Lübnan İç Savaşı

Lübnan Hakkında Kısa Bilgi

Bugünkü adı Lübnan olan yerleşim yerinde M.Ö 3000’den itibaren yerleşik hayat olduğu bilinmektedir. 1516 yılında ise Lübnan Osmanlı hakimiyetine girmiştir. 1918 yılına kadar Lübnan’da Osmanlı hakimiyeti devam ederken 1918 yılından sonra Lübnan ile Ortadoğu olarak adlandırılan bölgede Avrupa’nın etkisi söz konusudur. Fransa’nın mandaterliğindeki Suriye ve Lübnan Cumhuriyeti’nin kurulması 1. Dünya Savaşından sonra gerçekleşmektedir. 2. Dünya Savaşından sonra Fransa’nın bölgedeki etkinliği azalırken 1950’li yıllarda Türkiye’nin Ortadoğu politikası başlamıştır. Kıbrıs sorununun baş göstermesi ile birlikte Türkiye’nin Ortadoğu ile ilgili politikaları farklılaşmaya başlamıştır. 1970 lerden sonra Türk gençleri Filistin kamplarına gitmeye başlamış ve bu durumlar Lübnan’daki Ermeni halkını da etkilemiştir. 1975 yılında Lübnan iç savaşının başlamıştır. Suriye ve İsrail’de bu iç savaştan etkilenmiş, Lübnan’daki iç savaş Türk ekonomisini de etkilemiştir.

 

Lübnan İç Savaşı, Sebepleri ve Sonuçları

Lübnan’ın kuruluşunda etkili olan mezhepsel farklılıklar 1958 krizi ile birlikte uluslararası bir boyut kazanmıştır. 1958 yılından sonra Lübnan sakin bir ülke olmasına karşın bölgede sosyal ve ekonomik hayatta dalgalanmalar yaşanmaktadır. Lübnan’ın ekonomisi büyümesine rağmen bu ekonomik büyüme toplumda yer alan mezhepler içinde eşit bir şekilde değildir. Örnek verecek olursak ticaret için kurulan kuruluşların %75,5’i Hristiyanların elindeyken; %24,5’i Müslümanların elindedir. Bu eşitsizlik ve beraberindeki tarım gelirlerinin azalması Lübnan’daki kırsal kesimde yaşayanların Beyrut’a göçmesine yol açmıştır. Bu koşullarla birlikte Lübnan’ın ekonomik düzeyi 1960’lı yıllarla birlikte daralmaya başlamıştır.

1967 yılına gelindiğinde, 1948 yılında İsrail kurulduktan sonra gelmeye başlayan mülteci sayısı bu dönemde 300.000’e ulaşmıştır. Bu yıllarda Filistin’den Lübnan’a kaçan Filistin Terör Örgütleri, İsrail-Lübnan sınırını aşarak çeşitli eylemlerde bulunmaya başladılar. İsrail ise bu eylemlere 1968 yılında Beyrut Havalimanını bombalayarak cevap vermiştir. Bu olayların Lübnan’daki toplumlara etkisi ise mezhepsel olarak yaşanmıştır. Başka bir deyişle; Hristiyanlar Filistin’in bu davranışlarından ötürü rahatsızlık duyup onları engellemeye çalışırken, Müslümanların ise Filistin’in bu davranışlarını desteklemeye başladılar.

1969 yılında başka bir önemli gelişme meydana geldi. Lübnan’da olduğu gibi çok sayıda Filistinli mülteci Ürdün kamplarında kalıyordu. Filistin örgütlenmeleri ayrıca Ürdün topraklarını; eğitim, İsrail’e saldırmak için askeri üs ve lojistik için kullanıyorlardı. Ayrıca Ürdün topraklarında birde Filistin askeri bulunuyordu. Bundan rahatsızlık duyan Ürdün ile Filistinliler arasında çatışma baş gösterdi. Olay hakkında herkes başka bir şey söylese de olayın nedeni Ürdün tarafının, Filistinlilerin bir darbe yapacağından korkmasıdır. Bu olaylar sonucunda çok sayıda Filistinli öldü ve Filistinliler Ürdün’den ayrılmak zorunda aldı. Bu olay tarihe “Kara Eylül” olarak geçmiştir. Kara Eylül’ün Lübnan’a yansıması da çok gecikmedi. Ürdün’den çıkan Filistin örgütleri artık Lübnan’a daha fazla bağımlı hale geldi ve Ürdün’den kaçan mültecilerde Lübnan’a yerleşti. 1969 yılında Lübnan yönetimi ile Filistin Kurtuluş Örgütü arasında, Mısır Lideri Nasırın arabuluculuğu ile Kahire Antlaşması imzalandı. Bu antlaşma ile Filistinli örgütlemeler ile Lübnan arasındaki ilişkileri düzenleyip, Filistin Örgütlerinin Lübnan’daki faaliyetlerini yasal hale getirmiştir. Lübnan’daki durum bu şekilde ilerlemiştir.

