Kapitülasyonlar

Osmanlı Devleti’nde Kapitülasyonlar

Kapitülasyonlar geçmiş zamanlarda ticaret sektörünün ana unsurlarından birisi olmuştur. Çeşitli devletler yabancı devletlere ticari imtiyazlar vermeyi kabul etmişlerdir. Örneğin; Bizans 1275 yılında Cenevizlere kapitülasyonlar vermiştir. Fransa ve İngiltere’de Venedik Cenevizlere kapitülasyon verirken, Memlukler Fransızlara kapitülasyon vermişlerdir. Başka bir deyişle kapitülasyonlar Doğu ve Yakındoğu Devletlerinin bir gerçeği olmuştur. Osmanlı Devleti’nde ise kapitülasyonlara kuruluştan itibaren rastlamaktayız. Osmanlı Devleti, Bizans ve Memlukler ’in mirasını devralarak dinsel ve sosyal alanlarda kapitülasyonlar uygulamıştır.

Osmanlı Devleti yabancılara kapitülasyonlar vererek Hristiyan dünyası içerisinde müttefik elde etmeyi amaçlamıştır. Ayrıca Avrupa ile gerçekleşecek ticari anlaşmalarla altın, gümüş, kalay, barut, kimyasal maddeler gibi nadir bulunan malları edinmeyi amaçlamışlardır. Bu eşyalardan bazıları yünlü kumaş, mücevher ve kristal eşyalardır. Bu eşyalar daha çok zengin zümre tarafından tercih edilmektedir. Bunların yanında ticaretten sağlanan gelir kaynağı da kapitülasyonların verilmesinde etkili olmuştur. Osmanlı Devleti gümrük yoluyla kazanılan gelire hep ihtiyaç duymuştur. Osmanlı Devleti en güçlü olduğu dönemlerde dahi kapitülasyonlar vererek ülkeye gelen yabancı tüccarlar sayesinde ekonominin gelişmesini sağlamıştır.

Osmanlı Devleti 17.yüzyıldan itibaren yabancı devlerle yapılan kapitülasyonların etkisini fazlaca hissederek çağın gerisinde kalmıştır. Bu yükün altından kalkmak için 18.yüzyılda askeri, mali ve idari düzenlemeler yapmıştır. Bu dönemlerden netice alamayınca kapitülasyonlar devletin çöküşünü hızlandırmıştır. Coğrafi keşiflerle beraber iki ticaret yolu olan İpek ve Bahara yolları önemini kaybetmiş ve Anadolu hayatını sönmesine neden olup ekonomi ve ticareti olumsuz etkilemiştir.

Yeni yerlerin keşfi ile Avrupa’da altın ve gümüş bolluğu yaşanmıştır. Ters orantılı olarak Osmanlı Devleti’nde de değerli maden sıkıntısı yaşanmaya başladı. Durum böyle olunca Osmanlı Devleti resmi parası olan akçenin değerini düşürmek zorunda kalmıştır. Örneğin 100 dirhemden 269 akçe kesen Osmanlı Devleti 3. Murat zamanında 100 dirhemden 950 akçe kesmeye başlamıştır.

Osmanlı ekonomisine en büyük darbeyi Kapitülasyonlar vermiştir. Devletin güçlü olduğu zamanlarda Fransa’ya verilen imtiyazlar sonradan bir yüke dönüşmüştür.

Osmanlı Devleti 1838 Balta Limanı Antlaşması ile yabancılara yönelik olan ticaret kısıtlamalarını kaldırmıştır. Gümrük Duvarı’nı kaldıran bu antlaşma ile ucuz Avrupa malları Osmanlı pazarlarını doldurdu. 1854 yılında ilk borç antlaşması imzalanmıştır. Ancak bu alınan borç ile herhangi bir yatırım olarak değerlendirilmedi. Savaşlara ve gösterişe harcanan bu paranın faizini ödemeyince Avrupalı Devletler 1881 yılında Duyun-u Umumiye’yi kurarak devletin bütün gelir kaynaklarına el koymuşlardır.

Ekonominin bozulması ile yönetimde, sosyokültürel alanlarda ve devlet kurumlarında da bozulmalara yol açmıştır. Yönetimde otorite boşluğunun çıkmasıyla; kadınların, saray ağalarının ve ulemanın ön plana çıkmasına neden olup taht kavgalarının çıkmasında etkin sebep olmuştur. Önceden büyümek ve sonradan da sınırları korumak için yapılan savaşlardan da kayıplarla dönülünce ekonomi iyice bozulmuştur. Savaşta ölen insanlarla beraber çalışacak nüfus ve insan gücünün kaybolması üretici nüfusun tükenmesine neden olmuştur. Tımar Sistemi bozulunca hem ekonomi hem de ordunun gücü zayıflamış, kullanılmaya başlayan ateşli silahlarla beraber sipahilerin önemi azalmış, maaşlı askerler devletin hazinesine ağır bir yük katmıştır. Milliyetçilik akımları Osmanlı topraklarında yaşayan azınlıkları olumsuz etkilemiş, çıkan isyanlarla devlet uzun süre uğraşmıştır.

19.yüzyılda Osmanlı toprakları Avrupa için önemli bir pazar haline gelmiştir. Savaşlardan alınan yenilgilerle ekonomik çöküş yaşanmış, kapitülasyonlar ve Sanayi Devrimi’nin getirdiği sorunlarla devletin yıkılması kaçınılmaz olmuştur. Kapitülasyonlarla beraber yabancı sermaye Osmanlı ekonomisine girerek ekonominin gerilemesine neden olmuştur. Teknolojik gelişmelerden de Avrupa’nın gerisinde kalan Osmanlı Devleti kurtuluşu kapitülasyonlarda bulmuştur.

Osmanlı Devleti’nde kapitülasyonların uzun süre devam etmesinin en büyük nedeni 1856 Paris Kongresidir. Bu kongre ile Osmanlı Devleti, Avrupa Devletleri arasına girmiş, batıyı benimsemiştir. Avrupalı devletler ise Osmanlı Devleti’ni topraklarını paylaşmak ve devletin güçsüz olmasından yararlanarak sömürge duruma getirmek istemişlerdir. Bu sebepten dolayı sürekli olarak geçmişten gelen imtiyazları ve kapitülasyonları genişletme amacı gütmüşlerdir.

1915 yılında 5300 çalışanı olan Duyun-ı Umumiye umumiye temsilcilerinin kendi ülkelerinin lehine çalışması bu kurumu Avrupa’nın Osmanlı’ya yaptığı siyasal müdahalenin en büyük aracı olmasına neden oldu. Başka bir deyişle Duyun-ı Umumiye Avrupa Emperyalizminin mali ve iktisadi bir ayağı oldu. 20.yüzyıldan sonra Osmanlı’da hemen hemen her yerde olan, binlerce çalışanı ile çeşitli yatırımlar yapan ve Avrupa tarafından korunan Duyun-ı Umumiye ile gene bir Avrupa baskısı altında kurulan Osmanlı Mali Nezareti kurulacaktır. Duyun-ı Umumiye ayriyeten demiryollarına yaptığı yatırımlarla kendisini Osmanlı ile yabancı sermaye arasındaki bir kurum olarak benimsetecektir. Duyun-ı Umumiye’ nin başkanları ayriyeten demiryolu şirketlerinin de başkanıdır. Bu şekilde çeşitli Avrupa Devletleri’nin sermayeleri arasında denge Duyun-ı Umumiye ’de oluşacaktır.

Osmanlı Devleti 20.yüzyıldan sonra tekrardan borçlanmaya başladı. Askeri harcamalarının artmasıyla birlikte hem aldıkları borç hem de borcun faizi artmaya başladı. Osmanlı Devleti 1904-1904 yılları arasında 75.989.066 lira borçlanma yapmıştır.

Aldıkları kapitülasyonlarla yabancılar bu haklardan istifade etmek için bu hakları azınlıklar üstünde kullandılar. Böyle olunca Osmanlı Devleti’nde, imtiyazlardan yararlanmak isteyen azınlıkların büyükelçi veya konsolostan patent temin etmesi yeterli oldu. Bu kapitülasyonlarının kaldırılması için doğrudan bir çaba olmasa da kapitülasyonların sonucu olarak ortaya çıkan beratlı tercümanlık kurumunun etkisinden kurtulmak için ilk olarak 1722 yılında müdahale etmeye başlamıştır.

Osmanlı Devleti’nin mali ve iktisadi olarak çöküşünde Balta Limanı Antlaşması önemli olsa da asıl etkiyi yaratan Duyun-u Umumiye İdaresi olmuştur. Başlangıçta çok masum olan kapitülasyonlar daha sonralarında Osmanlı’ya bela olmuştur.

1835 yılında vergi konusunda verilen imtiyazlarla memlekete her devletten yabancılar gelmeye başladı. Önceden sadece Fransa gemilerine verilen imtiyazlardan daha sonra diğer devletler Fransa bayrağı takarak istifade etmeye başladı. Daha sonradan da Osmanlı ile siyasi münasebet kuran her devlet kapitülasyonlar aldılar. Osmanlı Devleti’nden yeni ayrılan Yunanistan, Sırbistan gibi devletlerde imtiyazlar elde etmiştir. Osmanlı içerisinde bulunan gayrimüslim tebaaya ise çifte vatandaşlık hakkı verilmiştir.

Her padişah değişikliğinde yeni antlaşma ve yeni hükümler getirildi. Her defasında Avrupa tarafından imtiyazlar genişletilerek kapitülasyonlar büyüdü. Ecnebilerin aldıkları haklar yüzünden, Ecnebilerle yerli halk arasında problemler çıktı.

  1. Mahmut imzaladığı 1740 ahitnamesi ile Fransa’ya verilen kapitülasyonları genişleterek süresiz olarak uzatmıştır. Kapitülasyonları kaldırmak için ilk girişim ise 1856 Paris Kongresi’nde atılmıştır. Ali Paşa konferansta Osmanlı adına konuşarak; Osmanlı’nın Avrupalı Milletler Komitesi içerisinde yer aldığını, kapitülasyonların devlet için birçok güçlüğe sebep olduğunu, ıslahatlara ve ülkenin gelişimine zararlı olduğunu belirmiştir. Kongrede kapitülasyonların tekrardan gözden geçirileceği onaylansa da ertesi senesinde İstanbul’da gerçekleşmesi planlanan konferans toplanmadı.

1860’lı yıllarda imzalanan ticaret anlaşması ile kapitülasyonlar yenilerek gümrük vergileri konusunda değişiklikler yapıldı. Tanzimat dönemindeki devlet adamları, Osmanlı’yı tekrardan canlandırmanın en büyük yolu kapitülasyonlardan kurtulmak olduğuna inanıyorlardı. Bu amaç doğrultusunda, devleti laikleştirme çalıştırma yapıp batılı tarzda yenilikler yaparken ayrıca kapitülasyonların kötü sonuçlarını da engellemeye çalıştılar. 1867 senesindeki fermanla birlikte; yabancılara mal sahibi olma hakkı tanındı. Bu fermanla birlikte Avrupalı Devletler, Osmanlı Devleti’nin yeraltı ve yerüstü kaynaklarından sınırsız şekilde yaralanmaya başladı. Ali Paşa 1867 senesinde Fransız Medeni Kanunu’nu kabul etmeyi düşünmüş, kapitülasyonların büyük suiistimallere yol açtığı için kaldırılmasını istemiştir. Bu düşüncesi Avrupa tarafından tepkiye yol açtı.

1890 senesindeki ticaret anlaşması ile Almanya kapitülasyonların kaldırılmasına razı gelip kararı diğer devletlere bırakmıştır. Avrupalı Devletler ise imtiyazlarını arttırmak için uğraşarak Osmanlı Devleti’ni yarı sömürge bir hale hale getirdiler. Banka, demiryolu ve maden işletmeleri yabancı şirketlerine geçmiştir.

Kapitülasyon faaliyetlerinin arkasında emperyalist bir devletin yapacağı askeri ve politik bir baskı tepki yatmaktaydı. Osmanlı halkı sonunda tehdidi fark ederek kapitülasyonlara karşı bir düşünce yayıldı. 1908 yılından sonra hükümet kapitülasyonları kaldırmayı her durumun önüne geçirdi. 1909 protokolü ve Lozan Barış Anlaşması’nda kapitülasyonlara karşı verilen tepkinin haklı olduğu görüldü. Sadrazam Hakkı Paşa, 4 Mayıs 1913 tarihinde İngiltere’ye gönderilen mektubunda, gümrük vergilerinin %15’e yükseltilmesini, yabancıların gelir vergilerine tabi olmasını, kapitülasyonların tamamen bitmesi konularını önerdi ancak İngiltere bu düşünceye yanaşmadı. Çünkü İngiliz vatandaşları Osmanlı Devleti içerisinde en imtiyazlı olan azınlık konumundaydılar.

  1. Dünya savaşı sonrasında İmzalanan Mondros Antlaşması ile kapitülasyonlar yeniden kabul edildi. 28 Mayıs 1920 tarihinde yayımlanan Misak-ı Milli’nin 6. Maddesi ile kapitülasyonların kaldırılması açıklanmıştı ancak, 10 Ağustos 1920 tarihli Sevr Antlaşması ile kapitülasyonlar yürürlüğe kondu. Lozan Antlaşması’nda Türkiye kapitülasyonların kaldırılması için çok uğraş verdi ve 2 Aralık 1922 tarihindeki oturumda İtalyan delegesi Marko Garoni kapitülasyonların bağımsız bir devletin egemenlik güçlerini zayıflattığını belirterek kaldırılması için düşüncesini belirtti.

Tarihin eski dönemlerinden beri var olan kapitülasyonlar 600 yıl boyunca Osmanlı Devleti’nin toplumsal, ekonomik ve siyasi hayatına etkide etmiştir. Önceki dönemlerde Osmanlı’nın da işine gelen kapitülasyonlar zaman içerisinde büyümüş ve Osmanlı İmparatorluğunun siyasal güçsüzlüğünü fırsat bilerek ülkenin yarı sömürge bir duruma gelmesinde etkin rol oynamıştır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKLAR

İnalcık, H. (2003). Osmanlı’nın Avrupa İle Barışıklığı: Kapitülasyonlar ve Ticaret. Doğu Batı, 24, 55-81.

Arıkan, Z. (2005). 1536 Kapitülasyonları ve Cumhuriyet İdeolojisi. Tarih Araştırmaları Dergisi, 24(37), 11-28.

Türkmen, Z. (1995). Osmanlı Devleti’nde Kapitülasyonların Uygulanışına Toplu Bir Bakış

Yerlikaya, Z. (2011). Osmanlı Devleti ve kapitülasyonlar, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Isparta.

Aker, Zümrüt, E. (1999). Tanzimat Dönemi Osmanlı sanayileşme sorunları ve kapitülasyonlar, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

Bu yazı Ekonomik Tarih, Son Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın