Çağatay Devleti

Binlerce yıllık eski bir tarihi olan Türklerin anavatanı Türkistan birden fazla devlete ev sahipliği yapmış ve bunun sonucunda kültürel bir birlik ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda ana karakterler ise Türk ve Moğol kavimleridir. Bu iki devler zaman içerisinde bazen birbirleri ile mücadele ederek bazen ise tek bir devlet olarak hayatlarını devam ettirmişlerdir. İslamiyet ile birlikte Türk ve Moğol kavimleri daha çok etkileşimde bulunmaya başlamıştır. İslamiyetten sonra Türk-İslam kimliği kazanan Moğollar Türklerin yoğun olarak bulunduğu Maveraünnehir ve Doğu Türkistan coğrafyalarında kendilerine yaşam alanı bulmuşlardır.

Cengiz Han’ın ölümüyle birlikte 1227 yılında ortaya çıkan Çağatay Han Devleti 1445 yılına kadar parçalanmadan varlığını devam ettirmiştir. Çağatay Han ile birlikte Moğol devletlerinin vasallığı olarak kalmışlar bu dönemden sonra Hanlar Moğollar tarafından atanmıştır. Bununla birlikte Moğollar zaman zaman Çağatay Devletinin iç işlerine karışmışlardır. Moğol hakimiyetini kabul etmeyen Çağataylılar zaman zaman isyanlar çıkartmışlar bağımsızlık için savaşmışlardır. Ancak bu mücadeleler sınır komşuları olan İlhanlıların Horasan Bölgesi hakimiyetini isteme ısrarı ile birlikte ertelenmiştir.

1269 yılındaki kurultay Çağataylıların dönüm noktası olmuştur. Bu kurultayda Ögadaylılarla, Kubilay ve İlhanlılara karşı bir ittifak kurmuşlardır. Tarım alanlarının yabancılara karşı korunması ile ilgili tedbirler alınmış ve Maveraünnehir’in büyük bir bölgesi Barak Han’a kalmıştır. Kebek Han döneminde Çağatay Devleti kendi paralarını bastırarak bağımsız hareket etmeye başlamış ve bağımsızlıklarının sembolü olarak Naşhef bölgesi yakınlarında saray yapmışlardır.

Çağataylıların hakimiyet alanının eskiçağlardan  beri istilalara açık olması tam bağımsız olmalarını engelleyen başka bir nedendir. İlhanlı, Kubilay, Şeybani ve Oyrat istilaları sırasında mimari kalıntılara sahip çıkılması Çağatay Devleti’nin önemini arttırmıştır. Örneğin İlhanlılar tarafından  Semerkant ve Buhara Bölgesi işgal edildikten sonra şehirler tekrardan imar edilerek Mesudiye Medresesi tekrardan hayat bulmuştur.

Siyasetten çekilmelerine rağmen Cengiz Han’ın oğlu olan Çağatay’ın ismi onun sülalesine ve kurduğu devletine isim olarak verilmiştir. 16. yüzyılda Çağatay sülalesinden gelen hükümdar isimleri kaybolsa bile Çağatay adı hayatını devam ettirmiştir. Timur Devleti zamanında Ali Şir Nevai ve Hüseyin Boykara gibi gibi sanatçılar ile başlayan Çağatay edebiyatı ve Türkçesi günümüzdeki Özbek Türkçesi içerisinde kendine yer edinmiştir.

Bu yazı Son Yazılar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın