Marcus Tullius Cicero

Marcus Tullius Cicero

Roma'nın Homeros'u : Marcus Tullius Cicero | | Aktiffelsefe Bursa

 

Marcus Tullius Cicero

M.Ö. 753 yılında Remalus’la birlikte siyasi birliğine kavuşan Roma İmparatorluğunun en buhranlı, karmaşık döneminde yaşayan Cicero, Caesar’ın çağdaşıdır. Siyasi rejim olarak Krallık (753-508), Cumhuriyet (508-27) ve İmparatorluk M.Ö. 27-M. S 476) dönemi olmak üzere 3 döneme ayrılan Roma siyasi tarihinde Cumhuriyet’ten imparatorluğa geçiş döneminde yaşamıştır (Fuhrmann,1992).

MÖ 106 ve 43 yılları arasında yaşamış olan Marcus Tullius Cicero, dönemin en önemli ve en büyük uygarlığı olan Roma uygarlığına ait bir düşünürüdür. Cicero, herhangi bir düŞünürden fazla olarak, ait olduğu uygarlık ile özdeşleşmiş bir kimliğe sahiptir. Cicero hem “tipik bir Romalı” olarak tanıtılabilen bir kişidir hem de bizzat o “tipik Romalı” kavramının içini dolduran kişilerden biridir. Cicero, ait olduğu toplumun kültürel düŞünme ve davranma biçimleri en çok içselleştirmiş kişilerden biri olarak görüldüğü kadar ait olduğu dönemde toplumunun düşünme ve davranma biçiminin yönünü belirlemiş en önemli kişilerden biri olarak da görülmektedir. Cicero, Roma uygarlığına ait bir düŞünürse Roma‟da bir parçasıyla Cicero‟ya ait bir toplumdur(Tannenbaum ve Schultz, 2008).

Ünlü Romalı devlet adamı, bilgin, hatip ve yazar Marcus Tullius Cicero, M.Ö. 3 Ocak 106’da Roma’nın güneyinde küçük bir kasaba olan Arpinum’da doğmuştur. Atlı sınıfından soylu bir ailenin çocuğu olan Cicero, dönemin filozof ve felsefe okullarının görüşlerini Roma’ya taşıyarak toplumuna entelektüel birikim kazandırmayı hedeflemiştir (Akoğlu,2006)..

Cicero felsefi çalışmalarına MÖ 88‟de başlamış ve Roma‟da akademi filozofu Larissalı Philon‟dan ders almış, aynı zamanda hitabet çalıŞmaya devam etmiştir. MÖ 87‟de ise, Pointifex olarak anılan Quintus Mucius Scaevola ile hukuk çalıŞmıŞtır.

Cicero iş hayatına ilk avukat olarak, 25 yaşında Quintius’un davasını üzerine alarak başlar. Bu dava Cicero’nun ilk davası olmasına karşın dönemin diktatör kralı Sylla’nın ve yandaşlarının halkına yaptığı zulme karşı yürütüldüğü için sosyal hayatta Cicero’ya büyük nüfuz kazandırmıştır. Bu davadaki söylemleriyle Cicero Roma’da ünlenmiştir. Diktatörlüğün olumsuz yönlerini ortaya çıkartan bu ve benzeri davalardaki konuşmaları, Cicero’yu halkın gözünde değerli bir hatip yapmıştır. “Birçok kişinin iktidar yanlıları tarafından öldürüldüğü, sürgün edildiği, cezalandırıldığı bir Roma’da iktidara karşı savunma yapmak ve söylenemeyeni edebi üslupla söylemek büyük cesaret örneği olduğundan Cicero halkın büyük sevgisini kazanmıştır” (Tannenbaum ve Schultz, 2008)

Kamu görevini yerine getirdiği dönemde halkın sevgisini kazanan Cicero, söylevleri ile ününe ün katmıştır. Söylevlerinde eğitimini ve felsefe bilgisini son derece iyi kulanmıştır. Topluma haksızlık edenleri, değişik söz sanatlarını kullanarak, ayrıntıları abartarak mahkum ettirmekten kaçınmamıştır. “Örneğin. M.Ö. 76’da questor olarak Batı Sicilya’da görevine başladığı sırada, dönemin valisi Varres’in halktan haksız yere vergi topladığına şikayetler alınca, İn Verrem (Verres’in aleyhine Söylev) başlığı altında topladığı söylevleriyle Sicilyalıları savunmuş, Verres’i mahkum ettirmiştir. M.Ö. 80 (ya da 79) yılında, babasını öldürme iddiasıyla yargılanan Sextus Roscius’u kurtardığı gibi kendisinin de bu alanda ün kazanmasına yol açmıştır (Özaktürk,2009)..

Devlet

Devlet “halkın işi”, “halka ait şey” demektir* . Ama bir halk gelişigüzel şekilde bir araya getirilmiş insanların birleşmesi değil de, hukuku tanıyan, kabul eden ve ortak yarar paydası altında birleşmiş bir kalabalığın; çoğunluğun bir araya gelmesidir. Bu birleşmenin ilk nedeni zayıflık değil insanların doğal olarak bir arada olmaya (congregatio) eğilimli olmalarıdır, çünkü bu tür, yani insan türü tek başına yaşayan bir tür değildir. Demek ki her ne kadar insanlar zaten bir arada olmaya doğaları gereği eğilimliyseler de, asıl hukuku tanımak, kabul etmektir devleti kurucu neden. Yani yasa, hukuk temelinde oluşturulan bir uzlaşımdır (consensus) (Saygılıoğlu ve Arı,2003).

Consensus dışında Cicero’nun devlet anlayışı için vazgeçilmez olan iki unsur daha vardır: Consilium ve regere. Consilium bir araya gelerek münazara etme, tartışma, karar alma anlamlarına gelir. Her devlet eğer tarih sahnesinde kalıcı olmak istiyorsa consilium ile yönetilmelidir. Regere fiili de önderlik etmek, yöneltmek, yönetmek, kontrol altına almak demektir. Devletin ne şekilde yönetilmesi gerektiği Cicero için önemli bir problemdir, zaten De Re Publica eserinde de bu konuyu tartışır. Ancak De Re Publica da aynen De Legibus gibi, Platon’un soyut bir devleti aramasıyla yetinmez, soyut ideal devletin bu dünyadaki tezahürünü bulmaya çalışır; yani Roma’yı. Cicero bu metinde de Roma düzenini en iyi ve ideal düzen, Roma anayasasını da en ideal anayasa olarak meşrulaştırma yollarını arar. Devlet kendi kendini gerçekleştirmez. Doğuşu ve devamı için erdemli ve çok akıllı, mükemmel insanlara ihtiyaç vardır. Bunlar kararlarıyla, aklın buyruğunu pratik, olgusal hayata aktarırlar(Özaktürk,1999).

Cicero’nun devlet ve siyaset alanında yazılmış iki eseri vardır. Bu eserler Platon’un siyaset felsefesiyle ilgili yazmış olduğu kitapların isimleri olan ‘Devlet’ ve ‘Kanunlar’ ismini taşır. Ahlaki tutumunda olduğu gibi siyasi tutumunda da Aristoteles ve Platon’dan etkilenen Cicero, devleti halkın kendisi olarak görür. Halk bir yığın değil, sosyal değerleri, normları olan sosyal bir gruptur. Devlet ile ilgili görüşlerini, devletin tanımı ve yönetim biçimini zamanın Roma Devleti ile ilgili sorunlar çerçevesinde ele alan Cicero, devletin insanların doğasında olan içgüdüsel yaklaşımdan meydana geldiğini kabul eder (Karamuk,1986).

Cicero, genç yaşlarından başlayarak devlet işlerinde görev almayı amaçlar ve kendini bu amacına uygun biçimde yetiştirmeye çalışır. Bu paralelde ilk aşamada güzel ve etkili konuşmayı öğrenir. Başlangıçta politik kariyeri için gerekli gördüğü özgür eğitimin bir ögesi olarak düşündüğü felsefe, Cicero’nun yaşam biçiminin vazgeçilmez bir parçası olur; düşünce yapısını ve kişiliğini biçimlendirir, bir yerde hümanist karakterini belirler. Gençliğinden bu yana felsefeye fazla zaman ayıramadığını, ancak aldığı felsefe eğitiminin devlet hizmetindeki başarısının kaynağı olduğunu söylerken2 felsefenin eğitimdeki ve devlet yönetimindeki önemini vurgulamak ister(Tannenbaum ve Schultz, 2008).

Cicero, aslında ne profesyonel bir filozoftu ne de orijinal bir düşünürdü, fakat hem kişisel gelişim hem de toplumun düşünsel gelişimi konusunda felsefe eğitiminin değerine inanan bir devlet adamıydı. Onun getirdiği yenilik, bir avukat olarak, Platon’dan bildiğimiz karşı tarafın yargısını çürüten diyalogları edebi bir şekilde taklit etmesi ve Yeni Akademia’nın şüpheci yöntemlerini Latinceye adapte etmesidir. Tarihsel açıdan baktığımızda, Cicero’nun en önemli katkısı, Eskiçağın uygarlaşmış toplumlarına düşünceleriyle esinleyen birçok Yunan filozofunu tanımamızı sağlamasıdır (Çevik,2008).

Cicero‟nun tüm mesleki ve akademik eylemlerinin aslında politik amaçlara hizmet ettiği ve Cicero‟nun her şeyden önce bir politik kimlik olduğunu ileri süren düşünceler bulunmaktadır. Kendisi hakkındaki bu düşünceleri onayacak biçimde Cicero, devlet hizmetini yapılacak en önemli, en yüksek iş ve erdem ile bilginin en üstün tatbik alanı olarak gördüğünü söylemiş ve yurttaşlarına da mümkün olduğunca devlet hizmetinde bulunmayı öğütlemiştir.

Hukuk Ve Adalet

Hukuk, insan toplumları için adaleti, düzeni, güveni, barışı, dirliği ve birliği sağlayan en etkin araç olarak ortaya çıkmaktadır. Bu kadar çok yönlü bir kavramın karmaşık bir yapıya sahip olması doğal karşılanmalıdır. Karmaşık yapının içerisinde, bazı çeliş­ kiler kendiliğinden belirmektedir. Hukukun; doğuşu, uygulanması ve olması gereken biçimi bile çelişkilidir. Bazı düşünürler, hukuku bir toplumsal fenomen olarak görürlerken bazıları da hukukun bir ideal olarak doğduğunu ileri sürerler. Burada gereken, hukukun sosyal yaşama ters düşmemesi için değişirliğine öncelik tanımaktır (Tokmakoğlu,2014).

Hukukun amacı adaleti sağlamak olduğuna göre yasaların yansız uygulaması yeterli olmayıp uygulanacakyasamn içeriğinin de adil olması gerekir. Bu nedenle farklı sosyal sınıf ve grupların menfaatlerini yansız ve adil bir yaklaşımla armonize eden ve insanların hak ve saygınlığım koruyan yasaların gücü ile adil bir hukuk sisteminin tesisi mümkün olabilir. Bu itibarla terazinin ibresinden başka yöne dikkati yönelmesin diye gözleri bantlı tasvir edilen klasik adalet figürünün mahkemelerden önce yasaların formüle edildiği parlamento binalannada kazınması gerekir. Kuşkusuz bu işlev yüksek nitelik ve beceri gerektirir(Tannenbaum ve Schultz, 2008).

Adâlet hakkında sözlüklerde şu tanımlamalar yapılmıştır (Demir ve Acar,1992):

  1. Şeylerin yerli yerine konması. Herşeyin olması gerektiği yerde bulunması.
  2. Haklı ile haksızın ayırt edilmesi; haklıya hakkının verilmesi; kişilerin hak ettikleri şeye sahip olabilmeleri.
  3. Kendine ait olan alanda, kendi mülkünde tasarrufta bulunmak; başkasının hakkına tecavüz etmemek

Cicero’ya göre yasa, “Yapılacak ve yapılmayacak olanı buyuran, bizim doğamıza işlenmiş yüce akıldır.” Akıl ile yasayı özdeşleştiren Cicero, yasayı doğadan türeterek “doğal hukuk anlayışını” ortaya koyar.

Aristoteles’e göre ise yasa, mutluluğu, herkes için iyi ve doğru olanı, ortak bir yararı hedeflemesi nedeniyle doğru, haklı ve meşrudur. Çünkü erdemli insanın yaptıklarını buyurur. Bu durum da, yukarıda söylendiği gibi, yasa erdemlere uygun olarak yapılmışsa, başka bir deyişle iyi yapılmış ise insanı da kendisine uygun eylemesi bakımından iyi, doğru ve haklı; erdeme uygun yapılmamış ise kötü, yanlış ve haksız kılar. Nitekim buna dayanarak, yasanın meşruluğunu ve doğruluğunu, erdemlerin içerdiklerini buyurması gerekliliğinden aldığını söylemek de mümkündür. Ancak bu söylenen yasanın olgusal yanına değil değerle ilgili yanına denk düşer. Ya da Sponville’in deyişiyle: “Bu ikinci nokta hukuktan çok ahlakla ilgilidir” (Uygur,2004)

Cicero’nun doğaya, doğru akla uygun olduğunu iddia ettiği Roma yasaları, içlerinde pek çok tanrısal yasa barındırır. Yukarıda da açıklandığı üzere, De Legibus’un ikinci kitabı bu kutsal yasalar üzerinedir. Bu yasaların çoğu, tanrılara tapım biçimlerinde hangi törelerin gözetilmesi gerektiğine ve devlet dini içinde hangi gizem dinlerine yer ayrılacağına ilişkindir. Bu gereklilikler, tezimizin ilk bölümünde belirttiğimiz kutsal yasalarla alakalıdır. Elbette, Themis, Dike ya da Zeus kültündeki tanrısallık Cicero’nunkinden daha farklıdır, ancak ortak olan, hukukun, yasaların kökeninin Tanrı ya da tanrılar olmasıdır (Arnhart,2004)..

Cicero’nun yasa, adalet ve hukuk ile ilgili görüşleri tamamen sınıfsal kimliğiyle bağlantılıdır. İdeal devleti olan Roma’nın hiçbir zaman bir halk devleti olmadığı bilinir. Krallık yıllarından İmparatorluğa kadar Roma’nın yönetiminde olanlar ve istedikleri yasaları çıkaranlar hep soylu sınıf olmuştur. Sonuç olarak, Cicero soyut felsefi ve tanrısal düzlemi somut bir temele, Roma’ya oturtmayı hedeflemiştir. Doğal, tanrısal yasa ve doğru akıl kavramlarına, Roma devletinde somut bir temel bulmaya çalışmıştır.

Kamusal Düzen Ve Özel Erdemler

Bireylerin toplum içerisinde özgürce yaşaması için genelin üzerinde uzlaştığı kurallar ve ilkelerle oluşturulan bir düzen gerekmektedir. Bu düzen içerisinde insanların uyması gereken kuralların bozulduğu durumlarda müeyyideler hayata geçirilir. Gerçek hayatta, devletin elinde bulunan müeyyide uygulama yetkisi, insanların barış ve huzur içerisinde yaşamalarını sağlamak içindir. Bu, sadece bireyler arasındaki ilişkilerde değil, güç sahibi olan devlet ile bireyler arasındaki ilişkilerde de önem arz eder. Tarih boyunca yönetimlerin uygulamış oldukları farklı sistemlerin zamanla gelişmesi sonucu günümüzdeki demokrasi anlayışı ortaya çıkmıştır.

Erdem ve ahlak kavramı birbirinin karşılığı olarak kullanılabilmektedir. Terim olarak ahlak kavramı; genel bir yaşam felsefesine (her dinin kendine ait bir ahlakı), var olan bir grubun birbirlerine karşı tutumları (meslek, iş ahlakı) ve yaşam felsefesi ve davranış kuralları üzerine yapılan düşünsel araştırmalar (ahlak felsefesi) olmak üzere üç şekilde kullanılmaktadır.

Genel anlamda ahlak; bireylerin kendilerine göre yaşadıkları kurallar toplamıdır. Dolayısı ile bütün meslek ve küçük birimlerin (aile) ahlakından ayrı ayrı bahsetmek mümkün olmaktadır. Ahlak, yaşantı babında evrensel bir nitelik taşımadığından toplumdan topluma, çağdan çağa farklı nitelikleri barındırıp aynı kültür ve çağ içerisinde değişikliğe uğrama şansına da sahiptir(Tannenbaum ve Schultz, 2008).

Ahlak felsefesi yapan filozoflar üç temel probleme cevap bulmaya çalışmışlardır.

  1. İyi veya en yüksek iyi problemi,
  2. Doğru eylem problemi,
  3. Özgürlük problemi.

Bu üç probleme karşılık gelen 3 soru vardır.

  1. Neyi seçmeliyim?
  2. Neyi yapmalıyım?
  3. İnsan özgür müdür?

Yaşamı boyunca forumlarda konuşarak ününe ün katan, hitabetiyle ünlenip çıkışlı inişli bir siyasi hayat yaşayan Cicero, hayatının her inişli ve sıkıntılı bölümünde felsefeye sarılmıştır.

Özellikle sürgün döneminde ve hayatının son üç yılında yazdığı felsefi eserlerinin tamamında en önemli konu erdem olmuştur. Çünkü sıkıntılı dönemlerde insanı ve toplumu mutluluğa götürecek yegane değerin erdem olduğu kanaatindedir.

Cicero’nun ahlak öğretisi Sokrates, Platon ve Aristoteles’te olduğu gibi bireycidir. Bireyin mutluluğunu amaç edinir. Bununla birlikte bireyin mutluluğunun toplum içinde gerçekleşeceğini düşündüğü için bireyin topluma karşı bazı sorumluluklarının da olduğunu kabul eder.  Aristoteles de olduğu gibi birey, sadece bir insan değil, aynı zamanda bir yurttaş, devletin bir vatandaşıdır da. Cicero’nun tasarladığı devlet, kurallarını doğa yasalarından alan, her insana eşit mesafedeki dünya devletidir (Tannenbaum ve Schultz, 2008).

Bu açıdan baktığımızda erdemli olmanın bir boyutu da Cicero’ya göre iyi birer yurttaş olmaktır. Başta Seneca ve Cicero olmak üzere bütün Stoalıların ahlak ve dünya devleti anlayışı ve bu devlet içerisinde insan algısı Roma’da büyük etki uyandırmış, kendisinden sonra gelen Kant gibi ödev ahlakı savunucularına ilham kaynağı olmuştur

Adaleti aramak ve erdemli olmak, kendi kendini ödüllendirir. Yani kişi erdemli olduğunda iyi şan onun peşinden gelecektir. Cicero, Görevler Üstüne’de bir liderin erdemli ve adil olması gerektiğini vurgularken, ayrıca bilgelik, adalet ve dürüstlüğün önemli olduğu gibi, iyi şan şöhreti sürdürmenin de önemli olduğunu vurgular.

Cicero, erdemli olduğunun göstermenin en güzel yeri olarak devlet işlerini gösterir. O, bu konuya diğer Stoacılardan daha fazla önem verir. “En büyük erdem, bilgelere düşen en yüce görev, devletin hizmetinde olup topluma yararlı olmaktır: “Yönetim için doğuştan yatkınlıkları olanlar her duraksamayı üzerlerinden atmalı, yüksek görev almalı, devlet işlerine girmelidirler; çünkü böyle yapılmazsa iyi bir yönetim sağlanamaz ve ruh yüceliği kurulamaz.” Erdem başkalarına da yarar sağlamalıdır.

Cicero da devleti doğal bir oluşum olarak görür. Çünkü insanlar doğal olarak bir arada yaşama içgüdüsüne sahiptirler. Bunu bir zayıflık olarak görmez. Bilge kişiye de en çok devletle hukukla ilgili ödevler yükler.

Cicero ırk, ulus sınıf ayrılıklarına rağmen bütün insanların eşit olduğu tezini savunur. Bütün insanlar tanrısal akıldan pay aldıkları ve aynı ölçüde öğrenme yeteneğine sahip oldukları için özünde eşit doğmuşlardır. Aslında her insan aynı yasaya tabidir. Bu yüzden aklını kullanıp yasayı ortaya çıkardığında eşitsizlikler de ortadan kalkacaktır. Cicero bu duruma doğal hukuk kavramından yola çıkarak ulaşır. Bütün insanlar doğal yasaya bağlı olduklarına göre tek devlet olmalıdır. Buradan da Stoacıların dünya yurttaşlığı düşüncesine ulaşır. Her insan bir dünya yurttaşıdır.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

SONUÇ

Çiçero ait olduğu dönem içinde önemli bir hukukçu olarak adlandırılmıştır. Zamanla devletin üst kademelerinde görev almayı başaran Ciçero Roma Konsülü seçiminden sonra iktidar mücadeleri nedeniyle hayatını kaybetmiştir.

Cicero’nun ahlak ve siyaset felsefesine katkıları dört kitapta toplanmıştır: Devlet, Yasalar, Amaçlar ve Görevler. Amaçlar’da Cicero Epikurosçularla Stoacılar arasında insan yaşamının temel amacı konusundaki çelişki üzerinde durur: insan yaşamının temel amacı Epikurosçularrın dediği gibi haz almak mıdır, yoksa esas amaç Stoacıların dediği gibi erdem midir? Görevler’de Cicero ana erdemleri inceler: bilgelik, adalet, özgürlük gibi. Bu her iki eserde Cicero Stoacı düşünceleri savunan bir tutum içindedir.

Felsefelerinin özünde insan olan Stoalılar ve Epikürosculardan etkilenen Cicero en iyi olanı ve ideal insanı bulmaya çalışmıştır. Bilimde ve teknolojide baş döndürücü ilerlemelerin olduğu, inanılan ve dogmatik kabul edilen değerlerin sarsıldığı, sorunların arttığı, ahlaki yozlaşmanın olduğu bir dönemde, en mutlu en ideal insanı bulmaya çalışan Varoluşçuluk felsefesinde de Cicero’nun izlerini görürüz. Cicero gibi insanın evrendeki yerini bulmak, bozulmuş ve sorun haline gelmiş dünyayı çözmek salt olan ahlaki değerleri bulmak, 19. yy’da ortaya çıkan varoluş felsefesinin temel gayesidir

Cicero‟nun düşüncesinde felsefe, kendisi bir değer olarak yaşamda yer almakla birlikte, yol göstericiliği ve sorgulayıcılığı ile yaşama değer katma niteliğine sahiptir ve yaşamda birçok problemin çözülmesine aracılık edebilir. Teorik bilgi ile teorik bilginin aracılık ettiği edimin değerce birbirinden ayrıldığı Roma anlayışı içinde, yararcı bir yaklaşımla, düşüncelerin asıl değerlerine pratik kullanımda kavuştuğunu söylemek mümkün olduğundan bir felsefi düşünce ahlak ya da siyaset gibi bir alanda yer bulan bir ifadeye yerleşmiş olabileceği gibi yaşamın her dönemini de kapsayabilir. Cicero‟da felsefi düşünceyi yaşamın içinde arayan bir düşünür olarak yaşamın her halini ele almaya çalışmıştır.

 

 

KAYNAKÇA

DEMİR Ö. ve ACAR M., (1992), Sosyal Bilimler Sözlüğü, İstanbul: Ağaç Yayıncılık.

Fuhrmann M.(1992), Cicero and The Roman Republic, Transleted by W.E. Yuill, Oxford/UK: Blackwell

Akoğlu  S. (2006) Cıcero’da Tanrı, İnanç ve Yazgı Özgür İstenç’te Assensio’nun Yeri. (Yayınlanmış Doktora Tezi). Ankara: Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü.

Özaktürk, F. G. (1999). Cicero’nun Genç Pompeius ile Sulla Konusundaki Tutum ve Düşünceleri (İÖ 89-78 Yılları Arası) I. AÜ Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi XXXIX/12, 299-307.

Özaktürk, F. G. (2009). Cicero Tarihin Akışını Değiştiren Söylevler: Oratianes Philippicae.

Saygılıoğlu, N., & Arı, S. (2003). Etkin Devlet: Kurumsal Bir Tasarı ve Politika Önerisi. Sabancı Üniversitesi.

Karamuk, G. (1986). Modern demokrasinin Batı’daki düşünce temellerine genel bir bakış. Edebiyat Fakültesi Dergisi4(1).

Çevik, C. C. (2008). Cicero, De Finibus III’te” Latincede Felsefi Terminoloji” Üzerine Bir İnceleme. İstanbul Üniversitesi Felsefe Arkivi Dergisi, (33), 43.

Tokmakoğlu, G. (2014). Hukuk ve Adalet. Muttakilik.

Uygur, G. (2004). Adalet ve Hukuk Devleti. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi53(3), 29-38.

Arnhart, L. (2004). Siyasi Düşünce Tarihi. Adres Yayınları, İkinci Baskı, Ankara.

Tannenbaum, D., & Schultz, D. (2008). siyasî düşünce tarihi. Çev. Fatih Demirci4.

 

 

 

Bu yazı Diktatörler kategorisine gönderilmiş ve , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın