I. ve II. Dünya Savaşı Arasında Filistin Meselesi

  1. I.VE II. DÜNYA SAVAŞLARI ARASINDA FİLİSTİN MESELESİ

 

  1. Dünya Savaşı ile Arap Dünyasında bağımsızlık faaliyetleri hızlanmıştır. Diğer milletler gibi Araplar da milliyetçilik akımından etkilenmişlerdir. Lübnan ve Mısır’daki Hristiyan Araplar arasında başlayan milliyetçilik akımı Müslüman Arapları da etkilemiş ve Arap milliyetçileri Paris’te siyasi atılımlarını gerçekleştirmişlerdir. Arap milliyetçiliği 1916 yılına kadar dar bir çevre ile sınırlıdır. Bunda Arap milliyetçilerinin çoğunun Müslüman olmaması ve halkın düşüncelerine ters bir düşüncede olduklarının etkisi vardır. I. Dünya savaşının çıkması ile birlikte Araplarının önderliğini Peygamber torunu olan Şerif Hüseyin üstlenecek ve din faktörü milliyetçilik faktörüne bağlanacaktır.

 

Osmanlı topraklarını aralarında paylaştıkları gizli anlaşmalara göre; Adana, Antakya, Suriye kıyıları ve Lübnan Fransa’ya; Irak bölgesi İngiltere’ye bırakılacaktı. Suriye’nin diğer bölgeleri ile Mısır ve Ürdün’ü içine alan bölgede Büyük Arap Krallığı kurulacaktı. Bu krallık İngilizlerin ve Fransızların koruyuculuğunda olacaktı. Filistin’de ise Rusya ve müttefikleri ile Şerif Hüseyin tarafından kararlaştırılacak uluslararası bir yönetim kurulacaktı.

 

Fransa Lübnan’ı ele geçirdi ve aynı zamanda Fransa, Suriye’nin anlaşma dışında kalan yerlerinde etkisini devam ettiriyordu. Basra ve Bağdat’ta İngiltere kontrolündeydi. Avrupa’nın düşüncesi bölgede bir İsrail Devleti kurmaktı ve aradaki tek engelde Filistin’di. Bu doğrultuda İngiltere 1917 de Filistin’i işgal etmeye başladı. Aynı zamanlarda Rusya’da Çarlık rejimi de yıkılınca Yahudilere destek gönderilmesini engelleyen en büyük engelde ortadan kalkmış oldu. Çarlık rejimi ortadan kalkınca yerini geçici başkan olarak Krensky geldi ve Çar’ın Yahudiler aleyhine olan yasaları kaldırdı. Almanya’nın denizaltı operasyonundan sonra ABD hükümeti olayın içine girerek Yahudilerin Filistin’deki savunucusu durumuna geldi. İngiltere Dışişleri Bakanı Arthur James Balfour, Wilson’un onayıyla 2 Kasım 1917 de İngiltere Siyonist Dernekleri Başkanı Lord Rotschild’e “Balfour Deklarasyonu” adlı mektubu gönderdi. Mektubun içinde yer alanlar şunlardır:

 

“Yahudi Siyonist beklentilerle uyum gösteren aşağıdaki bildirinin Majestelerinin Hükümeti tarafından Bakanlar Kurulu’na sunulduğu ve kabul edildiğini bildirmekten memnuniyet duyarım. Majestelerinin Hükümeti, Filistin’de Yahudi halk için ulusal bir yurt kurulmasının taraftarıdır ve bu amaca ulaşılabilmesi için gerekenleri elinden geldiğince yapacaktır. Filistin’de bulunan Yahudi olmayan toplumların medeni ve dinsel haklarına yönelik hiçbir önyargıya ve herhangi bir ülkedeki Yahudilerin sahip olduğu haklara ve siyasal konuma halel getirilmesine meydan verilmeyeceğinin bilinmesi gerekir.”

 

Balfour Deklarasyonu’nun bu tarihlerde olmasının nedeni; İngiltere ve Fransa’nın ABD’yi yanlarında savaşa sokma düşüncesidir. İngiltere Şerif Hüseyin’i Balfour Deklarasyonu’ndan 1919 yılında haberdar etti ve Yahudilerin Filistin’e yerleşmesine destek vereceğini açıkladı.

 

Filistin’in kaderini belirlemek için üç belge hazırlandı. Şerif Hüseyin-McMohon yazışmaları Sykes Picot Anlaşması ve Balfour Deklarasyonu. Bu belgelerde yerel halka vaatler sunulmamıştır. Filistin bir yandan kurulacak olan Arap Haşimi Krallığı ile anılıyor bir yandan ise İngiltere veya Fransa mandası olarak yönetilmesi konuşuluyordu.

 

  1. Dünya savaşından sonra Osmanlı Devleti’nin topraklarını paylaşılacağı 24 Nisan 1920 de San Remo’daki konferansta Irak ve Filistin İngiliz mandasına bırakıldı. İngiltere bölgede sivil bir yönetim kurdu. Askeri yönetimi devraldı. Buradaki manda Siyonistlerin amaçları dahilinde tasarlanmıştı. Milletler cemiyeti konseyince kabul edilen Filistin Mandası şartnamesi maddelerinden bazıları şunlardır:
  • Mandater devlet Yahudi milli yurdunun kurulmasını sağlamak için Filistin’i siyasal, idari ve iktisadi koşullar altına koymakla ve Filistin’deki yerleşik halkın medeni ve dini haklarını korumakla yükümlü olacak.
  • Yahudi milli yurdu kurulması ve Filistin’deki Yahudi nüfusun menfaatleri için ekonomik, sosyal ve diğer konularda Filistin idaresi ile iş birliği yapmak üzere Yahudi Ajansı bir kamu organı olarak tanınacak.
  • Filistin’de yaşayan halka zarar vermemek koşulu ile Yahudi göçü kolaylaştırılacak.
  • Filistin idaresi bir vatandaşlık kanunu çıkarmalı ve bu kanunca Yahudilerin Filistin vatandaşlığı hak etmeleri kolay olmalıdır.

 

Anlaşmanın hükümleri uygulanmaya başladı ve yeni hükümetin ilk eylemi göç yönetmeliği oldu. Daha sonra ise Siyonistlerin bölgede toprak alımını kolaylaştırmak için bir tapulama sistemi yürürlüğe konuldu. İngiliz mandası döneminde Filistin’de Yahudilerin politikası vardı. Bölgeye Yahudi göçü, toprak satın alımı, tedhiş ve terör faaliyetlerini desteklemek.

Araplar İngilizlerin Arap-Yahudi arasında bir uzlaşma için yaptıkları politikalarda iş birliği yapmıyorlardı. İngilizlerin; Yahudilere imtiyazlar tanıyarak Filistin’e yerleşmelerini kolaylaştırması fakat Araplara mevcut hakları dışında bir hak tanımaması ve Arapların hayatını zorlaştırıcı kararlar alması Araplarla İngiliz mandası arasında anlaşmazlıklara yol açmıştır. Bu olaylar Filistin’de ayaklanmalara neden oldu.

 

İlk ayaklanma 1920 yılının Nisan ayında Nebi Musa şenliklerinde çıktı. Nebi Musa Kudüs ve çevresindeki bölgelerden insanların katıldığı dini bir şenliktir. Hristiyanların Paskalya Bayramı ve Yahudilerin Hamursuz Bayramı ile aynı zamanda yapılıyordu. Yerel halka göre bu şenlik 12. Yy da Hristiyan ve Yahudilerin Bayramlarına karşılık Selâhaddin Eyyubi tarafından kutlanmaya başlanan bir şenliktir. Bu şenlik Müslüman dini ve siyasi liderleri için Hristiyan ve Yahudi toplumlarına bir güç gösterisi niteliğindeydi. 2 Nisan 1920 yılında ilk kutlama olaysız bir şekilde geçti. Nebi Musa’nın ibadethanesine yolculukta 4 Nisan günü Yafa yolunda önderler kışkırtıcı konuşmalar yapmaya başladı. “Yahudilere güç kullanmazsak onlardan asla kurtulamayız” diye beyanlarda bulunulmaya başladı. Yaşanan gerginlik ve söylemlerden ötürü şenlik Yahudi karşıtı bir gösteriye dönüştü. İki gün boyunca süren bu eylemlerde beş Yahudi öldürüldü, iki yüz on bir kişi yaralandı. Yahudiler bu eylemlere saldırgan Siyonist grup olan Beitat aracılığı ile cevap verdi. Kudüs’teki mahallerde dolaşarak kışkırtmalar yaptılar. Bu olaylarda iki taraftan da epeyce insan öldü. Çatışmanın ele başları olan Hacı Emin El-Hüseyni ve Vladimir Jabotinsky İngiliz hükümeti tarafından yargılandı. Hacı Emin El-Hüseyni Ürdün’e kaçtı daha sonra da affedilerek Kudüs’e geri döndü.

 

Olayların ardından 2. Arap Kongresi yapıldı. Bu kongre gizli bir kongredir. San Remo ve Balfour Deklarasyonu protesto edildi. Nebi Musa İsyanı askeri yönetimin sonunu getirmedi ancak İngiltere manda yönetiminin geleceği konusunda önemliydi. Siyonizm’in resmi temsilcilerinin Filistin’e gelişi ve Filistinli önderlerin isyandaki başarısızlıkları siyasal topluluklar arasında çaresizlik hissi uyandırdı ve 3. Arap Kongresi’nin yapılması kararlaştırıldı. Bu kongrede bir komisyon seçilerek bu komisyonun Filistin’de yaşayan Araplar için mücadele edeceği kararlaştırıldı.

 

 

 

 

İkinci çatışma 1 Mayıs 1921 tarihinde Yafa ’da yaşandı. Yetkililer Yahudilerin 1 Mayıs gösterilerine izin verdi. Ancak izinsiz gösteri yapmak için ellerinde kırmızı bayrak bulunduran 50 komünist Yahudi ilk gruba saldırdı. Müslüman ve Hristiyan Araplar polise yardım etmiş olsa da Yafa ‘da olaylar büyüdü.  Yahudilerin saldırı söylentilerine karşılık Araplar Yahudilerin evlerini yağmaladı. Beşinci günden sonra 40 Yahudi 18 Arap ölmüştür. Araştırmaların ardından yayınlanan raporda “Araplar arası hoşnutsuzluk ve Yahudi göçleri nedeniyle düşmanlıkları şiddet hareketlerine dönüşmüştür. Yahudilerin Araplara gerek siyasi gerek ekonomik itaatinin sonunun geldiği ve Araplar arasında işsizliğinin artacağının tahmin edildiği” bildirildi.

 

20 Ağustos 1922 tarihinde Nablus’ta 5. Arap Kongresi toplandı. Kongre katılanlar dolayısıyla geniş kapsamlıydı. Kongrede söylenen “Biz, Nablus’ta toplanan Beşinci Filistin Arap Kongresi üyeleri, ülkemizin istiklalinin, meşru ve kanuni yollarla Arap Birliği’nin gerçekleşmesi için birlikte hareket etmek, milli bir Yahudi vatanına ve Yahudi göçüne razı olmamak üzere Allah’a, tarihe ve millete söz veriyoruz.” İfadeleri kongreye damga vurdu. Cemal Hüseyni 1923 yılında İngilizlerle bir görüşme yaptı. Yürütme kurumunun çeşitli gruplarca baskı altına alındığını söyledi. Yeni bir Arap Kongresinin baskı altında tutulmaması için girişimlerde bulundu. Bunun yanında Araplar Siyonist uygulamalara son verilmesi için İngiltere hükümetine karşı vergi vermiyorlardı.  Bu görüşmenin ardından 6. Arap Kongresi toplandı. Katılımcılar İngiliz-Arap Anlaşmasını reddetti. Kongrede ayrıca vergi vermeme ve hükümeti boykot etme konularına da değinildi.

 

Yahudiler ve Müslümanlar arasında Ağlama Duvarı konusunda sorun yaşıyorlardı. Yahudiler Orta Çağ’dan beri buraya gelip Eski İsrail’in yasını tutuyordu. İslam inancına göre ise bu yer Hz. Muhammed’in göğe yükseldiği ve atını bağladığı yerdir. Yahudilerin burası yönünde istekleri nedeniyle Müslümanlarla aralarında anlaşmazlıklar çıkarıyordu. Müslümanlar Yahudilerin isteklerini kabul ettikleri zaman kutsal mekanların Yahudilere verileceğinden korkuyordu. Bu sebepten dolayı Yahudilerin yeniliklerini protesto ediyorlardı. 1928 yılı Kom Kippur arifesinde Yahudiler yere her zamankinden fazla kandil getirerek araya paravan koydular. Müslümanlar durumu İngilizlere şikâyet ettiler. Paravanlar kaldırılınca orada ibadet etmekte olan Yahudiler ile polisler arasında olaylar çıktı. Olaydan bir hafta sonra Kudüs ve Mescid-i Aksa çevresindeki Müslümanlar miting düzenlediler.

 

 

1 Kasım 1928 yılında Hacı Emin başkanlığında İslam Kongresi toplandı. Kongrede meselenin yeryüzündeki bütün Müslümanların sorunu olduğu ve onların sorumluluklarını yerini getirmeleri hususlarına dikkat çekildi. 1928 yılında artan Yahudi göçleri Arapları korkuttu. Arapları korkutan mevzu Yahudi Ajansı’nın oluşmak üzere olmasıydı. 1929 yılında hükümetin Ağlama Duvarı konusunda Müslümanlardan yana tavır almasından dolayı Yahudiler tarafından eylemler gerçekleştirildi. Betar grubu Kudüs’teki hükümet binasına doğru yürüyüş gerçekleştirdiler. Buna karşılık olarak Müslümanlarda gösteriler düzenlediler. Karşılıklı bu olaylar gerginlikleri arttırdı. 23 Ağustos tarihinde Kudüs’e gelen çiftçiler Mescid-i Aksa içinde toplanarak Harem-i Şerif’e baskın yapmayı düşündükleri söylentileri ortalıkta dolaşmaya başladı. Batu Duvarı (Ağlama Duvarı) ‘na   doğru saldırıya geçtiler. Yahudi işyerlerine saldırdılar. Bu olaylar Yahudi semtlerine sonrada ülkenin diğer yerlerine yayıldı. Üç semavi din için kutsal sayılan Hebron’da yaşayan Yahudilerin yerlerini savunması için Haganah (Birleşik Krallık Filistin Mandasındaki Yahudi yerleşimlerini korumak amacıyla kurulan ve 1920-1948 yılları arasında faaliyeti gösteren Yahudi örgüt) tarafından asker gönderilmek istendi ancak oradaki Yahudiler orada yaşayan Araplarla araları iyi olduğu için asker talebini reddettiler. Arap saldırganlar oradaki Yahudileri katletmeye çalıştılar ancak orada yaşayan Araplar Yahudileri kurtarmak için çalıştılar. Olayların ardından suçlu görülen 116 Arap İngiliz polis ve askeri tarafından öldürüldü.

 

  1. ve II. Dünya savaşı arasındaki dönemde Arap ve Yahudi çatışmaları büyük sorunlara yol açmıştır. Bu doğrultuda iki tarafta siyasal ve toplumsal olarak örgütlenmiştir. Filistin’in güçlü aileleri tarafından kurulan siyasi partiler bunların bir örneğidir. Bu partiler şunlardır:
  2. İstiklal Partisi: Bütün partiler içerisinde en gelişmiş olanıdır. Partinin liderleri Nablus, Hayfa, Safed, Tiberias ve Cenin’ de oldukça etkilidir. Ulusal politikada güçlüdür.
  3. Milli Savunma Partisi: 1934 yılında kuruldu. Lideri Neşaşibi ailesinden Ragıp Bey’dir. Partinin amacı Filistin’in bağımsızlığını sağlamaktır.
  4. Filistin Arap Partisi: 1935 yılında kuruldu. Lideri Hacı Emin’in yeğeni Cemal Hüseyni’dir. Amacı Yahudi milli yurdunun kurulmasını önlemek ve Filistin’in Arap karakterinin korunmasını sağlamaktır.

 

Reform Partisi: 1935 yılında Kudüs’te birçok kez Belediye Başkanı olan ailesinden fert olan Hüseyin El-Khalidi tarafından kurulmuştur. Görünüşte Transürdün ile Filistin’in birleşmesini amaçlıyordu.

 

KAYNAKLAR

 

Altunbeğ Turgut, C. (2015). Ortadoğu ve Filistin (1920-1949). Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

Bayram, İ. (2018). İsrail ve Filistin Çatışması: Birleşmiş Milletler’in Rolünün Neorealist Perspektiften Analizi, Bahçeşehir Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Küresel Siyaset ve Uluslararası İlişkiler Lisans Programı, Yüksek Lisans Tezi, İstanbul.

Karaköse, H. (2004). Yahudilerin Filistin’e yerleşme Girişimleri ve Süleyman Fethi Bey’in Layihası (1911). Gazi Üniversitesi Kırşehir Eğitim Fakültesi Dergisi, 5(1), 43-57.

Kevser Kaplan, F. (2019). Değişen Dünya Düzeni Etkisinde Filistin-İsrail Sorunu, Ufuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Uluslararası İlişkiler Programı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

Özgül, E. (2018). 1917 Balfour Deklarasyonu ve Filistin’e Yahudi Göçü, Balıkesir Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Balıkesir.

Bu yazı Politika, Son Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın