diğer bir ifadeyle sermayedar, belirli bir zamandan sonra işçilerini o dönemde kullanılan kamera aracılığıyla gözlemlemektedir. Çünkü işçilerinin, işlerini yapıp yapmadıklarını merak etmektedir. Eğer yapmıyorlarsa, hemen müdahalede bulunup işin kaldığı yerden devam etmesini sağlayacaktır. Çünkü sermayedar, yapmış olduğu bu üretimden en yüksek verimlilik ve karlılık sağlamayı amaçlamaktadır. Bu doğrultuda da, işçilerini gözetlemektedir. Filmin ana karakterlerinden biri olan ve Charles Chaplin’in canlandırmış olduğu Şarlo karakteri de, bu fabrikada işçi olarak çalışmaktadır. Bu fabrikada çalışan Şarlo, montaj bandının başında durmakta ve hareketli bir şekilde geçen vidaları sıkıştırmaktadır.

Ayrıca filmde, işveren üretimin hızlı bir şekilde devam etmesi için daha doğrusu işçilerinin hiç zaman kaybetmeden (ihtiyaç molası) sadece işlerine odaklanması için işyerine otomatik yemek yedirme makinesi getirtmiştir. Bu makineyi getirtmesinin sebebi ise, zamandan tasarruf etmek içindir. Çünkü işçiler, ihtiyaçları doğrultusunda ne kadar çok zaman harcarlarsa bu durum, üretici için sıkıntı demektir. Dolayısıyla üretici, hem işçilerinin ihtiyaçlarını karşılaması doğrultusunda hem de üretiminin hızlı bir şekilde devam etmesi için bu yöntemi tercih etmiştir. Filmde, bu makinenin nasıl kullanıldığını öğrenmek için işveren, denek olarak Şarlo’yu seçmiştir. Yapılan deney sonucunda makine, istenilen sonucu verememiştir. Ancak zaman içerisinde, işçilerin yaptıkları iş monotonlaşmaya başlayınca bu durum onlarda psikolojik açıdan bir ruhsal çöküntü yaşatacaktır. Örneğin, Şarlo hep aynı işi yaptığından ötürü bir süre sonra psikolojik açıdan bir bunalım yaşadı ve sonunda patronu tarafından akıl hastanesine yatırıldı. Sonuç olarak, bir işin sürekli olarak yapılması ve bu durumun da giderek monoton bir hal almaya başlaması işçi açısından çok olumsuz sonuçlar yaratmaktadır.

Filmde; Şarlo, akıl hastanesinden çıktıktan sonra yolda yürürken kendisini birden büyük bir kitlenin içerisinde bulur. Bu büyük kitle, “LİBERTY”, “LİBERTY OF DEATH”, “UNITE” vb… pankartlar açarak grev yaparken  elinde tesadüf eseri komünizmi temsil eden kırmızı bir bayrak tuttuğu için komünist provokatör zannedilerek polisler tarafından hapishaneye gönderilir. Aslında burada, düşüncelerini özgür bir biçimde ifade etmeye çalışan insanların, güvenlik güçleri tarafından onlara karşı yöneltilen müdahaleleri söz konusudur. Güvenlik güçlerine verilen bu yetki, ülkenin üst düzey yöneticileri tarafından verilmektedir. İnsanların, düşüncelerini ifade etme biçimleri engellenmeye çalışılmaktadır ve bazen de yanlış anlaşılmalar yüzünden de insanlar, suçlu konumuna düşmektedir. Tıpkı Şarlo örneğinde olduğu gibi. Ayrıca o dönemde yaşanılan işsizlik sorunu da, insanlar açısından içinden çıkılmaz bir hal almaya başlamaktadır. Çünkü o dönemde yaşanılan teknolojik gelişmelerden ötürü artık, insan emeğinin yerini makineler almaya başladı ve dolayısıyla ücretli emeğin kol ve kafa gücüne duyulan ihtiyaç azaldı. Ayrıca fabrikalarda çalışan işçilerin, yaşanılan bu gelişmeler doğrultusunda herhangi bir müdahalede bulunmamalarını önlemek için işveren, onların örgütlenmesini engellemektedir ya da onları, işten çıkartmaktadır. İşten çıkartılan emek güçleri, bu duruma yönelik greve gitmektedirler ve kimileri de sadece hakkını savunduğu için olumsuz sonuçlar da yaşanmaktadır. Örneğin, filmde ana karakterlerden bir diğeri olan genç kızın babası, işsizdi ve gittiği grev sırasında öldürülmüştü. Yalnız kalan genç kız, karnını doyurmak için mecbur kaldığından dolayı hırsızlık yapmak zorunda kalmıştır. Bu duruma sürüklenen insanlar, aslında kendi kişilik yapılarıyla hiç ilişkili olmayan ve belki de hiçbir zaman akıllarından dahi geçirmedikleri ancak yapmak durumunda kaldıkları olumsuz durumlar gerçekleştireceklerdir ve bu durumlar onları yaşamları boyunca derinden etkileyecektir.

SONUÇ

1.paragraf

Neyi neden elealdık

1929 buhranı büyük ekonomilerin insani yapıları dikkate almadan üretim yapamayacağını hatırlatan en önemli olaylardan birisidir. Bu nedenle çalışmamız toplumsal değişim ve hafızada önemli bir dönüm noktası olan buhran dönemini kapsamaktadır.

2.paragraf

Ne bulduk

Buhran döneminde gelir adaletsizliği ve fakirlik önemli noktalara ulaşmıştır. Kapital sistem terk edilmese de işçi hakları açısından üretimde emeğin önemi anlaşılmıştır. İnsanlar daha iyi yaşam standartları için çaba göstermişlerdir. Bu dönem filim, roman ve tablolarda üzüntü ile incelenmiş. Ve başkaldırma temaları yoğun olarak ele alınmıştır.

3.paragraf

Kendi fikrimiz

1929 yılı ekonomik kriz olarak adlandırılsa da sosyolojik incelemeler açısından da önemli bir konumda yeralmaktadır. Emek, İşçi sağlığı gibi sosyal konuların öğretilmesi sinema gibi sanat eserlerinin kullanımı etkin ve başarılı olmaktadır.

 

 

 

KAYNAKÇA

ÖNCEL, M. (1969), “Ekonomik İstikrarı Teminde Para ve Maliye Politikalarının Rolü”, Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 26, Sayı:3, (1969) ss. 289-300.

Tekeli İ. ve İlkin S.(1977), 1929 Dünya Bunalımında Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları; ODTÜ, Ankara,1977, s. 12.

Karakayalı H.(1998), Türkiye’nin Ekonomik Yapısı ve Değişimi, Emir Ofset, İzmir, 1998, s. 52.

Coşar N.(2004), Kriz, Savaş ve Bütçe Politikası (1926-1950), Bağlam yay., I.Baskı, İstanbul, 2004, s. s. 64-65.

GÜRSOY M.(2009); Ekonomik ve Finansal Krizler, 1. Basım, MG Yayınları, İstanbul, 2009.

Galbraith J. K. (2013), Büyük Buhran 1929, Çev: Elif Nihan Akbaş, İstanbul, Pegasus Yayınları, Mart 2013, s.185

Bilgin Nuri (2013). Tarih ve Kolektif Bellek, İstanbul: Bağlam Yayınları.

Assmann Jan (2001). Kültürel Bellek (Çeviren: Ayşe Tekin). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

EYÜPOĞLU, S. ve İpşiroğlu, M. (2013). Avrupa Resminde Gerçek Duygusu.İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 2013.

Steinbeck, J.(2010) Gazap Üzümleri, Çeviren: Gülen Fındıklı, 11. Basım Remzi Kitabevi, 2010

 

[1]ÖNCEL, M. (1969), “Ekonomik Đstikrarı Teminde Para ve Maliye Politikalarının Rolü”, Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt: 26, Sayı:3, (1969) ss. 289-300.

[2] Tekeli İ. ve İlkin S.(1977), 1929 Dünya Bunalımında Türkiye’nin İktisadi Politika Arayışları; ODTÜ, Ankara,1977, s. 12.

[3] Karakayalı H.(1998), Türkiye’nin Ekonomik Yapısı ve Değişimi, Emir Ofset, İzmir, 1998, s. 52.

[4] Coşar N.(2004), Kriz, Savaş ve Bütçe Politikası (1926-1950), Bağlam yay., I.Baskı, İstanbul, 2004, s. s. 64-65.

[5] GÜRSOY M.(2009); Ekonomik ve Finansal Krizler, 1. Basım, MG Yayınları, İstanbul, 2009.

[6] Galbraith J. K. (2013), Büyük Buhran 1929, Çev: Elif Nihan Akbaş, İstanbul, Pegasus Yayınları, Mart 2013, s.185

[7] Bilgin Nuri (2013). Tarih ve Kolektif Bellek, İstanbul: Bağlam Yayınları.

[8] Assmann Jan (2001). Kültürel Bellek (Çeviren: Ayşe Tekin). İstanbul: Ayrıntı Yayınları

[9] EYÜPOĞLU, S. ve İpşiroğlu, M. (2013). Avrupa Resminde Gerçek Duygusu.İstanbul: İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, 2013.

[10] Steinbeck, J.(2010) Gazap Üzümleri, Çeviren: Gülen Fındıklı, 11. Basım Remzi Kitabevi, 2010

Bu yazı Ekonomik Tarih kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın