Türkiye’deki Tartışmalarla Tarih

 

1.soru 1960-1980 iç ve dış siyasi gelişmeler

Türkiye’nin modernleşmesi (modernizasyonu), önceki yüzyılda Cumhuriyet’in kuruluş hikayesinin arkasında yatmaktadır. Bu yenilenme dönemi Türk tarihinde Tanzimat dönemine kadar uzanmaktadır. Neredeyse iki yüzyıl doğaya daha yakın olmak ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı ile bu modernleşme sürecinin yeni bir politik biçimini kazanmaktadır.  Ekonomik ve sosyal çalkantıların tarihsel analizi konusu haline geldiğinde sosyal yapıyı etkilemek mümkün değildir. 1960 ile 1980 arasında önemli tarihsel olayların gerçekleştiği Türkiye ve Türk toplumu bu makaledeki analizimizin kapsamını değiştirecektir[1].

27 Mayıs 1960’ta, Cumhuriyet tarihinin ilk askeri darbesi gerçekleşti ve tüm siyasi faaliyetler mevcut hükümeti devirerek askıya alındı. Ulusal Birlik Komitesi adına, askeri yönetim ülkede kurulurken sivil yönetimin kısa sürede olacağı vurgulanmıştır. Nitekim, genel seçim Ekim 1961’de yapıldı, ancak seçim sonucu orduyu memnun etmemiştir. Bu, ülkenin kaosunun orduya yayılmasına ve ordu içinde birçok farklı grup oluşturulmasına neden oldu. Ardından İsmet İnönü’nün başkanlığı tarafından üç ayrı koalisyon hükümeti kurulmuştur[2].

Osmanlı Devleti’nin olumsuz ekonomik yapısını göz önünde bulunduran Türkiye Cumhuriyeti, bir rezerv politikası izlemiş ve dış ticareti belirleyerek yeterli bir politika geliştirmeye çalışmıştır. İlişki, Atatürk döneminde Orta Doğu Ülkeleri ile dengelenmiştir ancak Atatürk’ün ölümünden sonra siyasi ilişkiler, tarihsel ve kültürel bağlantısı olan Orta Doğu ülkeleri ile uzak tutulmuş ve ekonomik ilişkilere de yansımıştır. Ancak sanayileşme prosedürü ve dünya ekonomik krizi ile dış dünyaya bir kapı açmak zorunda kalınmıştır. 1960-1980 yılları arasında Türkiye Cumhuriyeti, petrol ihtiyacı nedeniyle Ortadoğu ülkeleri ile ticaret ilişkilerini geliştirmeye çalışmıştır[3].

 

 

Maliye politikalarının ekonomik faaliyet üzerindeki etkileri, ekonomik konularda tartışmalı konulardır[4]. Demokrat Parti Hükümeti’nin trajik sona ermesinden sonra Türkiye, müttefikleriyle yeni bir döneme girdi. Bu yeni dönemde Türkiye’nin NATO üyeliğinin sorumlulukları ve yükümlülükleri çok fazla değişmemiştir. Soğuk Savaş yıllarında, Türkiye dış politikadaki istikrarını sürdürmektedir. ABD’nin Sovyetler Birliği tehdidine verdiği yanıt, herhangi bir Sovyet müdahalesine karşı Türkiye ile 410 Gökhan Eşel duruyordu. Bu vaat ve Sovyetler Birliği’ne karşı NATO savunma sistemleri Türkiye ile Sovyetler Birliği arasında bir engel oluşturdu. Bu ittifaklar sonucunda Türk-Sovyet ilişkileri yıllarca dondurulmuştur. 1974 Kıbrıs’a Türk askeri müdahalesi, Türkiye – NATO ve Türkiye – ABD arasındaki ilişkiler sorunlu bir ittifak haline geldi ancak müdahalenin ardından her iki taraf arasındaki ilişkiler düzenli yörüngeye dönmüştür. Türkiye’nin bu konudaki vurgusu, Türkiye’nin her iki ittifakı tarafından da anlaşılmıştır. Başkan Johnson ve ambargo mektubunun etkileri Türk-Amerikan ilişkileri üzerinde bazı sorunlara neden oldu, ancak ciddi bir kriz meydana geldi. Amerika Birleşik Devletleri Hükümetleri Soğuk Savaş döneminde Türk-Sovyet ilişkileri konusunda endişelidir. Bu endişeli, çoğu olay bir sağduyu ile sona ermiştir[5]

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, 1960-1980 dönemi hem siyasi hem de sosyal gelişmeler açısından çok önemli bir dönem olarak bilinmektedir. Bu dönem, siyasi çatışma ve hareketlerin yüksek olduğu bir dönemi temsil ederken, ekonomik ve sosyal kalkınma hedefleri bir strateji planında takip edilmektedir. Askeri bir darbe ile başlayan dönem, çalışma hayatıyla ilgili önemli sosyal haklar tanımlanır; ancak yine de başka bir askeri darbe, bu hakların yasalara aykırı olduğu bu süreyi sona erdirdi. Bu dönemde, tıpkı Avrupa’daki tartışmalarda görüldüğü gibi, Türkiye’de bir hükümet olarak sosyal alanlarda daha fazla yer alma fikrinin ortaya çıktığı görülmektedir. 1961 Anayasası ve sosyal devlet ilkesinin anayasaya sokulmasının ardından, sosyal haklar inşa etme çabaları sonucunda önemli yasal ve kurumsal düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Ancak, bu yasal ve kurumsal düzenlemelerin istenen uygulama kapasitesine ulaşmadığı da ifade edilmektedir.[6]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

2.soru 1991-2002 iç ve dış siyasi gelişmeler

Parlamenter demokratik sistemde hükümetin biçimlerinden biri koalisyon hükümetidir. Koalisyon, ortak amaç ve ilkeler çerçevesinde birden fazla siyasi partinin işbirliği ve bu kolektif hedefler için birbirleriyle iletişim ve uyum içinde çalışarak iktidar birliğine dayalı bir hükümet kurma yolu olarak tanımlanmaktadır. Türkiye’nin 1961-1965, 1974-1979 ve 1991-2002 yılları arasında koalisyon tarihi olduğu bilinmektedir. Parlamenter demokratik bir sistem olarak koalisyon kavramının, Türkiye’deki hükümetlerin işlevleriyle ilgili olarak genellikle istikrarsızlığa eşdeğer olduğu söylenmektedir. Bu çalışmada önce koalisyon tanımlanmış, daha sonra Türkiye’de kurulan koalisyon türleri ve koalisyon hükümetleri kısaca açıklanmıştır[7].

Koalisyon hükümeti, ülkeler seçim sistemlerini orantılı temsile doğru giderek daha fazla yeniden biçimlendirdikçe, 20. yüzyılda Batı Avrupa’da egemen bir yönetim biçimi olmuştur. Ancak, bu hükümetler ağır eleştiriliyor. Bunların oluşturulması ve yönetilmesinin zor olduğu, bu nedenle çoğunluk partisi hükümetlerine kıyasla daha az dayanıklı oldukları iddia ediliyor. Türkiye’deki koalisyon politikalarının analizi, Batı Avrupa demokrasilerindeki çok partili politikalar hakkında daha geniş bir araştırma içerisinde yer almaktadır[8]. 2002 seçimleri seçmenlerin istikrara kavuşmasına yönelik bir eğilim göstermemekle birlikte, bir siyasi partinin İslamcı bir soyağacı ile iktidara yükselmesi, iki partinin ortaya çıkması da dahil olmak üzere, parti sisteminde bir dizi önemli değişiklik başlatmıştır[9].

“Yumuşak kuvvetler ayrılığının yansıması olan parlamenter sistemlerde, hükümetin kazanacağı biçim (tek başına hükümet, koalisyon hükümeti ve azınlık hükümeti) ile genel seçimler sonrasında oluşan parlamentonun kompozisyonu arasında yakın bir ilişki vardır. Çünkü parlamenter sistemin bir gereği olarak, hükümet parlamentonun içinden çıkmakta ve yaşamını sürdürmesi parlamentodan alacağı güvenoyuna dayanmaktadır. Parlamenter sistemlere sahip ülkelerde, yapılan genel seçimlerde bir siyasal partinin tek başına iktidar olmasını sağlayacak çoğunluğu elde etmesi her zaman mümkün olmamaktadır. Dolayısıyla, parlamenter sistemin doğası gereği, ülkelerin koalisyon hükümetleri tarafından yönetilmesi sıkça karşılaşılan bir sonuçtur”[10]

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

3.soru 1960-80 ve 1990’lardaki koalisyonların 2000’li yıllardaki seçmen ve partilere etkileri

Koalisyon hükümetleri olgusu, Türkiye tarihinde yaygın bir olgudur. İlk olarak 1960’ların hükümet krizleri sırasında çözüm yöntemi olarak ortaya çıkan, 1970’lerde ve 1990’larda da yaygınlaşmıştır. Bu çalışmanın amacı, 1970’den sonra Türkiye’de oluşturulan koalisyon hükümetlerinde hem koalisyon olgusunu hem de demokrasi anlayışını analiz ederek bir sonuca ulaşmaktır. Koalisyon hükümetleri, çoğunluk hükümetinin başarısız olduğu durumlarda geleneksel olarak alternatif bir yöntem olarak görülmüştür. ancak koalisyon oluşturan farklı siyasi partiler arasında sorunlar da yaygınlaşmıştır. Her ne kadar bu hükümetlerin temel amacının “demokrasiyi somutlaştırdığı” gösterilmiş olsa da, nihai hedef iktidarda kalmaktır.

Seçimler demokrasinin en önemli bileşenlerinden biridir; bu aynı zamanda vatandaşların basit ve ücretsiz bir şekilde yönetişime katılımı açısından da önemlidir. “Seçim” terimi için farklı açıklamalar vardır. Açıklamalardan biri, “Kamu hizmetini yürütecek olan adam ya da yönetim kurulu seçmenler tarafından birden fazla aday arasından seçilir” ve bir diğeri “seçmenlerin seçimlerinin sandalyelere dönüştürülmesini” belirtir. İletişim ağlarındaki iyileşmenin etkisiyle seçim, vatandaşların kendi başlarına yönetişim statüsü olarak ifade edilebilir. Böyle etkili bir görevin doğal bir sonucu olarak, oyları parlamentodaki sandalyelere dönüştürmek için birçok farklı seçim sistemi geliştirildi ve geliştirilmeye devam edildi. Bütün demokratik ülkelerde uygulanan seçim sistemleri üç ana başlık altında toplanabilir; çoğunluk ilkesine dayalı seçimler, orantılı temsil ve hibrit seçim sistemi ilkesine dayalı seçimler. Bu üç farklı sistemin hükümetler üzerinde “istikrar” ve “temsil eşitliği” bakımından farklı sonuçları vardır[11].

 Demokratik sistemlerde, kamu seçimleri ile kurulan hükümetler sadece siyaseti değil, ülke ekonomisini de yönlendirir. Krizlerde Türkiye’de 1990-2012 yılları arasında hükümetlerin ekonomisi ile etkileşim göz önünde bulundurulmaktadır. Başlangıçta spesifik kavramlar açıklanır ve ardından ekonominin göstergeleri belirtilir. Bundan sonra, bu kavramlar çerçevesinde ekonomik göstergeler ortaya çıkar. Bu değerlendirmelerin sonucunda, ekonomik istikrarsızlık ve ekonomik kriz, siyasi istikrarsızlık meydana geldiğinde ortaya çıkar. Siyasi istikrarın oluşmasıyla birlikte, ekonomik istikrara da eşlik eder denilebilir[12].

Ülkemiz, çok partili sistemin başladığı 1950’den bu yana siyasi ve ekonomik kriz ve askeri müdahalelerle karşılaşmıştır. Karşılaşılan krizin sadece birçok siyasi ve sosyal maliyeti değil, aynı zamanda anlaşılmaz ekonomik maliyetleri de vardır. Politik ve ekonomik kriz, ekonomik daralma, ulusal gelir daralması ve bütçe dengesizliği bunlar arasında yeralmaktadır. Bu, ülkenin kalkınmasını ve modernizasyon başlangıcını engeller. Ekonomik sistem çok hassas dengeler üzerine kuruludur. Gerçek piyasalar ürün ve hizmetler, mali piyasalar para ve sermaye piyasalarının içeriden ve dışarıdan açık politik, sosyal ve psikolojik etkiler olduğu anlamına gelir. Ekonomide veya ekonomiden kaynaklanan herhangi bir olumsuz durum veya beyan, insanların taleplerini etkiler ve yatırım, tüketim ve harcama kararlarını değiştirir. Bütün bunlar aynı zamanda seçmenin kararını da değiştirir[13]. 1990 – 2003 yılları arasında kurulan hükümetlerin ortalama bir yıllık ömrü vardır. Neyse ki, Türkiye’de özellikle 1990’lardan itibaren politik istikrarsızlık, ekonomideki ve ekonomik krizdeki olayların kötü seyrinin temelini oluşturmaktadır. Sonuç olarak; ekonomik kalkınmaya sahip olmak için, her şeyden önce Türkiye, siyasette istikrar sağlamalıdır[14]

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

  Demirtürk, S. (1960). 1960–1980 Döneminde Türkiye’de Sosyo-Ekonomik Değişimin Ve Dışa Yönelişin Toplumsal Dinamikleri. 21. Yüzyılda Eğitim Ve Toplum Eğitim Bilimleri Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi, 4(12).

  Önal, T. (2017). 27 Mayıs İhtilali’nin Geride Bıraktıkları Ve İnönü Hükümetleri Döneminin Önemli İç Siyasi Gelişmeleri (1961-1965). Maarif Mektepleri Uluslararası Sosyal Ve Beşeri Bilimler Dergisi, 1(1), 10-25.

  Demir, Y. (1960). 1960-1980 Dönemi Türk-Arap Ekonomik İlişkileri. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi, 8(18), 209-227.

  Takım, A. (2011). Türkiye’de 1960-1980 Yılları Arasında Uygulanan Kalkınma Planlarında Maliye Politikaları. Maliye Dergisi, 160, 154-176.

  Eşel, G. Darbeler Arasında (1960-1980) Türkiye–Nato İlişkileri.

  Özaydın, M. M., & Çevik, Ö. C. Türk Sosyal Politikasında Refah Kurumlarının Yapılanma Çabaları: 1960-1980 Dönemi. Hak İş Uluslararası Emek Ve Toplum Dergisi, 6(16), 597-615.

  Çakır, E. M. 1991-2002 Yılları Arasında Koalisyon Hükümetleri Yönetimi. Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (7), 19-37.

  Dikici Bilgin, H. (2011). Coalition Politics İn Turkey: 1991-2002 (Doctoral Dissertation).

  Sayari, S. (2007). Towards A New Turkish Party System?. Turkish Studies, 8(2), 197-210.

  Sobacı, M. Z. (2015). Türkiye’nin Koalisyon Tecrübesi: Modeller ve Siyasal Gerçeklikler. Seta Perspektif, 109, 1-8.

  Ekmen, S. E., & Fırat, M. S. (2017). Seçim Sistemlerinin Hükümetlere Etkisi. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 7(2), 461-474.

  Karasu, H. (2013). Türkiye’de Hükümetlerin Ekonomi Üzerine Etkisi: 1990-2012 (Master’s Thesis, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).

  Kapusızoğlu, M. (2011). Ekonomik Kriz, 2002 Seçimleri Ve Seçmen Tercihi. Sosyal Ve Beşeri Bilimler Dergisi, 3(2), 121-131.

  Öztürk, H., & Eroğlu, Ö. Siyasi İstikrarsızlık Ve Ekonomi Üzerindeki Etkileri: Türkiye Uygulaması (1950-2003).

 

[1] Demirtürk, S. (1960). 1960–1980 Döneminde Türkiye’de Sosyo-Ekonomik Değişimin Ve Dışa Yönelişin Toplumsal Dinamikleri. 21. Yüzyılda Eğitim Ve Toplum Eğitim Bilimleri Ve Sosyal Araştırmalar Dergisi4(12).

[2] Önal, T. (2017). 27 Mayıs İhtilali’nin Geride Bıraktıkları Ve İnönü Hükümetleri Döneminin Önemli İç Siyasi Gelişmeleri (1961-1965). Maarif Mektepleri Uluslararası Sosyal Ve Beşeri Bilimler Dergisi1(1), 10-25.

[3] Demir, Y. (1960). 1960-1980 Dönemi Türk-Arap Ekonomik İlişkileri. Çağdaş Türkiye Tarihi Araştırmaları Dergisi8(18), 209-227.

[4] Takım, A. (2011). Türkiye’de 1960-1980 Yılları Arasında Uygulanan Kalkınma Planlarında Maliye Politikaları. Maliye Dergisi160, 154-176.

[5] Eşel, G. Darbeler Arasında (1960-1980) Türkiye–Nato İlişkileri.

[6] Özaydın, M. M., & Çevik, Ö. C. Türk Sosyal Politikasında Refah Kurumlarının Yapılanma Çabaları: 1960-1980 Dönemi. Hak İş Uluslararası Emek Ve Toplum Dergisi6(16), 597-615.

[7] Çakır, E. M. 1991-2002 Yılları Arasında Koalisyon Hükümetleri Yönetimi. Ibad Sosyal Bilimler Dergisi, (7), 19-37.

[8] Dikici Bilgin, H. (2011). Coalition Politics İn Turkey: 1991-2002 (Doctoral Dissertation).

[9] Sayari, S. (2007). Towards A New Turkish Party System?. Turkish Studies8(2), 197-210.

[10] Sobacı, M. Z. (2015). Türkiye’nin Koalisyon Tecrübesi: Modeller ve Siyasal Gerçeklikler. Seta Perspektif109, 1-8.

[11] Ekmen, S. E., & Fırat, M. S. (2017). Seçim Sistemlerinin Hükümetlere Etkisi. Kırıkkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi7(2), 461-474.

[12] Karasu, H. (2013). Türkiye’de Hükümetlerin Ekonomi Üzerine Etkisi: 1990-2012 (Master’s Thesis, Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü).

[13] Kapusızoğlu, M. (2011). Ekonomik Kriz, 2002 Seçimleri Ve Seçmen Tercihi. Sosyal Ve Beşeri Bilimler Dergisi3(2), 121-131.

[14] Öztürk, H., & Eroğlu, Ö. Siyasi İstikrarsızlık Ve Ekonomi Üzerindeki Etkileri: Türkiye Uygulaması (1950-2003).