İç savaşın nedenleri

1- 1. Dünya Savaşı’ndan sonra Lübnan’ın mandater devleti olan Fransa’nın Lübnan’daki yaşayan Hristiyan halka imtiyazlı bir şekilde davranması ve bölgede yaşayan Müslümanların bundan rahatsızlık duyması.

2- Lübnan’da bulunan mezheplerin, siyasi partilerinin askeri güce sahip olması ve hükümet kararlarının silahlı kuvvetler ile uygulanıyor olması.

3- 1948 Arap-İsrail Savaşı ve 1969 Kara Eylül olaylarının sonucunda Lübnan’a gelen Filistinlilerin bölgede Müslümanların çoğunlukta olmasını sağlaması ve örgütlerin elindeki silahlı güçlerin, bölgede yaşayan Hristiyanları endişeye sokması.

4- Lübnan’a gelen Filistin örgütlerinin bir kısmının Marksist düşünceye sahip olması ve bu düşüncenin Lübnan’da da yayılması ile hak talebinde bulunanların, taleplerini daha sert bir şekilde ifade etmeye başlaması.

 

Bütün bu olaylar sıraladığı zaman savaşın başlaması çok gecikmedi ve 1975 yılında Lübnan’daki savaş başlamış oldu. Savaşın başlamasında önemli olan olayların en başında Kâmil Şumun’un ortağı olduğu Protein adlı firmaya imtiyazlar verilmesini gösterebiliriz. Bu olayı Müslüman balıkçıların protesto etmeye başlaması ve bu protestoların 26 Şubat 1975 yılında bir çatışmaya dönüşmesidir. Bu olaylar sırasında Lübnan’daki merkezi otorite Hristiyanların elindeydi ve Lübnan ordusunu olayları durdurmak için kullanmak istediler. Olaylar sonucunda 7 si asker olmak üzere 19 kişi öldü ve ordunun bu şekilde kullanılması Müslümanların bölgede eşit hakka sahip olmadıkları konusundaki kanısını pekiştirdi.

 

Nisan 1975 de ise başka bir olay patlak verdi. Ketaib Partisi lideri Pierra Cemayil’in konuşma yapacağı alanın Ketaib milisleri tarafından kapatılınca Filistinli milisler ile Ketaib milisleri arasında tartışma boy gösterdi. Tartışma bir süre sonra silahlı çatışmaya dönüşünce 3’ü Ketaib milisi olmak üzere 4 kişi hayatını kaybetti. Olaydan bir süre sonra yoldan gecen Filistinlilere ateş açıldı ve 27 Filistinli hayatını kaybetti. Bu iki olay savaşı tetikledi ve Beyrut cephelere bölündü. 1975 yılında başlayan bu olaylar silsilesi ile çatışmalar şiddetlendi ve dış güçlerinde olaya dahil olmasıyla olay daha da büyüdü. Böylece iç savaş başlamış oldu.

1975 yılı içerisinde çatışmalar büyüyerek yaygınlaştı. Çatışmaları önlemek amaçlı birçok girişim olmasına karşın hiçbirisi işe yaramadı. Savaşın ilk zamanlarında Müslüman Hristiyanlara karşı birçok cephe kazandı. Hristiyanlar ise Beyrut’un Hristiyan kesiminin yaşadığı yerdeki ve içinde Filistinli mültecilerin bulunduğu Zaatar Kampını kuşattı. 1976 yılında Suriye Lübnan’a girmesiyle birlikte Hristiyanların aleyhine oluşabilecek durumlar engellenmiş oldu. 1977 yılında durumlar Hristiyanların lehine gerçekleşiyordu. 1977 yılında Dürzi Sosyalist Genel Parti Başkanı Kemal Canbolat bir suikasta kurban gitti. Bu olay sonucunda ABD araya girerek bir ateşkes imzalandı fakat kısa süreli oldu.

1978 yılı içerisinde Filistinliler İsrail sınırını geçerek eylemler düzenledi. İsrail buna cevap olarak Güney Lübnan’ı işgal etti. Olayın ardından BM araya girerek İsrail’in bölgeyi terk etmesi yönünde karar aldılar.

1982 yılında Güney Lübnan’ı tekrar işgal eden İsrail Beyrut’a doğru yöneldi ve Müslümanların yaşadıkları yerleri kuşattılar. Bu olaylar silsilesinde Suriye ve İsrail arasında çatışmalar yaşandı. Kuşatmanın bitmesi için Filistinli direnişçilerin Lübnan’dan çıkartılması istendi. Yapılan müzakereler sonucu Filistin Lideri Yaser Arafat bölgeden çıkmak zorunda kaldı. Eylül ayında Ketaib milisleri Filistinli mültecilerin bulunduğu Sabra ve Şatilla Kamplarına girerek bölgedeki Filistinleri katlettiler. Bu katliam dünya genelinde tepkilere yol açtı ve İsrail Savunma Bakanı Ariel Şaron istifa etti.

Bu olaylardan sonra İtalya, ABD ve Fransa olaylara karıştı. İlk başta tarafsız olsalar da bir süre sonra Müslümanlarla çatışmaya başladılar. 1983 yılında Amerika askerlerinin olduğu bir bölgeye saldırı gerçekleştirildi ve 241 Amerika askeri hayatını kaybetti. Bu kayıplar Amerika içerisinde duyulunca halkın tepkisine yol açtı ve Amerika Lübnan’dan çekilmek zorunda kaldı.

1985 yılında Hizbullah militanları Trans World Airlines’e ait bir uçağı kaçırarak uluslararası kamuoyunu meşgul eden bir rehine krizi yaşandı.

1986 yılında olaylar iyice karışarak Suriye yanlısı olan Filistin Kurtuluş Örgütü ile Hizbullah arasında çatışmalar yaşandı. 1987’den itibaren ise Dürziler ve Amel arasında çatışmalar başladı.

1987 yılının Mayıs ayında Suriye çatışmaları bitirmek amacıyla Beyrut’a girdiler ve orada hakimiyeti sağladılar. Her şeye rağmen Lübnan’daki taraflar arası anlaşmaz sağlanamadı ve iki ayrı hükümet ortaya çıktı.

 

Olayların sonuna gelindiğinde ise;

 

30 Eylül 1989 tarihinde Arap Birliği’nin çağrısı üzerine Lübnanlı taraflar Arabistan’ın Taif şehrinde bir araya geldiler ve 22 Ekim’de Taif Antlaşmasını imzaladılar. Bu antlaşma ile Lübnan’ın Arap kimliğine sahip olduğu doğrulanıyor ve Hristiyanlara verilen bazı imtiyazlar geri alınıyordu. Antlaşma ile silahlı milis kuvvetleride dağıtılacaktı. Bu antlaşmaya Lübnan’da var olan iki hükümetten birisi olan Aoun Hükümeti itiraz etti. 1990 yılından itibaren Aoun Hükümeti ile Selim Selim Hoss Hükümeti arasında çatışmalar başladı. Olaylar silsilesinde Batılı devletin müttefiki olan Suriye Aon Hükümetine karşı harekete geçti 13 Ekim 1990 yılında Aoun’u yenilgiye uğrattı. Aoun kaçarak Fransa’ya sığındı. Suriye ise bölgedeki Filistin Kurtuluş Örgütü’nü silahsızlaştırmak için çalışmalara başladı. 26 Ağustos 1991 yılında Lübnan meclisi genel bir af ilan etti ve 1992 yılına kadar çatışmalar sona ererek savaş bitti.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Al Jaro, H. (2019). Arapça kaynaklarda Filistin kurtuluş örgütü ve Lübnan iç savaşı (1975-1989), İstanbul Medeniyet Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Tarih Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi

AL RACHID, R. (2018). İç savaş ve Taif anlaşması bağlamında Lübnan’ın sosyo-ekonomik durumu, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Ekonomisi Maliye Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

Bozkurt. A. (2010). Lübnan’ın sosyal yapısı, siyasi tarihi ve Hizbullah, Karadeniz Teknik Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Bölümü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Uluslararası İlişkiler Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Trabzon.

Çerçinli, Ç. (2019). İç Savaş’ında Türk Dış Politikası (1975-1992), Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Eskişehir.

Handan Atmaca. G. (2012). İç savaş sonrası Lübnan’ın Orta Doğu’daki konumu, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Uluslararası İlişkiler Anabilim Dalı Ortadoğu ve Afrika Çalışmaları Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara.

Bu yazı Politika, Son Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın