Esnaf Teşkilatı

ESNAF TEŞKİLATI

Esnaf kavramını, şehir ve kasabalarda mal üretimi ile ilgili bir iş kolunun bir alanda uzmanlaşmış kişiler tarafından oluşturulan meslek grupları olarak tanımlanabiliriz. Zaman içerisinde esnaf kelimesi farklı kelimelerle tabir edilmekteydi. Ancak Osmanlı Devleti’nde esnaf tabirinin sıkça kullanıldığı görülmektedir. Esnaf kelimesiyle birlikte ehl-i hırfet ve ehl-i sanat gibi çeşitli mesleklere sahip olan gruplar için kullanılan kelimeleri de karşımıza çıkmaktadır.

Esnaflık kavramı insanlık kavramı kadar eskiye dayanmaktadır. Osmanlı Devleti’ndeki esnaflık kavramı da daha önceki Türk-İslam Devletlerine dayanmaktadır.

Osmanlı Devleti’nde esnaf örgütleri Avrupa’daki gibi yönetimin kontrolünden bağımsız değildi. Nedeni ise; Osmanlı Devleti’nde yardımlaşma ve karşılıklı kontrol esasına dayanan bir prensip vardır. Başka bir deyişle İnsanların mesleğini istedikleri yerde ve istedikleri şekillerde yapmaları mümkün değildi.

Osmanlı Devleti’nde zanaat ehli iki gruba ayrılır. Birincisi “ehl-i hiref-i hâssa” adı verilen devlete ait işyerlerinde çalışanlardır. İkincisi de kendi işyerlerinde çalışanlardır. Devletin birinci gruptakiler üzerinde bir kontrol sistemi bulunuyordu. Bu sistem sayesinde esnaf gruplarını hammadde temini, imalat, satış, aşamalarında denetim altında tutarak savaş gibi olağanüstü zamanlarda serbest meslek gruplarını da hizmetine alabilmekteydi.

Esnaflar arasındaki sorunları çözme ve ilişkileri düzenleme işi kadıya aitti. Bazı durumlar da kadıya gitmeden ara örgütlenmeler tarafından çözülmekteydi. Esnaf Teşkilatı bu ara örgütlenmelerinden biridir.

Esnaf teşkilatının zanaat ve ticarette etkin bir rolü vardır. Aynı şehirdeki esnaf gruplarıyla iletişimde oldukları gibi farklı şehirlerde olanlarla da iletişim kurmaktaydılar. Örgütlenmenin merkezi şehir ve kasabalardı. Her örgütlenme nüfus miktarı bakımından farklı özellikler gösterse de yapı itibariyle benzer özellikler gösterir. İstanbul gibi büyük şehirlerde olan örgütlenmelerin ayrı birimler olarak teşkilatlandıkları da görülmektedir.

Osmanlı Devleti’nde esnaf teşkilatının hiyerarşik yapısı esnaf şeyhi, kethüda, yiğitbaşı, ustabaşı, kalfa ve çırak şeklindedir. Çırak olanlar zaman içerisinde kalfa ve ustalığa terfi olabilmektelerdi. Bu yapıya kadı, muhtesip, nakip, ehl-i vukuf gibi makamları da ekleyebiliriz. Her esnaf grubu kendi içerisindeki özel kuralları kararlaştırıp kadıya sunar, kadı inceledikten sonra divana arz ederdi. Divanda kabul görüp bir belge olarak kabul edilirdi. Bu belgede; ustalık, kalfalık gibi unvanların kazanılma şartları, çalışma saatleri, üretilecek mal ve malın kalitesi, hammadde temini gibi konular yer alırdı.

Osmanlı Devleti’nde kuruluştan itibaren ahi teşkilatı ile esnaf teşkilatı arasında bir ilişki vardır. Ahi teşkilatı içerisinde olan Ahi Baba ve Şeyh gibi yöneticilerin 19. yy’a kadar esnaf birliklerinin amirleri olarak görev aldıkları görülmektedir. Bu amirler tüm esnafları taşımayıp sadece içerisinde bulundukları esnaf birliği ile sorumlu oldukları görülmektedir. Ahi baba adı verilen yönetici devletten aldığı emirle ve esnaf birliklerince seçilerek bütün esnaf birliklerinden sorumlu oluyordu.

Osmanlı Devleti’nde esnaflarla ilgili İsveç elçisi aynı zamanda tarihçi olan Ermeni asıllı Ignace Mouradja d’ Ohsson şunları yazmıştır: “Her meslek özel kurallarla varlıklarını sürdürürler. Mesleklerini icra edenler ayrı ayrı örgütler meydana getirirler. Bunlara ise esnaf adı verilir. Aralarındaki düzeni korumak için devlet tarafından seçilmiş memurlar tayin edilir. Bu memurlara ise kâhya adı verilir. Yiğitbaşı kahyaların vekilleridir. Bunların hepsi kadıya bağlıdır. Bütün dükkanlar sabah açılır gece başlarken kapanır. Dini bayramlar dışında zanaat ve ticaret için ara verilmez.”

Osmanlı Devleti’nde aynı meslek grubundaki esnaflar aynı çarşıda yer alırlardı ve birbirlerini kontrol ederlerdi. Çırak sayıları, çalışma saatleri ve üretim şekilleri de dahil aynı şekle sahiptiler. Aynı mesleği icra edenler arasında kazanç bakımından fazla fark olmaması için çalışılırdı. Esnaf örgütü içerisinde sorun meydana gelirse iş kadıya şikâyet etmekten başka bir yere varmazdı. Çünkü esnaf yöneticilerinin tavsiye ve nasihat vermekten üstte bir yetkisi yoktur. Eğer ki sorun toplumu ilgilendiren bir hal alırsa kadı doğrudan müdahalede bulunurdu.

Osmanlı Devleti’nde esnaflardaki disipline örnek vermek için bir belge özeti: “Devletli, lütuf sahibi, merhametli Sultanım Hazretleri sağ olsun. Bizler Manastır kasabasında ekmekçi, simitçi ve bakkal esnafı olup, adı geçen kasaba halkının sıkıntılarını gidermek için vaktinde ekmek, simitçi fırınlarında simit pişirip ve bakkal dükkânlarında da halkın gerekli yiyecek ve içeceklerini satıp halk zahmet çekmezken, yakın zamanda meyhaneciler, meyhaneleri içinde ekmekçi ve simitçi fırınları açıp, bakkalın sattığı yiyecek ve içecekleri de satıp ve demirciler de keza kendi sanatlarına kanaat etmeyip onlar da bakkalların sattıkları yiyecek ve içecekleri sattıklarından, eskiden beri mevcut olan fırınlar ve dükkânlar işlemez hale gelmekle, rica olunur ki, her esnaf kendi sanatını işleyip bu türlü meyhanecilerin ve demircilerin müdahaleleri yasaklanmak babında ferman efendimindir.”

Osmanlı Devleti’nde esnaflar içindeki kuralları uygulamak için bir heyet yer alır. Bu heyet; ihtiyar ustalar, lonca ustaları, nizam ustaları, kethüda ve yardımcılardan oluşur. Bu kişiler seçimle tayin edilir ve devlet tarafından seçilirdi. Esnaf grupları gerekli gördükleri durumlarda kendi meclislerini toplayıp tedbir alabilirlerdi. Narh sapmaları gibi durumlarda suçlu Müslüman ise hapse atılır, gayrimüslim ise kürek cezası uygulanılırdı. Bu cezalarda birkaç hafta ile birkaç ay arasında olurdu. Cezalarda önemli olan nokta ise hatanın tekrar etmesi olurdu.

Osmanlı Devleti’nde esnaf örgütleri; ihtiyacı olanlara yardım etmek, ölen arkadaşlarının cenaze merasimlerini yapmak, dul ve yetim kalanları korumak gibi konularda kullanılması için vakıf sandıklarına sahiptiler.

Osmanlı Devleti’nde esnafların bulunduğu çarşılar toplum yaşamı ile önemli merkezleri oluştururdu. Günler ibadet saatlerine göre ölçülür halk batılı mallar ve batı fikirleri ile yaşardı. Müslümanlar için Cuma günü, Yahudiler için Cumartesi günü, Hristiyanlar için Pazar günü dükkanlar kapanırdı. Halkın işini kolaylaştırmak ve kontrolü sağlamak için aynı işi yapan esnaf grupları aynı çarşıda bulunurdu. Aynı mesleği yapan esnafların bulunduğu çarşılar yerel adlarla isimlendirilseler de işlevleri aynı idi. Dükkanların karşılıklı sıra ile dizilmiş olduğu yerler ve arasta denilen yerler de çarşı kavramı içinde yer alıyordu. Arastalara aynı malın ticaretini yapan esnaflardan oluştukları için demirciler arastası, terlikçiler arastası gibi isimler verilirdi. Bu çarşılar camiye cemaat temin etmek ve cami çevresine canlılık kazandırmak için genellikle cami etrafında yapılmışlardı. Esnaf, mahallenin özelliklerine göre cami çevresinden başlayarak kitapçılar, ciltçiler, deri eşya satıcıları, terlikçiler, dokumacılar, marangozlar, bakırcılar olarak sıralanır. Şehre yakın yerlerde köylüler için saraçlar ve eyerciler yer alırdı.

Osmanlı çarşılarının gelişmesinde Selçuklular zamanındaki çarşıların önemli olduğu anlaşılmaktadır. Selçuklular zamanında kurulmuş olan han, kervansaray gibi yapılar Konya ve Kayseri başta olmak üzere Anadolu’nun birçok yerinde önemli ticaret merkezleri doğmuştur. Bu düzen Osmanlı Devleti, Anadolu’ya hâkim olduktan sonra korunarak geliştirilmiştir.

Osmanlı Devleti’nde çarşıların merkezi bedestenlerdir. Bedesten değerli malların satıldığı bir tür kapalı çarşı özelliği niteliğindedir. Satılan malların değeri ne kadar yüksek olursa dükkanlar da o derece bedestene yakın olurlar. Bu sıranın başında hanlar yer alır. Sonradan da dükkân ve zanaat bölgeleri gelir. Dış bölgede ise deri atölyeleri ve pazarlar yer almaktadır. Bu tür özellikleriyle bir Osmanlı kentinin ticaret merkezi, bedestenin etrafında gelişen han ve arastaların oluşturduğu bir yerdir.

Osmanlı Devleti’nde her esnaf grubunun çeşitli nedenlerden dolayı meslekten ayrılanlar (hariciler) ve fiilen meslekte çalışanlar(dahililer) olarak ikiye ayrıldığı görülür. Haricilerin ilk sırasında emekliler bulunur. Emekliler yaşlı ustalardan oluşup dükkanlarına gelip gitmezler. İkinci sırada ise düşkünler yer alır. Düşkünler yaşlı olup dükkânı olmayan kimselerden oluşur. Bunların içinde yardıma ihtiyacı olanlara sandıktan yardım verilirdi. Üçüncü sırada ise sakatlar bulunur. Sakatlar, hastalık ya da sakatlıktan dolayı çalışamayan kimselerdir. Bu tür kimselere hem sandıktan hem de usta ve kalfalar tarafından yardımda bulunulurdu. Dahili grupta ise yamak, çırak, kalfa ve ustalar bulunur.

Çıraklar esnaf arasındaki en alt basamaktaki kimselerdir. Çıraklar yardımcı olmak ve mesleği devam ettirmek için ustanın yanına verilirlerdi. Çırak işinde yükselmeyi seçerse ustası ona işini yapacağı yeri ve aletlerini teslim ederdi. İki yıl boyunca yamaklık yapan çocuklar çıraklığa yükselirlerdi. Çıraklar ustasından izin almadan başka ustaların yanına gidemezlerdi. Çırakların dükkân açmaya hazır olup olmadığını ustaları belirlerdi. Çıraklık yapmadan işini öğrenmiş olan kimselerin usta mevkiine yükselmelerine izin verilmezdi. Çıraklım eğitimi sırasında mesleğin incelikleri öğretilirken bir yandan da ahlak eğitimi verilirdi. Çıraklık döneminde belli bir miktar ücret alıp kendini ispatlayan kimse kalfalık mevkiine yükselirdi.

Kalfalar çıraklık boyunca işinin inceliklerini öğrenen kimselerdir. Kalfalar ustalarının bulunmadığı zamanlarda onların yetkilerine sahip olurlardı. Kalfalar haftalık olarak belirli bir ücret alırlardı. Çıraklıktan kalfalığa geçen kimsenin ücretinde belli miktar yükselme olurdu. Kalfalar imalathanede üretime katılıp çırakları denetlerlerdi. Belli bir süre çalışıp mesleğinin inceliklerini öğrenen kalfalar daha sonra ustalık mevkiine geçerlerdi.

Osmanlı Devleti’nde esnaf düzeninde ustalar işi hazırlar, çırak ve kalfalarda hazırlanan işi meydana getirirlerdi. Ustalar tezgâh başında dururken, kalfalar küçük tezgahlarda çalışır, çıraklar ise tezgâh başında durmazlardı. Ustanın kalfa ve çırak üzerinde mutlak otoritesi vardı. Usta olunabilmesi için yaklaşık üç yıl kalfalık yapmak gerekiyordu. Kalfalıktan ustalığa geçiş kolay olmamakla beraber, bazı esnaf gruplarında kimsenin ustalık mevkiine ulaşamadığı yıllar olmuştur. Ustaların en iyilerine o lonca içerisinde ihtiyar adı verilmekteydi.

Osmanlı Devleti’nde çırakların ustalarının emir getirmesi gerektiği gibi, ustaların da çıraklar üstünde sorumlulukları vardır. Örneğin; ustası tarafından emir edildiği bir işte sakatlanan çırak için usta ona diyet öderdi.

Osmanlı Devleti’nde esnaf teşkilatı içerisindeki yöneticiler aşağıdadır.

  1. Kadı:

 Kadı Osmanlı Devleti’nde kendine has yeri olan adli ve mülki görevlidir. İlmiye sınıfı içine giren kadılar, devletin temsilcisidir. Esnaf teşkilatı içerisinde kadı, esnafın başvuru merkezidir. Esnaf arasında çıkan anlaşmazlıkları çözer, kanunlara uymayanları cezalandırırlardı. Şehre gelen mahsulü kaydedip artanlarını orduya gönderirlerdi.

  1. Muhtesib:

Esnafın kontrol eder, terazi ve kantarları kontrol ederlerdi. Ölçüleri düzgün kullanmayıp hile yapanları cezalandırırlardı. Yani bir tür Pazar polisi görevindeydiler. Kadılar delil ve isbat ile karar verirken muhtesib bunlara gerek kalmadan örfi ve idari biçimde karar verebilirlerdi. Muhtesib kanunlara aykırı durumlarda para cezası, dayak veya suçluları ahali önünde küçük düşürecek uygulamalar yapabilirdi. Suni bir darlık oluşturup fiyatların artmasına sebep olmak veya başka bir şehir de daha fazla fiyata alıcısı olan malları şehir dışına çıkarmak reayayı zor duruma düşüreceğinden bu hususlar muhtesib tarafından dikkatle takip edilerek tarafından cezalandırılırdı.

  1. Esnaf Şeyhi:

Esnaf şeyhi tabiri, esnafın büyüğü yerine kullanılan bir tabirdir. Esnafın şikayetleriyle ilgilenirler, devletle esnaf arasında köprü vazifesi görürlerdi. Şeyhin en önemli özelliği esnaf grubunun başkanı olmasıdır. Esnaf grubunun dışarıdaki temsilcisidir. Esnaf arasında çıkacak anlaşmazlıkların ilk geldiği mevkiidir. Şeyhler lonca üyelerinin önemli kimselerinden oluşan mahkemelerde kadı tarafından atanırlardı.

  1. Kethüda:

Esnaf teşkilatının kuruluşundan son zamanlarına kadar yiğitbaşı ile devam eden, esnafın işlerine bakmak için hükümet tarafından görevlendirilen memurdur. Zaman içerisinde şeyh gibi esnaf yöneticileri ortadan kalkmış olsa da kethüda devam etmiş ve ortadan kalkan mevkilerin görevleri de kethüdaya verilmiştir. Esnafla hükümet arasında bir tür aracı olan kethüda hükümet içerisinde itibarlı kimseydi. Kethüdalar esnaf tarafından seçilirdi. Tayin edilen kethüdanın başlıca görevleri içerisinde esnafın çoğunluğunun oyunu alması gerekirdi. Kethüdanın başlıca görevleri arasında sorumlu olduğu loncayı hükümete karşı temsil etmek, hükümetten gelen emirleri üyelere iletmek, emirlerin uygulanmasını sağlamak, yönetime başkanlık etmek, esnaflığa giriş ve lonca içerisindeki törenleri düzenlemek, narhların uygulanmasını sağlayarak haksız rekabetin önüne geçmek, hükümetin istediklerini ve işgücünü sağlamak, hammaddeyi temin ederek esnafa adil bir şekilde dağıtmak vardır.

 

  1. Yiğitbaşı:

Esnafın zanaata ve ustalığına bağlı işlerine bakan kimselere verilen tabirdir. Ustanın kendine ait bir işinin olması için yiğitbaşının izni ve onayını alması gerekirdi. 1650’li yıllardan itibaren esnaf çavuşlarına da yiğitbaşı denilmeye başlanmıştır. Genel olarak kethüdanın yardımcılığını yapardı. Esnaf arasında çıkan anlaşmazlıklarda gidilen ilk makamdır. 1700’den sonra nerdeyse tüm esnaf gruplarında zorunlu olan görevli yiğitbaşıdır. Esnafın genellikle iç meseleleriyle uğraşırdı. Görevi gereği kethüda ile esnaf arasında köprü oluştururdu. Esnafın kendi seçtiği kimseler yiğitbaşı olabilirdi. Sanat ve ustalıkla meşgul olmak, işçilik düzeninin korunmasını sağlamak, görevli olduğu esnaf grubunda yeni ustaların yetişmesini sağlamak, esnaf grubunda disiplini sağlamak yiğitbaşının görevleri arasındadır.

  1. Nakip:

Esnafın yanında şeyhi temsil eden ve şeyhin yardımcısı konumundaki görevlidir. Kethüda ve şeyh arasında köprü vazifesi görür. Esnaf grubunca kendi aralarında seçilirdi. Nakip olacak kimsenin bir meslek sahibi olması ve esnafın işlerini yakından bilmesi gerekirdi.

  1. Ahi Baba:

Esnaf grubundaki en üst yöneticidir. Bulundukları esnaf grubunun sistemli bir şekilde çalışmasını sağlamak, esnafın şikayetlerini devlete iletmek, mesleğe yeni girenlere şed bağlatmak gibi görevleri bulunurdu. Osmanlı Devleti’nde bütün esnaflar ahi baba ve onun yetkilendirdiği kişilerin izniyle iş yaparlar, sanatını yapıp ticaret yapabilirlerdi. Emrindeki idareciler aracılığı ile işinde hile yapanları kontrol edip cezalandırma yetkisine sahiptir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

Yıldırım. Z. (2019). 18. Yüzyılda Konya’da Esnaf Teşkilatı ve Ticari Hayat, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yeni Çağ Tarihi Bilim Dalı, Doktora Tezi, Konya.

Çiftçi, C. (2004). Müşteri memnuniyeti, kalite ve Osmanlı esnafı. Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi, 5(7), 17-34.

Turan, N. (2010). Selçuklu ve Osmanlı Anadolu’sunda Ahiliğin Sosyo-Ekonomik Gelişim Süreci. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi, (52), 151-187.

Şişman, A. (2008). Osmanlı Devleti’nde Batılı Anlamda Mesleki ve Teknik Eğitimin Doğuşu. Uşak Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 1(1), 27-43.

Arslan, H. (2015). Ahilik Teşkilatının Sosyo-İktisadi Yapısı ve Örneklik Değeri. Akademik Bakış Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler Dergisi, (49), 248-271.

Bu yazı Ekonomik Tarih kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın