Mezopotamya’daki Kavimler ve Tanrıları

Mezopotamya 

 

“İki Nehir Arası Yer” olarak adlandırılan Mezopotamya Coğrafyası, kuzeydeki Toros Dağlarının eteğinden Basra körfezine, batıdaki Suriye Çölü’nden Zagros Dağlarına uzanan coğrafyayı içine almaktadır. MÖ 4500-3500 yılları arasında Sümerler’ den farklı bir dil konuşan Protofıratlılar ve Presümerliler bölgede yaşamışlardır. Bu halklar Mezopotamya’yı bir medeniyet merkezi olma yolunda hazırlayıp burada tarım faaliyetleri yapmışlardır.

Sümerler MÖ 3500 yılında coğrafyaya geldikten sonra buradaki köy kültürünü şehir dönüştürerek ardından da burada büyük gelişmeler yaparak Mezopotamya Coğrafyasını bir medeniyet haline dönüştürmüşlerdir. Sümerler burada pek çok eyalet kurmuşlar ve her eyaletin bir tanrısı olduğuna inandıkları için bütün şehirlere tapınaklar inşa etmişlerdir. Bu tapınaklar sadece dini özellik taşımayıp ekonomik, siyasal ve sosyal alanda da etkin bir rol oynamıştır. Bazı bayram ve törenlere ev sahipliği yapan bu

tapınaklarda birçok din adamı görev yapmıştır.

Eski Mezopotamya Bölgesi’nde her şehrin bir tanrısı olmasının nedeni Sümer Tanrı Panteonunun geniş olmasına temellenmiştir. Kısaca bir tabirle çok tanrılı bir din inancı vardır. Hava olayları, doğa olayları gibi birçok olay ve yerin tanrısı olduğuna inanılmış ve bu tanrıları önem derecesine göre sınıflandırmışlardır. Tanrı isimlerinin Sümer diline mensup olmaları, tanrıların Sümer kökeninden olmasını desteklemiştir.

Sami kavimlerinin bölgeye geldikten sonra bazı tanrıların özellik olarak birleştiğini bazılarının önemini kaybettiğini görmekteyiz. Böylece tanrı sayısında azalma olmuş ve Sami kavimleri bölgeye hakim olduktan sonra tanrıların isimleri Sami diline dönüşmüştür. Bazı Sümer tanrılarının ise sadece isminin değişilmesiyle Samiler tarafından kullanıldığını görmekteyiz. Babil tanrısı Marduk ile Asur tanrısı Asur bu konuya örnek verilebilir. Sümer panteonunda yer alan Anu, Enlil, Enki üçlemesinin de sami kavimlerince dönüştürülmesi sonucu yerini Şam, Sin, Şamar üçlemesine bırakmıştır.

Eski Mezopotamya toplumlarının tanrılarının ölümsüz birer varlık olup, insan hayatı için önemli olan aile kurma, yemek yeme gibi alışkanlıklarının olduklarını görmekteyiz. Kısacası insanlar o dönemde tanrılarında onlar gibi yaşadıklarına inanıp onlara saygı içerisinde yaklaşmışlar ve dini vazifelerini yerine getirmişlerdir.

Mezopotamya toplumları için din olgusu her zaman en üst mertebede olup hayatlarını, yaşayış biçimlerini, siyasetlerini ve kanunlarını din olgusuna göre yapmışlardır.

SÜMERLER

 

Mezopotamya Bölgesi Sümerlerden daha önce çeşitli kavimlere ev sahipliği etmiş olmasına rağmen yazılı bir kültüre sahip olmamalarından dolayı çok fazla bilgiye sahip değiliz.  Mezopotamya’nın kuzeyinde yaşayan kavimlere Presümerliler, Fırat Nehri’nin etrafında yaşayan toplumlara ise Protofıratlılar isimleri verilmiştir. Bu kavimlerin bir süre avcı-toplayıcılık yaptıktan sonra yerleşik hayata geçtiklerini ve tarımla uğraştıklarını daha önce Prof. Dr. Ekrem Memiş belirtmiştir.[1]

               Mezopotamya Bölgesi bir tür köy kültürüne sahip iken MÖ 3500 yıllarında Sümerliler bu bölgeye göç etmiştir. Sümerlilerin bölgeye göç etmesi ile birlikte eskiden var olan köy kültürü yerini şehir kültürüne bırakmıştır. Ayrıca Sümerliler bölgede Nippur, Eridu, Ur, Uruk gibi şehir devletleri kurmuşlardır.

               Sümerlerin Mezopotamya Bölgesine nereden geldikleri ile ilgili farklı görüşler karşımıza çıkmaktadır. Etkin olan görüş, Sümerlerin Ural-Altay Dil ailesine akraba bir dil kullanmaları ve Dicle Ur gibi kavramların Sümer diline mensup olmaması nedeniyle Sümerlerin bölgenin yerlisi olmadıklarıdır. Ayriyeten Sümerlerin, Asya kökenli bir dil konuşmaları onların Asya’dan göç etmiş olabilecek kanısını güçlendirir. Sümerler ‘in Mezopotamya’ya geldikleri zaman bataklık bölgeyi yerleşim yeri olarak seçmeleri ve Beressos’un “Babiloniaca” adlı eserinde bahsi geçen OANNES adlı, denizden gelerek Sümerler’e medeniyeti öğreten, yarı insan yarı balık olan yaratık, denizden geldiklerini destekleyen kanıtlardandır[2]

               Sümerler Mezopotamya Bölgesindeki bataklık alanları kurutarak buralara şehirler inşa etmişlerdir. Şehir devletleri ise rahip-krallar olan “EN ENSİ” tarafından yönetilmekteydi. Bu şehir devletlerinin aralarında siyasi bir birlik olmayıp yöneticileri olan rahip-krallar din ve siyasal gücü elinde bulundurmaktaydılar.

SÜMERLERDE TANRILAR

1. An

Sümer tanrıları içerisinde gök tanrısı olan An, tanrılar içerisinde en güçlü olanı idi. Zamanla mitlerdeki yerini kaybederek yerini Enlil’in gerisinde kalmıştır. Tanrılar meclisini toplama yetkisini elinde bulunduran An ’ın kült merkezi Uruk olsa da onun namı yayılmış ve Uruk dışında da birçok yerde tapınılmıştır. Panteonda çok önemli yere sahip olan birçok tanrı An ’ın çocuğudur[3]

2. Enlil

 

Sümer tanrıları içerisinde yeryüzü ve gökyüzünün kralı olarak tanınan Enlil en önemli tanrılardan biridir. Krallara gücün Enlil tarafından verildiğine inanılmakla birlikte doğa olaylarının ve tarımdaki bereketi sağlamakta Enlil’in görevleri arasındadır. Tanrı Enlil, An’ın oğlu, Aruru’nun erkek kardeşi ve Ninlil’in kocasıdır.[4] Daha sonradan Tanrı An’ı geride bırakarak baş tanrı olan Enlil adına sevgi ve saygı gösterileri içerisinde ilahilerde söylenmekteydi.

3.  Aruru

Sümerler’in tapmış olduğu ana tanrıçalardan olan Aruru aynı zamanda Gılgamış’ın karşısına Enkidu’yu yaratan tanrıçadır.[5]Aruru’nun Enkidu’yu yarattığı madde insanın yaratılışında olan kildir.

4. Enki 

 

Bilgelik tanrısıdır. Enki Tanrı İşkur’un ikiz kardeşi Damgalnuna’nın ise kocasıdır.  Enki ayriyeten yeraltı sularından sorumludur. Kaynaklarda kollarından toprağa doğru oluk oluk sular akar vaziyette betimlenmiştir. Enki, Enlil’in planlarını yeryüzünde gerçekleştirir. Evrene ait sırları içeren ilahi yasalar (me) Enki’nin kontrolü altında tutulmuştur. Ayrıca Enki’nin en önemli görevlerinden biri de insanların ve tanrıların isteklerini ilgili yerlere iletmektir. Bu görevinden dolayı dua ve ritüellerde Enki’nin önemi oldukça fazla olmuştur.[6]

Ele geçirilen tabletlerde Enki ile ilgili dikkat çeken diğer bir unsur ise, karmaşık bir tanrı olmasıdır. Tufan hadisesinde Udnapiştim’e haber vererek yardım eden ve böylece insanlığın bu felakette yok olmasına mâni olan Enki olmuştur[7]

5.  Ninhursag

 

Tanrıların annesi olarak tanınan ve birçok tanrıyı doğurduğuna inanılan Ninhursag dişiliğin ve üretkenliğin bir sembolü olmakla birlikte insana ait özellikler olan zarafet, kibarlık, hoşgörü gibi gibi sıfatlar tanrıçaya atfedilmiştir. Önceleri Sümer Panteonunda önemli bir tanrıça iken İnanna’nın yükselişe geçmesiyle birlikte onun gerisinde kalmıştır.

6. İnanna

 

Sümerler’in İnanna adını verdikleri bu tanrıçaya Sami kavimleri İştar, Yunanlılar Afrodit, Romalılar Venüs gibi isimler vermişlerdir. Simgesi aslan olup Ay Tanrısı Nanna’nın kızıdır. İnanna’nın güzelliğine şiirler yazılarak güzelliğin, bereketin sembolü olmuştur. Tanrıça Ninhursag’a ait olan bu özellikler İnanna’nın onun yerine geçmesi ile birlikte İnanna ’ya atfedilmiştir. Akıllılığı ve kurnazlığı ile Enlil’ e istediğini yaptırmayı başarmış ve bilgelik tanrısını bile kandırmıştır[8]

İnanna ile Dumuzi arasındaki ile birlikte tanrıların evlilikleri geleneksel hale gelmiş, İnanna’nın evliliğine insanlar topraklarda bereketin olması için gerekli olduğuna inanmışlardır. Kutsal evlilik olayını bir ritüel olarak kabul edip daha sonraki dönemlerde de uygulamışlardır. Bu ritüelden çalışmamızın ileri safhalarında bahsedilecektir. İnanna’nın Dumuzi ile birlikteliği belirsiz temellere dayandığı için cinsel aşk tanrısı olarak görülmesine sebep olmuştur.

İnanna’nın başka bir özelliği ise savaşçı oluşudur ki insanlar tarafından savaş meydanları onun oyun bahçeleri olarak betimlenmiştir. İnanna birbirinden farklı çok sayıda özelliğe sahip olup Mezopotamya’da çoğu kişi tarafından sevilmiştir.

7. Dumuzi

 

Sümerler’de Dumuzi olarak adlandırılan tanrı Sami kavimlerinde ise Tammuz olarak karşımıza çıkmaktadır. Dumuzi toprak, bereket, çiftlik hayvanları ve bitkilerin tanrısı olarak panteonda yerini almıştır[9] İnanna ile yapmış oldukları evlilik kutsal evlilik ritüeli olarak önem taşımaktadır.

8. Nirgal

 

Ay tanrısı Nanna’nın karısı Utu ve İnanna’nın annesidir. Utu ve İnanna’nın ise anneleri olarak kabul edilmiştir. Kocası Nanna ile birlikte insanların şanslarını ve talihlerini belirlemektedirler. Nanna ile birlikte Ur’da ve Harran’da yer alan tapınaklarda tapınılmışlardır. Tanrıça Nirgal’in isminin zamanla Nikkal biçiminde de zikredildiği görülmüştür.[10]

9. Utu

 

Sümerler’de güneş tanrısı olup Sami kavimlerindeki karşılığı Şamaş’tır. Dünyanın aydınlatılması, ısıtılması ve bitkilerin büyüyüp gelişmesini güneşe borçlu olan insanoğlu güneş tanrısını çok sevmiş ve ona saygı duymuştur[11] Güneşi yeryüzüne çıkartıp her şeyin ayyuka çıkmasını sağladığı için adalet getirdiğine inanılmıştır.

10. Nanşe

Sümerlerin Lagaş kentinin tanrıçasıdır. İnanışa göre Nanşe ölçü aletlerini denetler ağırlığın doğru olup olmadığını saptarmış.

11. Nanna 

Sümerler Ay tanrısına “Nanna” ismini verirken, Sami kökenli olan kavimler ay tanrısına “Sin” adını vermişlerdir. Ay tanrısı Nanna, Ur kentinin koruyuculuğunun yanında, ölüler diyarında ölüleri yargılama görevini de üstlenmiştir. Enlil’in oğlu olan Nanna, Ninlil’e zorla sahip olması sonucu doğmuştur[12] Kralları kötü davranışları nedeniyle cezalandırmasıyla ünlüdür.

12. Namtar 

Ölüler Dünyasının yöneticisi olan Ereşkigal’in elçisidir. İnsanlar Namtar’ı kader ile ilişkilendirmişlerdir

13. Ningirsu

Lagaş şehri için önemli bir tanrıdır. Ningirsu bir taraftan savaşçı özellikleri ile dikkat çekerken bir yandan da tarım, ürünlerin bereketi, sulama kanallarının düzeninin sağlanması görevini üstlenmesi ve üretkenliği simgelemesiyle de dikkatleri üzerine çeken bir tanrı olmuştur. Tarım ve üretkenliğin Ningirsu’nun görev alanına girmesinden olsa gerek, saban ile özdeşleştirilmiştir[13]

14. İşkur

Sümerler ’de Fırtına tanrısıdır. Simgeleri şimşek ve ejderhanadır. Gök gürültüsü, dolu, tufan gibi yıkıcı doğa olayları ile ilişkilendirilmektedir.

15. Nisaba

Buğday tarlalarında bereket dağıttığına inanılır. Yazı tanrısı olarak bilinmektedir.

16. Ereşkigal ve Nergal

Ölüler dünyasının yöneticileridirler. Ölüler dünyasının kapısı Erek’ te olup kendi içinde esasları vardır. Ölüler dünyasına inmek isteyen kimse eğer kurallara uymazsa hapsedilip, araya birisi girmez veya kendisinin yerine hapis yatacak birisini bulamazsa yeryüzüne çıkması imkânsız olurdu.

Ereşkigal Ölüler dünyasının kraliçesidir. Nergal ise ölüm tanrısıdır. Ereşkigal Nergal’ in karısı olup İnanna’nın kız kardeşidir.

Mezopotamya’daki Sami Kavimleri 

1. Akadlar 

Akkadlar, Er Sülaleler döneminde Mezopotamya‟ya gelmeye başlamış sami kökenli topluluklardır. Bu topluluklar Sümer şehir kültürünü ve çivi yazısını özümsemiş ve kendi dillerine adapte etmişlerdir. Bu şekilde Sümer kültürünün Mezopotamya’da yaşamış olan sonraki toplumlara aktarılmasına vesile olmuşlardır[14] Akkad devri M.Ö. 2350-2150 yılları arasında yaşanmıştır. Akkad devletinin kurucusu Büyük Sargon’dur. Agadeli Sargon olarak da bilinen sami kökenli bu kral, kuzey ve güney Mezopotamya‟ya hâkim olarak büyük bir dünya imparatorluğu kurmuştur. Zaten kendisini “Dünya Kralı” olarak ilan etmiştir. Kendisi ve torunu olan Naram-Sin, Mezopotamya dışına da pek çok askeri seferlerde bulunmuşlardır[15] Guti adı verilen kavimlerin istilaları sonucunda gerilemeye başlamıştır.

2. Amurrular 

MÖ. 3. binyılda Mezopotamya bölgesine gelen Amurrular diğer adı ile Martuların diğer Sami kökenli toplumlar gibi Arabistandan geldikleri söylenmektedir. Aynı zamanda kaynaklardan İbi-Sin’in bu kavmin Mezopotamya’ya olan akınlarını durdurmaya çalıştığını anlamaktayız. Nitekim “İbi-Sin’in toprakları Martular tarafından çöl haline getirildi.” ifadesinin kaynaklarda yer alması İbi-Sin’in bu göçlere yenik düştüğünü kanıtlamıştır. Böylelikle III. Ur Sülalesi yıkılmış ve yerine Amurrular’ın kurmuş olduğu şehir devletleri hüküm sürmeye başlamıştır. Ancak bu şehir devletleri sürekli birbiriyle mücadele halinde oldukları için büyük bir devlet kuramamışlardır.[16]

3. Babil

Eski Babil Devleti yukarıda bahsetmiş olduğumuz Amurrular tarafından Babil şehrini ele geçirip MÖ 1850 yılında kurup 1550 yılında Hititler yıkana dek ayakta kalmıştır. Kralları Hammurabi Sümer ve Akadları bir çatı altında topladıktan sonra teokratik yönetim şeklinden milli bir devlet yönetim şekline geçmiştir. Hammurabi’nin dünya medeniyetine bırakmış olduğu en büyük kazanım “kısasa kısas” prensibine dayalı olarak oluşturulan 282 maddelik kanunları olmuştur.[17] Eski Babil Devleti yıkılınca kurulmuş olan 3. Babil Devletine Asurlular daha sonra tekrardan kurulacak olan Yeni Babil Devleti’ni 539 yılında persler yıkmıştır.

4. Asur 

Roma gibi güçlü bir orduya sahip olmaları nedeniyle Doğunun Romalıları olarak adlandırılmışlardır. Anadolu ile ticareti geliştirip, Karum ve Mabartum isimli ticaret yerleri ile Anadolu’ya yazının gelmesini sağlamışlardır. MÖ 1800- 1350 yıllarında Orta Asur Döneminde iyice güçlenerek Hitit gibi büyük devletlerce yarışır vaziyete gelmiştir. MÖ 1350-750 yılları arasında Yeni Asur Döneminde ise imparatorluk kurabilmek için fetihler düzenlemişlerdir. MÖ 750-612 yıllarında, İmparatorluk Döneminde ise Urartular’a büyük darbe vurulmuş, Mısır ve İsrail Asur Devletine boyun eğmek zorunda kalmıştır. Güçlü bir orduya sahip olmasına rağmen baskı ve şiddet dolu bir yönetim uyguladığı için kendisine bağlı bulunan devletlerin sık sık isyanı ile gücünü yitirmeye başlamıştır. İskit ve Kimmerler’in zayıflattığı Asur Devletini Babilliler ve Medler MÖ. 612 yılında tarih sahnesinden çekilmek zorunda bırakmışlardır.[18]

5. Arramiler 

MÖ 10. İle 11. yüzyıllarda aktif rol oynadıkları için bu döneme “Arami Asrı” adı verilmektedir. Merkezi bir devlet kurmamalarına karşın, birçok devletçik kurmuşlardır. Asur topraklarına sızmaya başladıkları için Asur Devleti’nin ilerlemesi durmuştur. Asur kentlerinde yerleşik düzene geçen Aramiler buradaki halk ile kaynaşıp onları Aramileştirmiştir. Yönetimde önemli kademelerde yer alan Aramiler, MÖ 8. Yüzyıla kadar varlıklarını sürdürmüşlerdir.

Sami Kavimlerinde Tanrılar 

Mezopotamya bölgesinde yaşayan toplumlarda din; her zaman çok önemli olup toplumların yaşayış biçimlerini belirlemiştir. Sümerler zamanında binlerce tanrıya tapınılırken, Samilerde tanrı sayısında azalma olmuştur. Birbirine benzerlik gösteren tanrılar birleştirilmiş ve bazı tanrılar da gölgede kalıp unutulmuşlardır[19]Samiler Sümer tanrılarına tapınmaya devam etmişlerdir. Ancak Sümer teslisini (üçleme) oluşturan Enlil, Anu, ve Enki’nin yerini Samilerde Şamaş, Sin ve İştar’ın oluşturduğu üçlemeye bıraktığını görmekteyiz[20]

Sami kavimleri Mezopotamya’daki diğer kavimler gibi dünyaya tanrılara hizmet etmek için geldiklerine inanıyorlardı. Sami kavimleri kendinden önceki Sümer tanrılarına tapınmaya devam etmekle birlikte, Enlil, Anu, Enki üçlemesinin yerini sami kavimlerinde Şamaş, Şin ve İştar almıştır. Sami kavimlerin inanç sisteminde de Sümer panteonunda görmüş olduğumuz hiyerarşik düzenin varlığını görmekteyiz. Çünkü bazı yerel tanrılara da tapınmanın yanında, daha önemli gördükleri tanrıları merkeze almışlar ve daha fazla ehemmiyet göstermişlerdir[21]

1. Ea

Sümerle’deki adı Enkidir. Bilgelik ve deniz tanrısı olup, Dünya’yı ve insanı yarattığına inanılır.

2. İştar

 

 Sümer’deki İnanna’dır. Sami kavimleri ona İştar adını vermiş olup, başta aşk tanrıçası iken güçlenip diğer tanrıların da özelliklerini almıştır. Sümer’de bolluk bereketin sembolü olan İştar, Sami kavimlerinde savaşçıl özellikleri ile ön plana çıkar. Ayrıca İştar ‘ın hastalıklara şifa olduğuna inanmışlar ve bu kadar çok özellik ve görevi olan tanrıçaya derin bir sevgi ve saygı duymuşlardır. Sami kavimlerde de onun adına tapınaklar inşa edilmeye devam edilmiş ve Sümerler ‘de başlayan ve İştar ile bütünleşen “Kutsal Evlilik Ritüeli” yerine getirilmeye devam edilmiştir.[22]

3. Sin

 Sümerler’de “Nanna” olarak isimlendirilen, Sami kavimlerinde “Sin” adını alan ay tanrısıdır. Eski Babil döneminde önemi artmakla birlikte panteonda diğer tanrıların gölgesinde kalmaktan kurtulamamış bir tanrıdır.[23]

 4. Anu

 

 Sümer kavminde tapınılan An Sami kavimlerinde de Anu olarak tapınılmaya devam etmiştir. Zaman içerisinde Sümer kavminde yerini Enlil’e kaptırdığı halde Sami kavimlerince hala önemli bir tanrıdır.

 

5. Marduk

 

   Sümerler’in tanrısı olan Enki’nin oğludur. Bir tür tarım tanrısı olup “Güneşin Oğlu, Dünya’nın Efendisi” gibi sıfatlarla anılmıştır. Enuma Eliş Destanı’nda Marduk hakkında şunlar söylenmektedir:

“Evrenin ilk yaratıcı tanrılarından olan Tiamat bir canavarlar ordusu kurmuş ve tanrıları yok etmeyi amaçlamıştır. Tanrılar telaşa kapılmış ve çareler aramaya başlamışlardır. Anu ve Ea savaşmayı denemişler ancak başarılı olamamışlardır. Bunun üzerine Marduk ’tan yardım istemişlerdir. Marduk bunun karşılığı olarak tanrıların başı olmayı ve kaderin iplerinin kendisine verilmesini talep etmiştir. Böylece Tiamat ’la aralarında amansız bir mücadele başlamıştır. Tiamat’ın gücü ara ara Marduk’u telaşa düşürse de onu yenmeyi başarmıştır. Kendisini yutmaya çalışan Tiamat’ı fırtınanın gücünü kullanarak yenebilmiştir. Tiamat’ı ikiye bölen Marduk, bir parçası ile gökyüzünü, diğer parçası ile de tanrılar için bir saray inşa etmiştir. Böylece dünyayı yaratan Marduk, tanrılara kurban sunması ve hizmet etmesi için Kingu’nun kanından insanı da yaratmıştır. Böylelikle Enlil ve Anu ona vermiş oldukları sözü tutmuşlar ve tanrı krallığı Marduk’a vermişlerdir. Sonuç olarak Marduk kahramanlığının karşılığını almış ve yüceltilmiştir”[24]

 

6. Asur

 

 Asur Devleti’nin tanrısıdır. Asur’un Babil kendtini ele geçirmesi ile Babil tanrısı olan Marduk’un özelliklerini üzerinde taşır.

 

7. Adad 

 

  Akad toplumunda fırtına tanrısı olup, farklı Sami kavimlerince Hadad ismini de almıştır. Mitlerde Nuh Tufanı sırasında Adad’ın fırtınalar çıkartıp gürlemiş olmasından bahsedilir. İnsanlar ölüm ve felaket getirdiğne inandıkları için ondan korkmuşlardır. Onun gücünün farkında olan krallar otoritelerini güçlendirmek için Adad’ın adını isimlerinin önünde kullanmışlardır.[25]

 

 

 

Dipnot

[1] Ekrem Memiş, Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi, 2. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa, 2009, s. 26,27

[2] Ekrem Memiş, Eskiçağda Mezopotamya, Gözden Geçirilmiş 3. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa, 2015, s.  25,26.

[3] Özge Dönmez, Eski Mezopotamya’da dini inanışlar (Yüksek Lisans Tezi) Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Sinop 2019, s25

[4] Jeremy Black, Anthony Green, Mezopotamya Mitolojisi Sözlüğü, Aram Yayıncılık, İstanbul, 2003, s.74.

[5] Ö. Dönmez, agm s. 36.

[6] Ö. Dönmez, agm s. 27.

[7] Muazzez İlmiye Çığ, Sümerlerde Tufan Tufanda Türkler, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2010, s. 54

[8] Muazzez İlmiye Çığ, İnanna’nın Aşkı, 6. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2010, s. 13

[9] Ö. Dönmez, agm s. 38.

[10] Jeremy Black, Anthony Green, a.g.e., s. 156.

[11] Demirci, Kürşat, Eski Mezopotamya Dinlerine Giriş, Ayışığı Kitapları, İstanbul, 2013. s. 30

[12] Ö. Dönmez, agm s. 28.

[13] 1 Jeremy Black, Anthony Green, a.g.e., s. 158.

[14] Elif Genca, Eski Mezopotamya’da hukuk hareketleri ve düzenlemeler (Sümer, Babil ve Eski İsrail Hukuku), Yüksek Lisans Tezi İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Hukuk Bilim Dalı, İstanbul 2009. s. 6.

[15] Ekrem Memiş, Eskiçağda Mezopotamya, Ekin Kitapevi, Ankara 2007, s. 52

[16] Ö. Dönmez, a.g.m s. 9 

[17] Özge Dönmez, Eski Mezopotamya’da dini inanışlar (Yüksek Lisans Tezi) Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Sinop 2019 s. 9

[18] Ö. Dönmez, a.g.m s. 10

[19] Jeremy Black, Anthony Green, a.g.e., s., 118

[20] E. Memiş, a.g.e. s. 204

[21] Ali Narçın, A’dan Z’ye Asur, Ozan Yayıncılık, İstanbul, 2008, s. ,30

[22] Ö. Dönmez, a.g.m s. 40

[23] Jeremy Black, Anthony Green, a.g.e s. 154

[24] Ö. Dönmez, a.g.m s. 41

[25] Ali Narçın, A’dan Z’ye Asur, Ozan Yayıncılık, İstanbul, 2008, s. 36

 

 

 

KAYNAKÇA

 

Black, J. A., Green, A., & Rickards, T. (2003), Mezopotamya mitolojisi sözlüğü: tanrılar, ifritler, semboller. Aram Yayıncılık İstanbul.

Çığ, İlmiye. M. (2010), İnanna’nın Aşkı, 6. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul.

Çığ. İlmiye. M. (2010), Sümerlerde Tufan Tufanda Türkler, Kaynak Yayınları, İstanbul.

Demirci, K, (2013), Eski Mezopotamya Dinlerine Giriş, Ayışığı Kitapları, İstanbul.

Dönmez. Ö. (2019). Eski Mezopotamya’da dini inanışlar, Sinop Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi, Sinop

Elvan. E. (2014). Eski Yakındoğu’da Din Siyaset İlişkisi, Pamukkale Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Tarih Ana Bilim Dalı, Eskiçağ Tarihi Bilim Dalı, Yüksek Lisans Tezi Denizli.

Genca. E. (2009). Eski Mezopotamya’da hukuk hareketleri ve düzenlemeler (Sümer, Babil ve Eski İsrail Hukuku), Yüksek Lisans Tezi İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Hukuk Anabilim Dalı Hukuk Bilim Dalı, İstanbul 2009

Kılıç, Y., & Duymuş Hanım. H. (2009). Eski Mezopotamya’da Din Kadınları (Rahibeler). Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, Yıl, 13, 1.

Köroğlu, K. (2006) Eski Mezopotamya Tarihi, İletişim Yayınevi, İstanbul.

Memiş. E. (2009), Eskiçağ Medeniyetleri Tarihi, 2. Baskı, Ekin Yayınevi, Bursa.

Narçın, A. (2008), A’dan Z’ye Asur, Ozan Yayıncılık, İstanbul.

Pekşen. O. (2017), Eski Mezopotamya’da din-siyaset ilişkisi (Sumer-Akad-Babil), Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı, Doktora Tezi, Kahramanmaraş.

Uncu, E. (2011) Eski Mezopotamya ve Yunan Dünyasında Din ve Tanrılar, Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, Denizli.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bu yazı Din Tarihi, Genel, Son Yazılar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın