TERÖRLE MÜCADELE YÖNTEMLERİ

TERÖRLE MÜCADELE YÖNTEMLERİ

14 Maddede Terörizm Nedir ve Terörizm ile Nasıl Mücadele Edilir ...

 

Giriş

Devlet düzeni egemenlik anlayışı ile birlikte kurulmuştur. Askeri  egemenlik devlet sınırlarının dış müdahalelere karşı kendini savunma bilmesidir. Devlet egemenliği kavramı birçok alanda tanımlama bilmektedir. Çalışmamızda egemenlik kavramı terör özelinde incelenmiştir.

Terör ulus ötesi devlerin birlikte güvenlik tedbiri almasını gerekli kılan bir olgudur. Bu kavram güvenlik tedbirleri ile önlene bilir bir özelliğe sahip olmasına rağmen iç tehdit unsuru olduğunda etnik ve dini ideolojileri tarafından destek bulabilmektedir.

Devletler günümüzde toprak bütünlükleri ile ifade edilmektedir. Bu nedenle toprak bütünlüğünün ve güvenliğinin sağlanması önemlidir. Ancak terörist faaliyetler sadece içsel unsurlar ile ifaedilememektedir. Aynı zamanda dıştehdit unsuruna dönüşen terör örgütlerinin uluslararsı işbirliği ile mücede edilmesi gerekmektedir.

Modern Devlet

Devlet kavramı siyasi iktidar kavramıyla bütünleşik bir yapıya sahiptir. Devlet anlayışının; düzen sağlayıcı, korucu ve yapıcı kelimeleri ile anlamlaştırılması bu kavramın önemini arttırmıştır. Klasik devlet anlayışı içinde devletin birincil görevleri savunma ve alt yapı hizmetleri olarak kaşımıza çıkmaktadır. Ancak küreselleşme ile birlikte değişen dünya klasik devlet anlayışı ile yönetilemez bir büyüklüğe ulaşmıştır ve bu bir sorun yaratmıştır. Bu sorun modern devlet kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur.  Bu çerçevede modern devlet (Özkan,2015);

  • Kurumsallaşmış siyasal yapı
  • Temel hakların korunmasını egemen kılan hukuki düzen
  • Rasyonel yönetim sistemlerinin uygulanması
  • Hukuk ve yönetim birliğinin sağlanması ile ulusal egemenlik bilincinin geliştirilmesi olarak tanımlana bilmektedir.

Modern devlet anlayışının temel noktasını klasik yönetim ile gelişen monarşist düzenden ayrılma oluşturmaktadır. Bu durum devletin hem düşünsel hem de fiziksel olarak değişime uğraması ile mümkündür. Ayrıca monarşi  ile oluşan soylu kesimin alt zümrelere karşı egemenliğinin modern devlet düşüncesi içinde eşitlik düşüncesine kavuşması gerekmektedir (Durdu,2012).

Sömürge faaliyetlerinin artmasına neden olan sanayi devrimi modern devletin nasıl bir ekonomik yapı içinde oluşacağını şekillendirmiştir. Bu nedenle modern devlet anlayışını kapital bir sistem ele geçirmiştir. Sanayi devrimi soylu kesimi burujuva sınıfına dönüştürmüş ve sömürge faaliyetlerini modern devlete empoze etmiştir.

Ancak modern devletin felsefi ve düşünsel temelleri kapital sistem içinde değerlendirilmemelidir. Egemenlik anlayışının modern devlet anlayışı dışında ortaya çıkma şansı yoktur. Çünkü modern devlet anlayışı içinde egemenlik siyasi otoriteden halk yönetimine alınmaktadır. Bu durum ulusal egemenlik açısından da şart koşuldur. Egemenlik kavramının aynı zamanda kurumsal yapı haricinde genişlemesi mümkün değildir (Arıcı,2011).

Fransız Devrimi ile meydana gelen feodal yapılar egemenlik anlayışının gelişiminde önemli bir rol oynasa da yönetim biçimlerinde sağlanamayan bütünlük bu devletlerin yaşam sürelerini azaltmıştır. Bu nedenle tam egemenlik için kurumsal ve bütünsel düzenin oluşturulması gerekmektedir. Modern devlet anlayışı bu ihtiyacı karşılamıştır.

Yukarıdaki anlatılanlar çerçevesinde modern devletin egemenlik açısından gerekli olduğu söylene bilir. Ancak bu devlet yapılanmasının sömürge anlayışı beslediği unutulmamalıdır. Burada bahsedilen egemenlik ulus egemenliğini ifade etmektedir. Sömürge devlet oluşumları içinde modern devlet anlayışı örgütlenmeyi sağlamaktadır. Bu nedenle sömürülen devletlerin modern devlet düşüncesini benimsemesi onların egemenliğine neden olacaktır.

Şiddet ve Terör

 

Şiddet güç sahibinin güçsüzlere uygulamış olduğu davranışlardan meydana gelmektedir. Bu çerçevede en genel tanımı ile şiddet, “sahip olunan gücün ve iktidarın, fiziksel ya da ruhsal bir yaralanmaya ve kayba neden olacak biçimde bir başka insana, kendine, bir gruba ya da bir topluma doğrudan ya da dolaylı yolla uygulanması”[1] olarak tanımlana bilmektedir. Şiddet kavramının tanımında kullanılan modern düşünceler (Ün ve Timur,2016);

  • Bireye istediği davranışı yapması için istemi dışında itici güç ve baskı uygulama
  • Şiddet sergileme eyleminde bulunma
  • Duygu, söylem ve düşüncelerin sert bir şekilde dile getirilmesi
  • Karşı konulamaz güç ve irade oluşturma eylemi
  • Yapılan eylemin modern ve haklı olmayan yapısı şeklindedir.

Şiddet genel anlamda; başkasını öldürme, sakat bırakma ya da yaralama yoluyla zarar verilmesini içerdiği için gücü aşıyor. Bu tür eylemlerin başkasına karşı tehdit oluşturması ve kısacası insana fiziksel ve ruhsal zarar veren her edimi şiddet olarak değerlendirebiliriz. Bu çerçeveye yerine göre, başkasının mallarına verilen zarar da dahil edilebilir.

Bu genel tanımlamaların dışında bir de salt hukuksal tanımlamalar önem kazanmaktadır. Ağır suç kapsamına giren şiddet (cinayet, yaralama, ırza tecavüz, silahlı saldırı, gasp) gibi olayların yanı sıra, daha hafif kabul edilen şiddet olayları da (trafik suçu, tehdit) Türkiye Cumhuriyeti Ceza Yasasının kapsamında cezalandırılır.

Bu düşüncelerin temelinde başkası üzerinde hakimiyet yaratma amacı vardır. Modern devlet anlayışı şiddet ve şiddete yönelik davranışları şu sıfatı ile yasaklamıştır. Bu durum bireysel manada şiddet unsurları içerisinde geçerlidir. Ancak şiddetin en büyük yıkıcılığı terörizm ile oluşmaktadır. Terörizm bir takım siyasi amaçlar öne sürerek şiddet kullanmayı ifade etmektedir (Ekrem vd.,2015).

Terörizm sürekli bir değişim ve gelişim içerisindedir.  Terörizm Klasik, amatör ve dinsel temelli olarak sınıflandırılabilmektedir.  Bu çerçevede (Yeşiltaş,vd.,2008);

  1. a) Klasik Terörizm: Kendi var oluş amaçlarını çok iyi algılamış özel organizasyonlar olarak tanımlanmaktadır. Bu grup üyeleri genellikle iyi eğitilmiş profesyonel gizli olarak faaliyet gösteren ve tamamen kendini bu işe adamış kişilerden oluşmaktadır.
  2. b) Amatör Terörizm: Klasik terörizmin tersine amatör terörizm bu işi bir kereliğine yapmış eğrelti gruplardan oluşmaktadır.
  3. c) Dinsel Amaçlı Terörizm: Kendi kutsal algıladıkları şeyleri zorla kabul ettirmek amacıyla oluşturulmuş grupları” ifade etmektedir.

Terör ülkeler açısından büyük yıkımlara hatta bölünmelere kadar sarmalanan olaylar zincirini tetikleye bilmektedir. Günümüzde dahi terör faaliyetlerin yıkıcı etkisi gözler önünde olan bir gerçekliktir. Modern devlet yapılanması terörizm faaliyetlerini önlemek ve bu faaliyetler ile mücadele etmek için güvenlik ve askeri odaklı yatırımlar gerçekleşmektedir.

Terörizmle Mücadele

 

Egemenlik prensibi devletlerin egemenlik alanlarını başka devletlerin etkisine karşı kapatmayı mümkün kıldığı gibi, devletlerin kendi egemenlik alanlarını diğer devletlere açma hakkını da içermektedir. Her devlet kendi egemenlilğini ve güvenliğini sağlamak zorundadır. Egemenliğin doğal sonucu olarak, uzlaşı söz konusu olduğu nispette çok taraflı anlaşmaların çekincelerle modifi ye edilmesi mümkündür (Arsafa,2011).

            Küreselleşme; genel olarak, ekonomik etkinliklerin uluslararası nitelik kazanmasını ifade eden bir kavram olarak anlaşılmakla birlikte, kendi başına bir amaç olmayıp bir olgu olarak esasında bundan daha fazla anlama gelmekte, çok boyutlu bir süreci ifade etmektedir. Dünya çapında göçmenlerin yoğun sınır ötesi hareketliliği, ekonomik gelişmelerden daha önemli bir hâle gelebilmekte ve ulus-devletin temel taşı olan vatandaşlık statüsünü erozyona uğratabilmektedir. Aynı süreçte, benzerlik/aynılık ile farklılık/çeşitliliğin diyalektik birliği söz-konusu olmakta, ulusal kimlik, ulusal kültür aşınırken; yerel, etnik ve dinsel kimlikler, evrensele yönelik değerlerle birlikte öne çıkabilmektedir (Özyakışır,2006).

Egemenlik kavramına ilişkin sınır-otorite ilişkisi ve karşılıklı tanımaya dayalı anlayış tarihsel süreçte, 19. yüzyılla birlikte Hegel’in katkılarıyla sistematik bir bütünlük kazanmıştır. Takip eden süreçte İkinci Dünya Savaşı ardından dünya genelinde standartlaşan bir ulus ve ulus devlet anlayışının kabul görmesi yönünde ilerlemeler devam etmiştir. Bu noktada Max Weber’in egemenlik tanımı dikkat çekicidir.

Weber’e göre modern devletin ayırt edici özelliği, belirli bir sınır dahilinde meşru şiddet tekeline sahip olmasıdır. Küreselleşme sürecinde egemenliğe ilişkin meşru şiddet tekeline dayalı modern devletin egemenliği fikrinin hala geçerliliğini sürdürüp sürdürmediği ve bu anlamda egemenlik anlayışının ne şekilde dönüşmekte olduğu konusu önem arz etmektedir. Stephen D. Krasner egemenliğin farklı boyutlarına dikkat çekmiş ve kavramı dörtlü bir tasnife tabi tutmuştur (Cebeci,2008):

  • İç egemenlik: Bir devlette kamu otoritesinin örgütlenmesi ve bu otoritenin denetim mekanizmasına, kontrol gücüne sahip olması.
  • Sınır ve karşılıklı bağımlılık egemenliği: Kamu otoritesinin sınır aşan hareketlerini de denetleyebilme kabiliyeti.
  • Uluslararası hukuk egemenliği: Devletlerin birbirlerini tanımaya dayalı egemenlik alanı.
  • Westfalyan egemenlik: Dış aktörlerin iç otorite konfigürasyonuna müdahale edememesi;

Egemenliğin en büyük tehdidi ise terördür. Terör kavramı genel olarak, ‘insanları yıldırmak, sindirmek ve korkutmak yoluyla onlara belirli davranış biçimlerini benimsetmek için zor kullanma eylemi olarak açıklanmaktadır. Sözlük anlamı açısından ise terör; bir grup veya kliğin güç kazanmak için sistemli bir şekilde vahşi yollara başvurarak yarattığı büyük korku durumu olarak tanımlana bilmeketedir (Yeşiltaş vd.,2008).

Terörizm, ulusal ve uluslararası gündemde hep önde olan, oldukça kompleks ve sürekli değişen bir olgudur. Terörizm ve onun çeşitli yan faktörleri arasındaki ilişki araştırmacılar arasında 1960’lardan beri tartışmanın temel konusunu oluşturmakla beraber terörizmin küresel yapısı 11 Eylül saldırılarından sonra daha da belirginleşmiş, hiçbir ülke ve toplumun kendisini tam olarak güvende hissetmediği bir sürece girilmiştir. Bu durum küresel terör konseptine uygun olarak küresel mücadeleyi zorunlu kılmaktadır (Öztürk ve Çelik,2009).

Dünyada terörün halen büyük bir problem niteliğinde karşımıza çıkmasında etkili bir diğer faktörün de çeşitli ülkelerde faaliyet gösteren terör örgütlerine uluslararası diğer terör örgütlerinin ya da diğer ülkelerin verdikleri maddi ve manevi destek olduğu ileri sürülebilir. Terör örgütünü kendi amaçlarına ulaşmada bir araç olarak gören birçok kişi, kurum ya da kuruluş, bölgesel terör örgütlerine barınma, eğitim ve lojistik destekler sağlamaktadır. Böylece terör beslenmekte ve kalıcı bir sorun haline gelmektedir (Saran ve Bitirim,2010).

Ortaya çıkan gelişmelerle birlikte, küresel terör tehdidine karşı ortaya konulan politikaların, çözüm önerilerinin dünyada egemenlik kurmaya doğru giden yolu amaçladığı görülmektedir. Dünya kamuoyunun desteğini almak için de barış ve demokrasi kılıfı ile bu müdahaleler gerçekleşmektedir. Küresel terörle mücadele etmeye soyunan güçler devletler hiyerarşisinde en üstte bulunan devletler olmalarından dolayı da, ortaya çıkan gelişmelerle birlikte egemenliklerini yeniden üretmektedirler (Ertürk,2010).

Egemenlik alanı mücadeleleri, stratejik kaynak paylaşımı, pazarların paylaşımı, etnik ve dini terörün batılı egemenler tarafından birbirlerine karşı kullanılmasını ve desteklenmesini sağlamaktadır. Daha açık bir ifadeyle emperyalist rekabetin sıcak çatışmaya ya da savaşa dönüşmediği egemenlik saflarında terör ortaya çıkmaktadır. Avrupa’nın insan haklarını bahane ederek hatta insan haklarını kirleterek bir kısım teröre ve teröriste verdiği destek ise Batı kültürünün çifte standart özelliğinin bir sonucudur. Günümüzde egemenlerin psikolojik savaş stratejilerine ve bunların taktik düzeyde uzantısı olan kitle iletişim araçları üzerindeki egemenliklerine ve bu araçları kullanarak yaptıkları propagandaya karşı kültürel, ekonomik, siyasi savunma kapsamında bilimsel çalışmalara ihtiyaç vardır. Stratejik, taktik hatta politik düzeyde önlemler alınması zorunlu hale gelmiştir (Sami,1999).

Terörle mücadelede dar anlamda kullanılan güvenlik kavramı teknik manada güvenlik faaliyetlerini içermektedir. Bu faaliyetler önleyici güvenlik işlevi olan istihbarat yoluyla bilgi edinme işlevinden, teröristlerin yakalanmasına, cezalandırılmasına ve hatta infazına kadarki işlevleri içermektedir. Bir devlet için en önemli egemenlik göstergesi olan ülke sınırları içerisinde şiddet kullanma tekeline sahip olması oldukça önemli bir husustur. Şiddet kullanma tekeline sahip olma hakkı, devletlerin yürüttükleri terörle mücadele sürecinde şiddeti kilit bir konuma yükseltmektedir. Terörle mücadelede araçlarının kullanım sırasında şiddete öncelik verilmesi veya kullanılan şiddetin dozunun iyi ayarlanamaması mücadelenin meşruluğunu ve etkinliğini olumsuz yönde etkileyebilmektedir (Baharçiçek ve Tuncel,2011

SONUÇ

Sömürge faaliyetleri ülkelerin egemenlik arayışlarını hızlandıran bir gerçekliktir. Ancak bu faaliyetler sonucunda oluşan özgürlük akımları modern devlet anlayışı içinde kabul edilmemektedir. Bu kabullenmeme durumu terör örgütlerinin bu halkların inançlarını sömürmesine neden olmaktadır.

Bu çerçevede sömürge ve kapitalizme dayalı modern devlet anlayışının terörü desteklediği ve gelişiminde etkili olduğu söylene bilir. Ancak terörizmin evrensel bir şiddet suçu olduğu gerçekliliği bu durum ile değişikliğe uğramamaktadır.

Terörizmle mücadele tedbirleri çerçevesinde birlik ve koalisyonlar modern devletler çerçevesinde kurulmaktadır. Şiddetin ulusal egemenliği tehdit ettiği bir boyut olan terör evrensel mücadeleler karşı koyulması gereken bir durumdur. Bu nedenle terör eylemleri yada faaliyetleri modern devlet düşüncesi çerçevesinde bütüncül güvenlik tedbirleri ile engellenmelidir. Ancak sadece güvenlik tedbirleri terörün engellenmesinde etkili değildir. Bu çerçevede sömürge faaliyetlerinin engellenmesi gerekmektedir. Ayrıca modern devletin düşünsel temelleri ekonomik ve siyasi amaç gütmeden uygulanmalıdır.

Devlet terörü egemenlik anlaşı içinde önemli bir statüde yeralamaktadır. Küreselleşen dünya düzeni aynı zamanda terör örgütlerinin ulus ötesi bir tehdit unsuru olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. Bu durum ortak terör güvenlik tedbirlerinin alınması gerekli kılmıştır. Terör faaliyetleri ülkelerin egemenlik haklarına aykırı olan bir özellik taşımaktadır. Klasik devlet anlayı içinde devletlerin en önemli görevi “güvenliktir”.

Bu nedenle terörime karşı devletlerin özel güvenlik tedbirleri uygulaması gerekmeketedir. Terör faaliyetlerinin yıpratma ve bunalmaya yönelik korku temelli politikaları bu manada disiplinli ve ortak bir güvenlik düşüncesinin oluşmasını sağlamalıdır.

 

KAYNAKÇA

 

Arıcı, O. (2011). Oresteia: Bir Modern Devlet Ve Adalet Tartışması. Tiyatro Eleştirmenliği Ve Dramaturji Bölüm Dergisi, (17), 1-17.

Arsava, A. F. (2011). Egemenlik Ve Koruma Sorumluluğu. Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi15(1), 101-124.

Baharçiçek, A., & Tuncel, G.(2011). Terörle Mücadelenin Zorlukları Ve Bu Zorlukları Aşmada Farklı Bir Yaklaşım: Demokratik Mücadele Yöntemi Difficulties Of Struggle With Terror And A New Approach To Overcome These Difficulties: Democratic Struggle Way.

Cebeci, K. (2008). Küreselleşme Bağlamında Ulus-Devletin Egemenlik Gücünün Dönüşümü. 3 Türk Hukuk Sisteminde Normlar Hiyerarşisi Ve Sayıştay Denetimine Etkileri, 23.

Durdu, Z. (2012). Modern Devletin Dönüşümünde Bir Ara Dönem: Sosyal Refah Devleti. Sosyal Ve Beşeri Bilimler Araştırmaları Dergisi, 1(22).

Ekrem, M. U. Ş., Ali, C. A. N., & Güçlü, İ. (2015). Terörün Toplum Ve Sosyal Hayata Etkileri. Turkiye Klinikleri Journal Of Forensic Medicine-Special Topics, 1(2), 5-14.

Ertürk, A. G. D. (2010). Bir Egemenlik Aracı Olarak Küresel Terör. E-Şarkiyat İlmi Araştırmaları Dergisi2(2).

Özkan, D. (2015). 12. Modern Toplumda Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü Ve Devlet: İktidar, İdeoloji Ve Kitle İletişimi. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 43(43)

Öztürk, S., & Çelik, K. (2009). Terörizmin Türkiye Ekonomisi Üzerine Etkileri.Uluslararası Alanya İşletme Fakültesi Dergisi1(2).

Özyakışır, D. (2006). Ulus-Devlet Ve Milli Egemenlik Bağlamında Teorik Bir “Küreselleşme” Eleştirisi.

Sami, H. (1999). Demokrasi İstemlerimiz Ve Kırılma Noktalarımız Iı. Aydınlanma 192332(32), 16-18.

Saran, M., & Bitirim, S. (2010). Terörle Mücadelede Sosyal Pazarlama Ve İletişim Stratejileri. Uluslararası Güvenlik Ve Terörizm Dergisi1(2), 87-109.

Ün, M. B., & Timur, K. (2016). Kolektif Siyasal Şiddet Analizine Toplumsal Hareketler Teorisi Yaklaşımı. Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 18(3), 523-551.

Yeşiltaş, M., Öztürk, İ., & Türkmen, F. (2008). Terör faaliyetlerinin turizm sektörüne etkilerinin çözüm önerileri perspektifinde değerlendirilmesi. Sosyal Bilimler Dergisi, 10(1), 180.

Yeşiltaş, M., Öztürk, İ., & Türkmen, F. (2008). Terör Faaliyetlerinin Turizm Sektörüne Etkilerinin Çözüm Önerileri Perspektifinde Değerlendirilmesi. Sosyal Bilimler Dergisi10(1), 180.

Bu yazı Politika kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın