Göbeklitepe

 

 

Göbeklitepe’de yapılan kazılar arkaik dönemde yaşayan insanlara yönelik düşüncelerimizin gerçeğe ters düştüğünü göstermiştir.  Yazının olmadığı Neolotik Dönemin erken evresinde yaşamış olan insanların inanç ve düşünce yapıları ile bilgileri bizlere sunmaktadır. Tapınağın özellikleri o dönemde yaşayan insanların sanıldığı gibi ilkel olmadıklarını bize göstermiştir.

Göbeklitepe keşfedilmeden önce dünyanın ilk tapınağı Malta’da bulunan MÖ 3000’e kadar inen tapınak idi. Ancak Göbeklitepe’de yapılan kazılar sonucunda burada bulunan tapınak dünyanın belirlenen ilk tapınağı olma özelliğini ele geçirmiştir. Neolotik dönem insanlarının farklı yerlerden bir araya geldikleri ve burada bir tür tören yaptıklarına dair bulgular bulunmuştur.

Bazı teorilere göre; avcılık ve toplayıcılık yapan toplumlar önce tarımı öğrenerek yerleşik hayata geçti ve sonrasında şehirler kuruldu. Ancak 12000 yıl önce yani insanların daha yerleşik hayat düzenine geçmediği yıllara ait olduğu düşünülen Göbeklitepe’de bulunan yapılar bize bu teorileri sorgulama fırsatı vermiştir.  Çünkü Göbeklitepe’de bulunan yapılar ibadet etme ve inancın da insanların temel ihtiyaçları dahilinde olduğunu göstermiştir. Klaus Schmidt’in söylemiş olduğu “Önce tapınak geldi, sonra şehir” sözleri bu konuda önem taşımaktadır.

 

 

Göbeklitepe’de en önemliyi etkiyi yaratan bulgular MÖ 10000 olarak tarihlenen T biçimli dairesel olarak yapılan dikili taşlardır. Tek parça olan bu dikilitaşların ağırlıkları 40-60 ton yükseklikleri ise 4-5.5 metre arasındadır. Bu dikilitaşlar genişliği 30 metreye kadar ulaşan dairesel planların içerisine yerleştirilmiştir. Dikilitaşlar birbirlerine bir duvar ile bağlı olup merkezde bulunan iki tene büyük T biçimli dikilitaşa bakacak şekilde düzenlenmiştir. T biçimindeki bu dikili taşların üst kısmını insan kafasını temsil ettiği kenarlarının ise insan yüzünü temsil ettiği ortaya konmuştur. Taşlar üzerinde yer alan kıyafet, aksesuar motifleri insanı temsil etmektedir. Buradan anladığımız kadarıyla bu dikilitaşlar bir tür insan heykeli tasviri olarak yorumlanabilmektedir.

 

 

T yapıları üzerinde üstün bir zanaatkarlıkla yapılan hayvan ve insan motifleri bulunmuştur. Dikilitaşlar üzerindeki bu motifler belki ölümsüzleştirilmiş, tanrısallaştırılmış hayvanların mitlerini anlatıyor olabilir. Bu mitler, hikayeler arasında da toplumların kimliklerine vurgu yapan yazılar olabilir.

Göbeklitepe’de bulunan kabartmalar, heykellerde daha önceden var olan bolluk ve bereketi belirten Ana Tanrıça Figürlerinin yerine güçlü erkek figürleri yer almaktadır. Bu durum “Ana Tanrıça Kültü’nün” sonradan çıktığını ve neolotik dönemde erkeğin kutsal olduğunu ortaya koymaktadır.

Göbeklitepe arkeolojik kazılarında çıkan deniz kabuğu ve obsidyen buluntuları, bölgede değiş-tokuşa dayalı bir ticaretin olduğunu ve bu bölgeye gelen insanların yaşadıkları bölge hakkında bizlere bilgiler sağlayabilir. Yapılan analizler ile birlikte obsidlenlerin Kapodakya veya Doğu Anadolu’dan geldiğini, bir tür süs eşyası olarak kullanılan deniz kabuklarının da Akdeniz’den geldikleri anlaşılmıştır. Tüm bu bulgular Anadolu-Ürdün-Filistin arasında bir ticaret olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Göbeklitepe’nin bu zamana kadar korunarak kalabilmesinin nedeni ise toprak ile gömülmesidir. Bu yapılar  yapıldıktan 1000 yıl sonra tonlarca taşıma toprak ve çakmaktaşları ile gömülmüştür.  Gömülmesinin nedeni ise din odaklı olabilir. Yeni bir dini kabul eden toplumun eski dine ait tapınakları yoketme düşüncesi ile gömüldüğü anlaşılabilir.

Bu yazı Güncel Gelişmeler kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın