İbrahim Çallı

İbrahim Çallı Biyografisi

Ünlü ressam İbrahim Çallı; o dönem içerisinde İzmir Vilayetine bağlı olan Çal kasabasında, 13 Temmuz 1882 yılında doğmuştur. Babasının adı Kasap Osman Efendi’dir. İlkokul ve ortaokulu Çal Rüştiyesinde tamamlayan İbrahim Çallı, lise hayatını İzmir Mülki İdadisinde tamamlamıştır. Erken yaşta anne ve babasını kaybeden ünlü ressamımız, bir süre ablası ve eniştesiyle kaldıktan sonra büyüklerinin isteği üzerine Çal’da kendisinden büyük bir kadınla evlenir. Hayali İstanbul’a gidip yeni bir hayat başlangıcı yapmak olan İbrahim Çallı, ailesinden düşen mirastan payına düşen toprak satılınca bu isteğini gerçekleştirecektir.

Bazı makalelerde İbrahim Çallı’nın; 12 yaşında iken Rum kunduracılarının dükkanlarında gördüğü resimlere hayranlık içerisinde baktığı, Çal kasabasındaki hayatına 17 yaşına kadar katlanabildiğini, asıl niyetinin askeri okula gitmek olduğu söylenmiştir.

Ünlü ressam İbrahim Çallı İstanbul’a geliş hikayesini 1934 yılında Naci Sadullah şöyle anlatmaktadır:

Çal’da bağın satışından aldığım altınları kuşağıma yerleştirip de İstanbul’un yolunu tuttuğum zaman, resmin, ressamlığın adını bile duymamıştım daha… İstanbul’a ayak bastığım gün, talihsizlik evvela dişleri, kuşağımdaki altınlara geçirdi. Altınları hovardalıkta temizlediğimi sanma ha… Öyle olsa canım yanmazdı. Senin anlayacağın alık alık bakınırken çaldırdım altınları… Meteliksiz kalınca elime bir gaz tenekesi, bir arkalıksız sandalye eskisi, bir hokka, bir de kalem geçirdim. Gittim Yeni Cami’nin önüne oturdum. Başladım arzuhalcılığa! O zaman ortalık böyle kesat değil, buhran muhran da yok. Günde 50, 60 para çıkarabiliyordum.”

Resim hayatına başlama sürecini tekrardan, Naci Sadullah’a anlatan İbrahim Çallı yaşadıklarını şöyle anlatmaktadır.

“Bir gün Tavuk pazarında bir meyhaneye gittim, orada Ermeni bir ressamla ahbap oldum. O, bana resimden, ressamlıktan bahsetti. Tablolarını gösterdi. Boyaların birbirine karışmasından hasıl olan mor, pembe, sarı, kırmızı, yeşil, ne bileyim ben, doğan birçok şekiller adeta büyü gibi sardı beni. Acem Hakkı’ya gittim: ‘Ben resme meraklandım. Başlamak için öteberi, bu öteberiyi almak için de biraz para lazım. Bunu buluver.’ Dedim. Çıkardı iki mecidiye ödünç verdi bana… O Ermeni ile beraber gidip düzdük takımı. Boyaları ele geçirince, gittim acem Kanber ağadan birde fıstık ağacı aldım… Anlasana canım, fıstık ağacı kartpostalı yani… Yenicamideki yazıhanemin yanına bir de atölye kurdum. Müşteri çıktıkça gaz tenekesinin başına oturup arzuhal yazıyor, boş kalınca da atölyeme geçip fıstık ağacının resmini yapıyordum. Tabii fıstık ağacı kübik eserler gibi birşeye benzemedi. Halbuki, bende merak çoğaldı bu işe! O sıralarda Adliye serkomiseri Osman Bey’le ahbap oldum. O, yazım güzel diye, beni İcra dairesine mülâzım yazdırdı. Cinayet başkâtibi Rıfat Bey de eski redingotunu bana hediye edince: -Eh dedim, anlaşıldı, ikbal yolu gözüktü… On kuruşa da ben kıydım. Bir kolalı önlük tedarik ederek takımı tamamladım. Ve giyinerek resmen efendiliğe başladım. İlâmlardan filan para da çıkıyordu. Kazancım da artınca: Bizim ressamlık kendi kendine yürümeyecek, dedim ve ders almıya karar verdim. Tavukpazarındaki Ermeni ressamı buldum. Ona anlattım. O beni çarşı içine götürdü. Ropen Seropyan isminde başka Ermeni ressamla tanıştırdı. Ropen Efendi bana resim öğretmeyi kabuletti. Pazarlıkta da ayda 50 kuruştan uyuştuk. Oraya gidip gelirken günün birinde de Şeker Ahmet paşanın oğlu İzzet Beyle tanıştım. Ben de efendiyim ya… Anlaştık… Beni Mercandaki konaklarına götürdü. Nihayet bir seferinde de babasıyla görüştürdü. Konağa gidip gelişlerinden birinde, Şeker Ahmet Paşa beni mektebe yazdıracağını söyledi. Sevmiş ve beğenmiş, kabiliyetli bir şey zannetmiş olacak herhalde… Elime bir tavsiye mektubu verdi, götürdüm, Sanayii nefisenin müdürü ve banisi Hamdi Beye verdim. Bu suretle girdim oraya…”

Ünlü Ressam İbrahim Çallı, Rupen Seropian’dan ilk resim dersini almıştır. Burada sadece resim dersi almayıp Şeker Ahmet Paşa ve Oğlu ile tanışmıştır. Bu dönemlerde resim sanatı sadece gayrimüslim tebaa ve saray çevresindedir. Çallı’nın hocası onun bu dar olan sanat çevresine girmesine yardımcı olmuştur.

1906 yılında Sanayi-i Nefîse Mektebi Âlisi Resim Şubesi’ne giren İbrahim Çallı, burada deneyimli hocalar olan Valeri ve Zarzecki ’den ders alır. Bu dönemde İbrahim Çallı’nın arzuhalciliği bıraktığını ancak Adliye Katipliği işine devam ettiğini bilmekteyiz. Bu sebepten ötürü çokça resim yapma şansıda olmuştur. İbrahim Çallı 1934 yılında yaptığı bir röportajda Sanayi Nefise Mektebini dört yılda bitirdiğini açıklamıştır.  Bu o dönemde tartışmalara neden olmuştur. İbrahim Çallı bu olayları şu sözlerle anlatmaktadır:

“Bu o zaman bir hadise oldu. Benim diplomamı Şeker Ahmet Paşa’nın hatırına medyun olduğum söylendi. Muvaffakiyetimi çekemiyenlerin arasında Hüseyin Cahit Bey de vardı. Hatta “Tanin” de bir baş makale yazdı ve: ‘Sanayiinefise mektebinde, devri meşrutiyetin hakperesttik şiarına mugayir muameleler oluyor. İbrahim efendi isminde bir adama iltimasla diploma ve derece veriliyor. Hürriyet devrinde, iltimas, haksız ikballere basamaklık etmemelidir. Olamaz…’ Filan dedi… Bunun üzerine beni bir daha imtihana çektiler. Yine muvaffak oldum. Avrupaya gönderdiler. Gittim, geldim… Ve ‘Çallı İbrahim’ oldum nihayet…”

İbrahim Çallı o dönem Sanayi Nefise Mektebinde açılan bir müsabakada Avrupa’ya gitme şansını elde etmiştir. O dönemlerde Avrupa’da eğitim almak büyük bir ayrıcalık olarak görülüyordu. Yapılan bir araştırmaya göre o dönemde Avrupa’da okuyan Türk öğrenci sayısı hayli kısıtlı idi. Devlet tarafından burs ile gönderilen İbrahim Çallı ve Hikmet Onat kısa sürede Fernand Cormon’un öğrencileri arasına katılırlar. İbrahim Çallı 1910-1914 yılları arasında Fernand Cormon’un École des Beaux-arts’daki atölyesinde eğitim görmüştür. 1900 1914 yılları arasında Fernand Cormon’un 97 si yabancı olmak üzere 447 öğrencisi bulunmaktaydı. Bunlardan 15’ i Türk’tür.

Girişken mizahı sayesinde İbrahim Çallı Fernand Cormon’u etkilemeyi başarır ve kendisini sevdirir. Öyle ki Fernand Cormon, İbrahim Çallı’yı atölyenin nazırı yapmıştır. Daha sonraki dönemlerde de İbrahim Çallı’yı evinde ziyarete gelmiştir. İbrahim Çallı buradaki eğitimi boyunca birçok akademik çalışma yapma şansını elde etmiştir. İbrahim Çallı’nın Paris’te olan eserleri hakkında ise bilgiye sahip değiliz.

1914 yılında 1. Dünya Savaşı’nın çıkması sebebiyle İbrahim Çallı ve Paris’te eğitim gören sanatçılar yurda geri dönmek zorunda kaldılar. İstanbul’a tekrar döndükten sonra İbrahim Çallı, ilk eşi olan Ayşe Hanım’ı ve kızı Sara’yı yanına almak istemiş fakat ailesinin tutucu tavrı nedeniyle bir daha eşini görememiştir. Daha sonra resmi nikah ile evlendiği ikinci eşi Münire Hanım’dır. İbrahim Çallı’nın Münire Hanım’dan Belma Çallı adlı bir kızı olmuştur.

Belma Çallı’nın bir röportajda dediğine göre İbrahim Çallı Paris’den döndükten sonra Sanayi Nefise Mektebinde hoca olasıya kadarki aradaki süreçte, Abdülmecid’in resim hocalığını yaptığını ve Abdülmecid’in kızı olan Dürrüşehvar Hanım’ında bir portresini yaptığını da açıklamıştır.

1910 yılında Osman Hamdi Bey’in ölümü üzerine kardeşi Halil Ethem Bey Sanayi Nefise Mektebi kadrolarında değişiklikler yapıp, yurda dönen genç ressamları kadroya almıştır. İbrahim Çallı Sanayi Nefise Mektebindeki görevine 1 Kasım 1914 tarihinde başlamıştır. Fransa’dan dönüp hoca olan İbrahim Çallı bu olanları şu sözlerle anlatmaktadır:

“Fransa’dan dönmüştüm. Halil Hoca beni Akademiye tavsiye etti: ‘İyi talebedir’ diye. Boş kadro varmış. 30 altınlık bir kadro. Ama Akademi Müdürü ‘Çapkın Çallı senin sicilin bozuk’ diyerek 8 altın maaş bağladı. Buna da şükür, ya Hilâliahmer menfaatine çalıştırsaydı!”

  1. Dünya Savaşı İstanbul’daki sanatsal etkinlikleri de fazla etkilemiştir. Bu dönemde İbrahim Çallı, Çanakkale Cephesi’ne ziyaret yaptığı ve İzmir’de de bulunduğu bilinmektedir.

İbrahim Çallı Fransa’ya gitmeden önce Osmanlı Devleti’nde 2. Meşrutiyet dönemi başlamış ve sanat alanında önemli yenilikler yapılmıştır. Bu yeniliklerden en önemlisi 1909 yılında kurulan Osmanlı Ressamlar Derneği’dir. Bu derneğin üyeleri arasında İbrahim Çallı, Sami Yetik, Şevket Dağ, Hikmet Onat bulunmaktadır. İbrahim Çallı bu derneğin kurucu üyeleri arasındadır. Cemiyetin yayın organı “Osmanlı Ressamlar Cemiyeti Gazetesi” dir. Gazetenin çıkan ilk sayısında kuruluş amacının Osmanlı’da ressamlığın ilerlemesi olduğu söylenebilir. Osmanlı Ressamlar Cemiyeti daha sonrasında 1921 yılında “Türk Ressamlar Cemiyeti” olarak değişmiştir. Kurucuları arasında gene İbrahim Çallı vardır.

Paris’den dönüşte Çallı ve kuşağının resim için atılımları göze çarpmaktadır. Bunların arasında Galatasaray sergilerinin açılması ve bu sergiler sayesinde ressamlığın Müslüman tebaa arasında meslek dalı olarak algılanması yatar. Resimde çıplak figürlerde bu dönemde ülkeye girmeye başlar. Galatasaray sergileri her yıl açılmış olup, sergiler sayesinde resim sergileme geleneği de oturmaya başlar. Bu olaylar Müslüman kesimin ressamlığı bir meslek dalı olarak görmesinde yardımcı olmuş ve genç kesimler ressam olmaya teşvik edilmiştir. Galatasaray sergileri bu dönemde resimle halkı buluşturan etkinlikler haline gelmiştir. Resimlerde eski ressamlardan olan Osman Hamdi Bey gibi sanatçılarının izleri görülmediği gibi Cormon gibi Fransız sanatçılarının da izleri görülmemektedir. Çallı kuşağı yurda geldikten sonra kullandıkları yeni tekniklerle empresyonistler olarak adlandırılmışlardır. Ancak onlar kendilerini empresyonist olarak görmemekteydi.

İbrahim Çallı’nın sanat hayatında bir diğer dönük noktası ise Rus ressam Alexis Griçenko ile tanışmasıdır. İbrahim Çallı’nın Mevleviler ve Arzuhalciler olarak bilinen resim sergisinin ilhamı Griçenko’nun sanatıdır.

İbrahim Çallı kendi kuşağındaki sanatçıların aksine belli konularda uzmanlaşmak yerine konu dağarcığını geniş tutmuştur. Desen özelliği çok iyi olmasa da, yaygın olarak kullandığı yağlı boyadan hayatı boyunca kopmamış ve renkçi ressam olarak öne çıkmıştır. Manolyalar adlı eseri buna bir örnek olup Manolya teması adeta onunla özdeşleşmiştir.

İbrahim Çallı kendi kuşağındaki diğer sanatçılara kıyasla yenilikçi ve deneysellik özelliğiyle ön plana çıkar. Mevleviler ve Arzuhalciler sergisi Türk Resim Sanatında modernizmin ilk örnekleri olarak görülmektedir. Bu eseri sayesinde 1921 yılında yeni bir çığır açmıştır.

İbrahim Çallı 1930’ lu yıllar yani sanat piyasasının yeni oluşmaya başladığı yıllarda, Cimcoz Ailesi için birçok sipariş almıştır. Bu sayede nitelikli aile koleksiyonları ortaya çıkmış ve bu eserler günümüze kadar ulaşmıştır. Ayrıca İbrahim Çallı ve Salah Cimcoz 1935-1936 yıllarında Moskova ve Kiev gibi yerlerde sergiler düzenlenmesine ön ayak olmuş ve Türk Resim Sanatının dünyaya tanıtılmasında etkin rol oynamışlardır. Bu sergilerde İbrahim Çallı Uzman Ressam olarak görev almıştır.

Eğitimci olarak İbrahim Çallı Cumhuriyet kuşağının geliştirmekte etkin rol oynamıştır. Nurullah Berk’in Hoca vardır, neden iyi olduğu belli olmaz ama, yine de yetiştirir, dokunmadan, ellemeden öğrenciyi, sanki küçük küçük fiskelerle büyütür, yetiştirir. Çallı onlardandı. Havanızı buluverirdiniz onun atölyesinde. Ondan size bir şeyler geçerdi” açıklaması Çallı ve atölyesinin kendine özgü bir ortamı olduğunu anlamamıza yardımcı olur. İbrahim Çallı öğrencilerine meslek sevgisi aşılamış ve onların birer sanat kimliği aşılaması için onları eğitmiştir.

1937 yılında Léopold Lévy’nin gelişi ile Çallı Atölyesi kapanmış ve genç ressamlar bu yeni hocanın etrafında toplanmaya başlamışlardır. Bu olaylar İbrahim Çallı’yı 1947 yılında emekli olmaya sevk etmiştir. Emeklilik dönemlerinde İdealizminden kopan İbrahim Çallı Natürmort ve Peyzaj eserlere ağırlık vermiştir.

 

22 Mayıs 1960 yılında hayata gözlerini yuman ünlü ressam İbrahim Çallı Türk Resim Sanatı için önemli bir şahsiyettir. Türkiye’deki resmin gelişmesine yardımcı olmuş, özgün ve yeni ressamlar yetişmesi için uğraşmıştır. Bildiğimiz 476 tane resmi vardır. Ayrıca İbrahim Çallı Cumhuriyet dönemi boyunca açılan 14 sergide başrol oynamış, Türk halkına resmi sevdirmeye çalışmıştır.

 

Başlıca Eserleri 

 

Zeybekler 

İbrahim Çallı Zeybekler

 

Avluda  Oturanlar

 

En yüksek değere satılan Çallı Tablosudur. 2014 yılında 2 milyon 460 bin liraya satılmıştır.

  

 

Mevleviler

 

 

Sahilde Gezintiye Çıkan Kadınlar 

 

 

Manolyalar

 

Diğer Eserleri 

 

  • Mavi Vazodaki Güller
  • Balkonda Oturan Kadınlar
  • Kadın Portresi
  • Gül Koklayan Kadın
  • Yeşil Elbiseli Kadın
  • Adada Piknik Sefası
  • Plajda Kadınlar
  • Hasene Cimcoz Portresi

 

 

KAYNAKÇA

 

GÜLER. A. (2014). İbrahim Çallı, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sanat Tarihi Anabilim Dalı Batı Sanatı ve Çağdaş Sanat Bilim Dalı, Doktora Tezi, İstanbul.

AKYÜZ. S.(2019). İbrahim Çallı’nın eserlerinde nü teması, Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim ve Baskı Sanatları Anasanat Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Giresun.

TİRYAKİ. K. (2019). İbrahim Çallı, Neş’e Erdok, Turgut Zaim Türk sanatına katkıları ve eserlerinin konu, biçim, içerik açısından incelenmesi, Giresun Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Resim ve Baskı Sanatları Anasanat Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Giresun.

ALTINÖLÇEK. S. (1994). İbrahim Çallı Türk resim sanatı içindeki yeri ve önemi, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksel Lisans Tezi, İstanbul.

SARI. S. (1994). Ressam İbrahim Çallı’nın hayatı, kişiliği ve sanatı, Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Konya

Bu yazı Biyografi, Son Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın