Türk silahlı kuvvetleri

MODERN TÜRKİYE’NİN ULUSAL GÜVENLİĞİNDE TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNİN  DÜNÜ,BUGÜNÜ VE YARINI

Kıbrıs Barış Harekatı 46. yılında: İşte harekatın bilinmeyenleri

ÖZET

Türkiye, Dünyadaki en istikrarsız bölgeler olan Kafkasya, Orta Doğu ve Balkanlar’ın merkezinde yer almaktadır. Dolayısıyla, savunma politikası ülkenin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve hayati çıkarlarını korumak ve korumak üzere tasarlanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin misyon ve sorumlulukları Anayasa’da açıkça belirtilmiş ve yeni yüzyılda yeni güvenlik sorunları ve krizlerine tepki göstermek, belirsizliklere karşı hazır olmak ve Türkiye’nin iç ve dış güvenliğini sağlamak için kanunlarla belirlenmiştir.  Çalışmamızda Türk Silahlı Kuvvetlerinin gelişimi ve modern dönemdeki yapısı incelenmiştir. Çalışmamız bu çerçevede tarama modeli ile oluşturulmuştur.

SUMMARY

Turkey, the world’s most unstable regions of the Caucasus, is located in the heart of the Middle East and the Balkans. Therefore, defense policy is designed to protect and preserve the independence, sovereignty, territorial integrity and vital interests of the country. Turkish Armed Forces’ mission and responsibilities are clearly stated in the Constitution and in the new century a new security issues and react to the crisis, to be ready against uncertainty and are determined by law to ensure Turkey’s internal and external security. The development of the Turkish Armed Forces and its structure in the modern period has been examined in our work. Our work has been created with this frame scan model.

GİRİŞ

Türkiye’de askerlik hizmeti, 20-41 yaşları arasındaki tüm erkek vatandaşlar için (engelli veya zihinsel olarak hasta olan veya sağlıklı olmayan bazı istisnalar olmak üzere) zorunludur. Kadınlara yalnızca askeri okullarda kaydolan ve askerlik görevini yerine getiren bir kariyer seçen subaylar olarak izin verilir.  2016’daki Darbeci denemeden sonra Hükümet, TSK uygulamalarını Acil Durum Yasası uyarınca değiştirdi. Şimdi, tüm Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri doğrudan Milli Savunma Bakanı’na bağlıdır ve Jandarma kuvvetleri ile Sahil Güvenliği İçişleri Bakanlığına bağlıdır[1].

Genelkurmay Başkanı (Genel Sekreter Hulusi Akar, Ağustos 2015’ten bu yana emekli General Necdet Özel’den başarılı olarak) Cumhurbaşkanı tarafından Silahlı Kuvvetler Komutanı olarak atanır ve Başbakana karşı sorumludur. Milli Savunma Bakanlığı ile koordine edilmektedir. Bakanlar Kurulu, ulusal güvenlik ve ülkeyi savunmak için Silahlı Kuvvetler’in hazırlanması için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden sorumludur. Bununla birlikte, bir Savaş Devleti ilan etme ve Türk Silahlı Kuvvetlerini yabancı ülkelere gönderme veya yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’ye yerleştirilmesine izin verme yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine ( TBMM ) aittir[2].

Kara Kuvvetleri; 4 Kolordu Komutanlığı ( Marmara Bölgesi 1. Ordu , Güneydoğudaki 2. Ordu , Kuzeydoğudaki 3. Ordu, Ege Bölgesinde Ege Ordusu ), Kara Kuvvetleri Eğitim ve Doktrin Komutanlığı ve Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığıdır. Ülke, stratejik arazi koşulları, lojistik, iletişim ve potansiyel dış tehdit temelinde dört askeri sektöre ayrılmıştır. Bu sektörler dört saha ordusuna ayrılmış olup, ilk üçü NATO tarafından güçlendirilmiş bir uyarı durumunda NATO komutasındadır[3].

Türkler, Türk Devleti zamanlarından beri ve Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde her zaman iyi asker olmuşlardır. Özellikle Osmanlı döneminde ünlü Yeniçeri ordusu, tüm Avrupalılar tarafından korkulmuştur. Fakat Osmanlı İmparatorluğunun sonuna doğru, müttefiklerinin yenilgisi, imparatorluğun sona ermesi, ülkenin istila edilmesi ve ordu silahsızlandırılması nedeniyle yeni bir ordu bulunması gerekiyordu[4].

Türk Silahlı Kuvvetleri’nin son büyük savaşı I. Dünya Savaşı’ndan sonra Türk bağımsızlık savaşı sırasında Mustafa Kemal Atatürk’ün emrinde 1920 başlarında gerçekleşti. 1920-1923 yılları arasında Ordu, Doğu cephesindeki Rus ve Ermeni orduları ile İtalyan Fransız ve İngiliz orduları, Güney cephesinde, Yunan ordusuna karşı batı cephesinde yeraldı. Gelibolu Savaşı, herkesin en dramatik ve kahramanca savaşlarından biriydi. İkinci Dünya Savaşı sırasında Türkiye tarafsız kalmayı başardı ve böylece Ordu, Kore Savaşı (1950-1953) tarihine kadar herhangi bir çatışmaya katılmadı. Türkiye bu savaşa yalnızca peygamber tugayıyla katılarak insani amaçlarla ve BM’nin idealiyle savaşarak dünyanın takdirini kazandı. Kore’de 731 Türk askeri eylemde öldürüldü.

Türkiye, 18 Şubat 1952’de NATO’ya katıldı ve aynı yıl Güneydoğu Ortak Komutanlığı (JCSE – Ortak Komutanlığı) İzmir’de kuruldu. Güneydoğu Avrupa Müttefik Kara Kuvvetleri (LANDSOUTHEAST) kuruldu. 20 Temmuz 1974 tarihinde, Türkiye barış Garantör Güçlerin (biri olarak Kıbrıs’a müdahale etmek zorunda kalmıştı Türkiye’nin Rum paramilitary tarafından desteklenen bir darbe sonlandırmak için Londra’da Zürih 1958 ve 1959 Uluslararası Andlaşmalara göre Adası’nda, Yunanistan, İngiltere)[5]

EOKA Grubu (Ethniki Organosis Kyprion Agoniston, Ulusal Özgürlükler Savaşçıları Örgütü) tarafından desteklenmekte ve halen Kıbrıs Türk Barış Gücü’nden Ege Ordusu’na bağlı olarak askeri varlığını sürdürmeye devam etmektedir. Türk ordusu 1980’li yılların başından beri ayrılıkçı ve terörist gruplarla çatışmaya girdi, özellikle Güneydoğu Anadolu’da yoğunlaştı. Özellikle Bolu’da bulunan 2. Komando Tugayı Kayseri merkezli 1. Komando Tugayı ve Foça / İzmir’de bulunan Amfibi Deniz Tugayı (3. Komando Tugayı) mücadelerler için oraya yerleştirildi ve “Seçkin Cesaret Madalyası” na layık görüldü.

Kore Savaşı’ndan sonra Türkiye hem askeri hem de askeri olmayan operasyonlar için bölgesel ve küresel barış için NATO ile ortaklaşa birçok Barış Destek Operasyonunda yer almıştır:

  • 1993-1994 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri, Somali’deki açlık koşullarına tepki olarak Birleşik Kalkan Operasyonuna (UNOSOM) katıldı. BM Barış Gücü’nü yönetmek üzere bir dönem Türk Korgeneral (Çevik Bir) görevlendirildi.
  • 1994-1995 ve 1996 yılları arasında Bosna’da Hava Kuvvetleri devriyesi ve eskortluk misyonları için Sharp Guard Operasyonu ve Operation Deny Flight (UNPROFOR ve IFOR / SFOR) mevcuttu. 2004’te Avrupa Kuvvetleri (EUFOR) bu kuvvetin sorumluluğunu NATO’dan devraldı ancak Türkiye , Bosna-Hersek’teki Zenica’da bir Makine Tabur Görev Gücü ile bu Operasyona katılmaya devam etti.
  • Arnavutluk (ALBA) 1997’de.
  • 1999 yılından Günümüze Hava Kuvvetleri devriyesi ve Kosova üzerindeki operasyonlar grevle Tabur Görev Gücü (KFOR ve AFOR) katkıda bulundu.
  • Essential Harvest Operasyonu, Makedonya’daki Arnavut militanları silahsızlandırmak için 2001’de Petrovac bölgesi çevresinde bir şirketle birlikte yürüttü. 2001 yılında başlayan Amber Fox Operasyonu sırasında Türk askeri personeli de hazır bulundu.
  • Afganistan’da Sürekli Özgürlük, 2002-2003 ve 2005-Günümüz arası (ISAF). Türkiye,2002, 2005 yıllarında ve son zamanlarda 2009’da ISAF komutasını birkaç kez atadı. Türk Ordusu, hala Kabil’deki uluslararası yardım gücünde bir şirketle 2015 yılından sonra Küstah Destek Misyonunun (RSM) bir parçası olarak görevini sürdürüyor, savaşı olmayan bir görevdir.
  • Bosna-Hersek’te (UNMIBH ve IPTF), Doğu Timor’da Gürcistan’da (UNOMIG), El-Halil’de Batı Şeria’da (TIPH), Irak-Kuveyt Gözlem Misyonunda (UNIKOM) BM’yi desteklemek için çeşitli askeri olmayan gözlem ve askeri danışma misyonları,
  • 2005 yılında Katrina felaketinden sonra ABD’ye hava desteği ve kargo taşıyıcıları göndermek ya da 2005’deki büyük depremden sonra Pakistan’a ya da Darfur’a doğal afetlerin veya iç savaşların patladığı alanlara NATO tarafından uluslararası arenada katılan yardım operasyonlarına katılmak – 2005-2010 yılları arasındaki şiddeti durdurmak için Sudan (UNMIS).
  • 2006 yılı sonunda, Türk Ordusu barış gücü Lübnan’daki BM Geçici Gücü (UNIFIL) için Güney Lübnan’a gönderildi.
  • Libya’daki kargaşa, küresel barış ve uluslararası güvenliği tehdit edince, BM Güvenlik Konseyi 2011’de bazı kararlar aldı ve Türkiye, Libya’daki NATO Operasyon Birleştirilmiş Koruma Grubuna (OUP) katıldı; bir denizaltı, bir lojistik destek gemisi, altı F-16 hava savunma uçağı, iki KC-135 tanker uçağı, bir Özel Kuvvet personeli, gemi tabanlı helikopter, Sualtı Yıkım Ekibi ve Amfibi ve Sualtı Takımları.
  • 2013 yılında Birleşmiş Milletler BM Somut Yardım Misyonu (UNSOM), Türk Silahlı Kuvvetleri’nden personel atanan BM Güvenlik Konseyi Kararı ile kuruldu.
  • BM Kalkınmada Güvenlik Konseyi ve CTF-151’in BM Güvenlik Konseyi Kararına uygun olarak 2014 yılında Türkiye, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin donanma bileşenlerini Aden Körfezi’ne, Somali kara sularına ve sahilden uzak sahalara ve bitişik bölgelerde müttefik ülkelerin deniz kuvvetlerine silahlı soygun ve korsanlıkla mücadele için güçler. Türkiye, CTF-151’in komutasını üç kez ve NATO’nun Okyanus Kalkanı Operasyonunu bir kez yerine getirdiğini düşünerek, bölgedeki savaş gemileri ile katkıda bulunuyor.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullandığı ekipman ve silah sistemlerinin çoğu ABD menşelidir. Bugün, Türkiye’nin ana silah tedarikçileri Almanya, İsrail, İngiltere, Fransa ve Rusya’dır. Türk Silahlı Kuvvetleri, Fransa ve İngiltere’nin birleşmesinden daha büyüktür ve 570.000 askeri silah ve 429.000 rezerv, artı Amerikan savaşçıları ile sağlam bir hava kuvvetidir. Aslında, ABD’den sonra NATO’da en büyük ikinci duran güç ve dünyanın en büyük 8. aktif askeri birliği bulunmaktadır.

Barış döneminde, Türk Silahlı Kuvvetleri son olduğu gibi doğal afet yardım harekatı gerçekleştirmeye hazır olduğumuz depremler de Marmara Bölgesi’nde. 17 Ağustos 1999 Depremi’nden sonra Türk Silahlı Kuvvetleri, büyük ölçekli doğal felaketlerle daha iyi başa çıkabilmek için uzman Arama Kurtarma (SAR) görevlerindeki yeteneklerini geliştirdi. 15-16 Temmuz 2016’da küçük bir ordu grubu, Başbakan Erdoğan ve Hükümet’e karşı bir darbe girişiminde yer  aldı daha sonra başarısız oldu.

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Genelkurmay Başkanlığı ve onun alt birimleri ile Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı ve Hava Kuvvetler Komutanlığı’ndan oluşmaktadır. Tarih boyunca “Ordu-Ulus” olarak anılan Türkler, Asya’dan Avrupa’ya ve Afrika’ya uzanan çok çeşitli coğrafyada sayısız devlet kurdu ve halkları, ulusları ve devletleri egemenlik altına aldı ve hakim duruma getirdi. Stepiklerin şiddetli yaşam koşulları, aşırı enerjik ve yorucu yaşam standartlarını talep ederek, Türkleri sıkı ve militarist bir ulus haline getirmeye zorladı; güçlü ve iyi örgütlenmiş ordular kurmalarında da önemli bir faktör oldu[6].

Türk Ordusunun birinci derece ve disiplinli oluşumu Büyük Hun İmparatorluğu döneminde M.Ö. 209’ya kadar uzanır; bu organizasyonun en büyük birimleri 10.000 askerden oluşan bölünmeler, bölünmeler bin, yüz ve on askerden oluşan daha küçük birliklere bölünmüştü; bu örgüt, tarih boyunca küçük değişikliklerle birlikte Türk devletlerinde varlığını sürdürdü. Ordu her zaman Türk devletlerinin en temel örgütlerinden biri olmuştur ve her zaman önemini korumuştur. Disiplin, organizasyon, eğitim ve silahlanma üstünlüğü her zaman Türk ordularının en yaygın öznitelikleri olmuştur. 1071 yılında Malazgirt Muharebesi’nden (Manzikert) sonra orduları örgütlenmesine bağlı olarak birçok savaşa imza atan Türkler, Anadolu’ya sıkıca yerleştiler ve kısa süre önce Anadolu Selçuklu Devleti’ni kurarak Anadolu’yu kendileri için bir anavatan haline getirdi. Önümüzdeki on yılda Türk hayvanlarının Ege kıyılarına ve Marmara Denizi’ne ulaşması Türk ulusunu ordu örgütlenmesinin yeni bir safhası olan amigoluk başlatmaya zorladı. Çaka Bey, Türk Milletini açık denizlerle tanıtan ilk kişiydi, ilk Türk filosu 1081 yılında ambargosunda başlatıldı[7].

Selçuklu askeri oluşumunu miras alan Anadolu’da kurulan en güçlü Türk devleti olan Osmanlı Devleti, kuruluşundan itibaren ordusunu örgütlemede bazı yenilikler getirdi. Bu çerçevede, Orhan Bey’in saltanat döneminde, çoğunlukla piyade ve süvari dayanarak kalıcı ve düzgün bir ordu kuruldu. İznik kuşatması sırasında (1327) kuşatılmış bir donanma gücüne ihtiyaç duyulması, Karade Beyliği komutasında Karamürsel Bey tarafından gönderilen 24 gemi filosu tarafından karşılandı. Aynı yıl Karamürsel’de bir tersane olan Osmanlı Ordusu’nun ihtiyaç duyduğu gemi inşası yapıldı.

 

  1. Murat döneminde ordudaki gelişmeler devam etmiştir; Başta feodal süvari birliklerinden oluşan Osmanlı Ordusu’nun ana savaş gücü olan İl Kuvvetlerine ek olarak, piyade ve süvari birliklerinden oluşan Kapıkulu Kalpler kuruldu. Böylece, Osmanlı Ordusu iki büyük birime ayrıldı: Kapıkulu Kaplıcaları ve feodal İl Kuvvetleri. Ordusunun örgütlenmesini güçlendiren Osmanlı Devleti, Venediklilere, Ege ve Karadeniz kıyı şeridinde egemenlik kurmaya ve daha büyük savaş gemilerinin inşasını gerekli kıldı[8].

Karada ve deniz kuvvetlerinde yaşanan gelişmeler savaş malzemelerinin imalatındaki gelişmeleri tetikledi. Bu alandaki gereksinimleri karşılamak için, kuruluş döneminin sonlarına doğru, oklar, yaylar, kılıçlar, tabancalar, barutlar, mermiler, zırhlar ve kaskların imalatı için kurulmuştur; Toplar ve harçlar atmak için Topçu; havan mermileri ve mayınların dökülmesi için Humbaracı Ocak kuruldu.

Esas olarak Gelibolu Tersanesi’nde yoğun bir gemi infla faaliyetine giren Osmanlı Devleti, II. Mehmet’in döneminde ilk stratejik deniz kuvvetini kurdu. Oluşturulan filo İstanbul’un fethinde önemli rol oynamıştır. Hayreddin Barbarossa Paşa’nın Kanuni Sultan Süleyman’ın amirallik görevine atanması sonucunda Osmanlı Donanması en güçlü devlete ulaştı ve 27 Eylül 1538’de Preveza’daki deniz zaferini takiben Akdeniz, bir Türk Gölü oldu[9].

  1. yüzyıldan beri Türk ordusu organizasyonu ve eğitim kurumlarına önemli reformlar yapıldı. III. Selim döneminde modern Türk Ordusunun tohumunu oluşturan Nizam-ı Cedid [Yeni Düzeni] Ordusu ekildi. Daha sonra Sekbân-ı Cedid Ateşi ve Eşkinci Kalitesi kuruldu; Bu alanda en önemli gelişme, Yeniçeri-i Mansûre-i Muhammediye Ordusu’nun Yeniçeri düzeninin kaldırılması üzerine Avrupa tarzında oluşturulmasıydı. Eğitim alanında göze çarpan yenilikler Mühendishâne-i Bahrî-i Hümâyûn’un (1773) Mühendishâne-i Berrî-i Hümâyûn (İmparatorluk Mühendisi) (1794) tarafından kuruldu. Diğer önemli yenilikler, Mekteb-i Harbiye, Askeri Akademinin, Erkân-ı Harbiye Mektebi’nin [Savaş Koleji], askeri ortaöğretim okullarının, ilköğretim okullarının ve ortaöğretim okullarının askeri okulların ve askeri okulların eğitimi için açılmasıydı[10].

 

 

Kara kuvvetlerinde sunulan yeniliklerle birlikte, donanmada reformlar başlatıldı. Özellikle Kırım Savaşı’ndan (1853-1856) sonra savaş gemilerinin inşasında kullanılan teknolojilerin modernizasyonu dikkat çekiciydi. Pervanenin icadı ve buharlı motorların savaş gemilerine uygulanması, demir savaş gemilerinin inşası, makaralı tabancaların keşfi, muzzleloader tabancalarından vazgeçilmesi ancak donanmanın ilerlemelerinden bazıları. Donanmada bir diğer gelişme, 17 Mart 1867’de Kaptan Paşalık Müessesesi’nin Denizcilik Bakanlığı ile değiştirilmesiydi[11].

Türk Ordusu, ordu ve donanma konusundaki gelişmelere ek olarak, 1909 yılından itibaren askeri havacılık ile ilgilenmeye başladı; bu kapsamda ülkemizde ilk hava gösterileri düzenlenerek havacılık ile ilgili ilk raporlar yazılmıştır. 2. Bölüm Genel Sekreter Yardımcısı Lt.Col’un emrinde kurulan “Havacılık Komisyonu”. 1 Haziran 1911’de Süreyya Bey, Savaş Bakanlığı Kıtaat-ı Fenniye ve Mevâki-i Müstahkem Müffetişliği’ne bağlı olarak, Türk Silahlı Havacılığının temellerini oluşturmaktadır. Sınırlı araçlara rağmen, Türk hava birlikleri Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda aktif ve başarılı görevler üstlendi[12].

Türk Hava Kuvvetleri’nin kurulmasından kısa süre sonra, köklü askeri geleneğinden faydalanan Türk Ordusu I. Dünya Savaşı’nda ordu, donanma ve hava kuvvetleri ile geniş bir coğrafyada sayısız cephede savaşmaya mecburdu. Dünya yüzyıl boyunca akan Türk asker ve ulusunun cesurluğunun ve kahramanlığının Mustafa Kemal’in askeri dehanı ve yeteneği ile nasıl birleştiğine tanık oldu Çanakkale’yi pasif hale getirdi.

Anavatanını kriz zamanlarında felaketlerden kurtaran Valiant Türk Ordusu, Kurtuluş Savaşı’ndaki tüm olanaklarını harekete geçiren soylu ve fedakar Türk milleti Mustafa Kemal Paşa önderliğinde olağanüstü zaferler kaydetti. Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın talimatıyla kazanılan Sakarya Savaşı sonrasında “Herhangi bir savunma hattı değil, savunma birliği var. Bütün bu ova; “Büyük Taarruz’u başarıyla tamamlayarak Türk Ordusu, ulusunun bağımsız ve egemen bir ulus olarak var olmasını sağladı.

Anavatanın yabancı ve yerli güvenliğini korumada güçlü bir orduya sahip olmanın önemini anlamak, böylece Cumhuriyet Dönemi’nde orduda yapılacak reformlara öncelik verildi. Güçlü bir ordu kurmanın ilk adımları, Kara Kuvvetleri’ni üç müfettişlik altında yeniden örgütleyerek ve ağır ve hafif tabancalar, harçlar, tanker silahları ve modern topçu silahlarıyla donatarak alındı.

1920’de Bakanlar Kuruluna bağlı olarak kurulan Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Vekâleti, 3 Mart’ta çıkarılan bir kanunla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti (Savaş Başkanlığı) olarak yeniden adlandırıldı 1924’te kuruldu ve bir bakanlık statüsünü cumhurbaşkanlığına dönüştürdü ve bağımsız bir örgüt haline geldi. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti, 29 Ekim 1931’de Mustafa Kemal Atatürk’ün göreve başladığı yeni binasına (bugün Türk Genelkurmay Başkanlığı) taşınmıştır. 1935 yılından itibaren Türk Ordusundaki yerini Türkçe karşılıkları almıştır. Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nin ismi Türk Genel Kurmay Başkanlığına dönüştürüldü.

Ülkede kanun ve emir vermek amacıyla 14 Haziran 1839’da kurulduğuna inanılan Jandarma Teşkilatı, mevcut yasal statüsünü, 10 Haziran 1930’da yayınlanan 1706 sayılı Kanunla kabul etti. II. Dünya Savaşı’ndan önce orduda yeniden yapılanmalar yapıldı, Kara Kuvvetlerinde müfettişler ordu komutanlığına dönüştürüldü. Böylece, Kara Kuvvetleri üç ordu altında kurulmuş ve Türk Ordusu’nun savaş gücü en üst düzeye çıkarılmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra 23 Ocak 1944’te Hava Kuvvetleri Komutanlığı kurarak havacılık birimleri tek komuta altına alındı. Kara Kuvvetleri Müsteşarlığı, 1 Temmuz 1949’da Kara Kuvvetleri Komutanlığına dönüştürüldü. Deniz Kuvvetleri Müsteşarlığı 15 Ağustos 1949’da Deniz Kuvvetleri Komutanlığına dönüştürüldü[13].

Türkiye, dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla 27 Haziran 1950’de çıkarılan Güney Kore’ye yönelik BM Güvenlik Konseyi Kararına olumlu yanıt verdi ve Kore Savaşı’nda bir tugayla aktif rol aldı. Türk Silahlı Kuvvetleri, ateşkes Anlaşması imzalanana kadar Kore yarımadasında yürüdükleri güne kadar en kritik cephelerde görev almıştı (27 Temmuz 1953). Türk Kuvvetleri, her zaman olduğu gibi “Evde barış, dünyada barış” ilkesini temel alarak Kore’de fedakarlık içinde savaştı. Kore Savaşı mevcut dostane Türk-Güney Koreli ilişkileri geliştirdi ve ilişkilerin ilerlemeye devam ettiği “kan kardeşliği” yolunu açtı[14].

Kore’de savaş devam ederken, 1951’den itibaren Türk Hava Kuvvetleri Komutanlığı jet avcılarıyla donatılmaya başlandı; Aynı yıl temel ve füze formasyonları adapte edildi, Balıkesir’deki 9. Ana Jet Üs Komutanlığı, Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın ilk Jet Üssü oldu. Türk Ordusu’nun Kore Savaşı’ndan sonra üstlendiği en büyük sorun, Kıbrıs Barış Harekâtı Operasyonu idi. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bu ilk ortak operasyonunda Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk Hava Kuvvetleri’nin desteğiyle Türk birliklerini başarıyla devretti ve indi. Barışın Korunması Operasyonu sonrasında, “Türk Barış Gücü Komutanlığı” nın çekirdeği, bir kolordu komutanlığınınkine eşit bir güçle kuruldu. Operasyon ile elde edilen dersler çerçevesinde Ege Ordusu Komutanlığı Ege kıyılarını korumak amacıyla kuruldu. Türkiye’nin jeopolitik konumlaması, kıyı şeridinin uzunluğu, yeni ve profesyonel bir Sahil Güvenlik Komutanlığı kurmanın gerekliliğini getirdi. Dahası, yürütülecek kanun ve yönetmeliklerin uygulanması için nitelikli bir güç bulunmadığı için, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) 1980’lerin sonlarına doğru bir yeniden yapılanma süreci başlattı.

TSK, Türk ulusal çıkarlarının barış zamanında katkıda bulunmasının yanı sıra sınır ötesi teröre, ülkenin savunma alanındaki kıtalar arası balistik füze tehditlerine ve siber saldırılara kadar uzanan çeşitli risk faktörlerine karşı görevler üstlenmektedir. Ayrıca, sınırların ötesinde stratejik bir güvenlik konseptinin ön şartı olarak TSK, diğer uluslarla askeri eğitim ve işbirliği anlaşmaları imzalamakta, askeri destek sağlamakta ve komşularıyla bölgesel devletlerle güven ve güvenlik geliştirme önlemleri oluşturmakta ve uluslararası alanda aktif rol almaktadır.

Bölgesel ve uluslararası güvenlik sağlayarak dünya barışına katkıda bulunmak amacıyla TSF, Somali, Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan’daki barış operasyonlarının desteklenmesinde üstlenmeyi taahhüt etmiş ve daha da aktif rol almaya devam edecektir. Günümüzde, Türk Ordusu, terörizme karşı savunma, bilgi teknolojisi ve eğitim alanlarında üstünlük, sınır ötesi operasyonel yetenekleri ve her şeyden önce hava koşullarına dayalı operasyonlar başlatma kapasitesini elde etmiştir. ulusal savaş endüstrisi. Üstelik TSF, dünyanın en hassas köşelerinde NATO bayrağı altındaki disiplin ve güç anlayışı ile olağanüstü bir anlayışla görev üstlenme kapasitesi nedeniyle dünyanın en güçlü orduları arasında yerini sağlamlaştırmaya devam ediyor[15].

TSK, onlara verilecek asil Türk Milletinin sevgisine ve güvene dayanılarak verilecek tüm görevleri binlerce yıl öncesine dayanan aynı azim ve sorumluluk anlayışıyla üstlenmeye kararlıdır; ve Cumhuriyetimizin Kurucusu tarafından atıf yapılan ilkeler çerçevesinde, ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’tür.

 

 

Ordunun misyonu Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 5. Maddesine göre, Devletin “Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyet ve demokrasiyi korumak ve refah, barış ve mutluluğu sağlamak temel hedef ve görevidir şeklinde kurulmuştur[16].

Söz konusu hükümle Devlete yüklenen görevleri yerine getirmekle ilgili olarak, Anayasanın 117. maddesinde ulusal güvenliğin sağlanması meselesi düzenlenmektedir. Bu Yönetmelik, “Ulusal güvenliğin sağlanması ve Silahlı Kuvvetlerin ulusal savunma için hazırlanması için Büyük Millet Meclisi’ne Bakanlar Kurulu’nun sorumluluğunu üstlenecek” ve Genelkurmay Şefinin “Silahlı Kuvvetler Komutanı ve Egzersizleri” Cumhuriyetin başında Cumhuriyet Savcısı adına görevli Başkomutan “ve” görev ve yetkileri “kanunla düzenlenir.

Bu hüküm doğrultusunda 1324 sayılı Genelkurmay’ın Sorumluluk ve Yetkileri Kanunu, Genelkurmay Başkanlığı[17],

  • “Silahlı Kuvvetler Komutanı”, (Madde 1)
  • “Milli Savunma Bakanlığının görevleri saklıdır; istihbarat, operasyon, organizasyon, eğitim ve öğretim ile savaşa yönelik silahlı kuvvetlerin hazırlanmasında lojistik hizmetler ile ilgili temel programların yanı sıra ilkeleri ve öncelikleri belirleyecektir. “(Madde 2)
  • “Görev ve yetkilerini kullanırken Başbakana karşı sorumludur.” (Madde 7)
  • Bu bağlamda, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin temel misyonu;
  • “Silahlı Kuvvetler’in misyonu, yabancı ülkelerin tehdit ve tehditlerine karşı Türk topraklarını savunmak; caydırıcılık yaratmak için askeri gücün devam ettirilmesini ve güçlendirilmesini sağlamak; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 211. maddesinin 35’inci maddesi uyarınca, Türkiye Büyük Millet Meclisi kararı ile verilen görevleri yurt dışında yürütmek ve uluslararası barışı sağlamaya yardımcı olmak “olarak belirtti.
  • “Silahlı kuvvetler savaş sanatı öğrenme ve öğretme görevi üstlenecek. Bu görevin yerine getirilmesi için gerekli tesis ve kuruluşlar kurulacak ve Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu 211’in 36. maddesi uyarınca gerekli tedbirler alınacaktır.

 

Analistler genel olarak siyasette ve toplumda askeri gücün demokratik siyasi ve sivil hak ve özgürlüklerin gelişiminde kritik bir engel olduğunu düşünüyorlar. Örneğin, Freedom House’a göre, hükümet politikasında askeri müdahale daha büyük oranda herhangi bir ülkedeki sivil hürriyetleri ve siyasi hakları azaltıyor; Bu hükümetin demokrasiyi geliştirme kabiliyetini ihlal eder. 1826’da Sultan II. Mahmud, sultanın muhafızlarının, Yeniçeri’nin gücünü kırarak askeri alanda reform yapmasını ve imparatorluğun Batılılaşmasına başlamasını sağladı.

Türkiye bir istisna olabilir. Ordunun toplumda derin kökleri vardır ve etkisi cumhuriyetin kuruluşundan önceydi. Ancak, demokratikleşmeyi engellemekten ziyade, Türk ordusu, Türk demokrasisini kontrol eden kontrol ve dengelerde önemli bir unsur olmayı sürdürüyor. Burada bir ironi var: Avrupalı ​​yetkililer, Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne üyelik sürecinde kilit bir reform olan askeri etkisini azalttı. Bu, asil bir hedef olabilir, ancak anayasayı garanti altına almak için yeni bir mekanizma geliştirmeden Türk toplumundaki askeri rolün ortadan kaldırılmasında ısrar ederek, iyi niyetli reformcular aslında Türkiye’nin demokrasi istikrarından çekilebilirler.

Türkiye’nin kurucusu olan ordu, cumhuriyetin anayasasını garanti altına alma sorumluluğunu üstlendi. 1961 Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunun 35. Maddesi “Silahlı Kuvvetler’in görevinin, Türk topraklarını ve Türkiye Cumhuriyeti’ni anayasanın öngördüğü şekilde korumak ve korumak olduğunu” beyan etti.      Türk ordusu, bu vesayet anayasasını, bazı durumlarda siyasal alanda müdahaleyi haklı kılmak için kullanmıştır. 1960 ve 1980 yıllarında kutuplaşma ve ekonomik istikrarsızlık ülkenin siyasal sistemini felce uğratırken iktidarı ele geçirdi ve 1971 ve 1997’de hükümetlerin istifasını istedi. Türk anayasası kesinlikle darbeleri desteklememekle birlikte, Türklerin siyasetçilerden aldığı genel güvensizlik genel olarak halkın askeri hareketi desteklemesi[18].

Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi’nin (Anayasa Mahkemesi) özgürlüklerin korunması ve anayasaya aykırılık iddialarıyla ilgili kararları gözden geçirmesini sağlamak için Türk parlamentosu anayasayı değiştiren Eylül 2001’de bu anayasal rol ortaya çıkmaya başladı. [5]Bu nedenle, ordu, daha önce bir mahkeme incelemesi yapılıncaya kadar anayasaya aykırı fiiller iddialarına karşı hareket edemez. Diğer yapısal faktörler Türk ordusunun rolünü arttırıyor. 23 Temmuz 2003’te Büyük Millet Meclisi, bir sivilin güçlü ve tarihsel olarak askeri güdümlü Milli Güvenlik Konseyi (Milli Güvenlik Kurulu, MGK) tarafından yönetilmesi için çağrıda bulunan bir reform paketini kabul etti. MGK, daha gerçekçi olarak, – güvenlik politikalarının oluşturulmasında başkan, Türkiye’de geleneksel olarak iç ve dış tehditlere dayanan politikalar. 17 Ağustos 2004’te Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, eski İngiltere Büyükelçisi Mehmet Yiğit Alpogan’ı MGK’ya atadı[19].  Bununla birlikte, ordu Batı demokrasilerinde olduğundan daha fazla politik güç kullanan bir güç olarak kalmaktadır. Örneğin Türk Genelkurmay Başkanlığı, doğrudan başbakana cevap verir ve savunma bakanlığına bağlı değildir ve üst düzey askeri görevlere atanmayan siyasetçilerin onayına tabidir.

Türkiye ordusunun hem siyasette hem de reform için bir katalizör görevi görmesinin rolü derin tarihsel kökenlere sahiptir. Osmanlı tarihinin büyük bölümünde askeri engellenen reformu söylemek doğrudur. Sultanın ev birlikleri ve koruması olan Yeniçeri, on dokuzuncu yüzyılın başlarına değin değişime direne dayanıklı bir güç olarak kaldı ancak 1826’da Sultan II. Mahmud’un (1808-39) iktidarını kırmasıyla önce askeri alanda reform yapabildi. ve sonra imparatorluğun Batılılaşmasına başlamak için. Mahmud’un reformları yüzyılın geri kalan kısmında birkaç kısa kesintiyle devam etti[20].

Osmanlı alanlarında İmparatorluğun modernleşmesi gerektiği konusunda genel bir tanıma rağmen padişahın reformlarının Osmanlı geleneğini Avrupa yollarına tabi tuttuğu yönündeki eleştirileri de vardı. II. Mahmud’un reformları halka yaygın bir destek sağlamamış olabilir, ancak yine de Osmanlı toplumunda özgürlük tohumlarını ekti. Osmanlı dünyasına nüfuz etmeye başlayan siyasi ve sosyal özgürlük fikirleri ile, birtakım Osmanlı milliyetçileri ve hükümet bürokratları, 1865 yılında Genç Osmanlı olarak adlandırılan ve padişahı seçilmiş bir parlamento ile anayasal bir cumhuriyete dönüştürmek için uğraşan bir grup oluşturdu. Genç Osmanlılar, hürriyet, adalet ve özgürlük üzerine çalışmaları yaymak için matbaayı kullandı[21].

İlerlemeyi durdurdular. Örneğin 1877’de Osmanlı İmparatorluğu ilk parlamento seçimlerine girdi , ancak birkaç ay sonra Sultan II . Abdülhamid (1876-1909) parlamentoyu dağıttı ve kısa bir süre sonra 1878’de anayasanın yürürlükten kaldırıldı. Başarıyı değerlendiren Princeton tarihçisi Bernard Lewis, “reform fermanları idari usullerde bazı değişiklikler getirdi ancak konuyu keyfi kurallara karşı korumak için hiçbir şey yapmadı” dedi[22].

 

1906’da, başarılı bir devrimi kolaylaştırmak için hem askeri hem de halkın desteğinin gerekliliğini bilen Mustafa Kemal de dahil olmak üzere Atatürk’ün tek ismini alacak bir grup genç subay, Vatan ve devrimci bir örgüt kurdu. Hürriyet (Anavatan ve Özgürlük) İmparatorluğun politik devrimini ve reformunu ilerletmek için. Gruplarını, merkezi hükümette bir iktidar yoğunluğundan korkan sendikacılar ve liberaller gibi sivil gruplardan farklı tutuyorlardı.

23 Temmuz 1908’de Sultan Abdulhamit devrimcilerin taleplerini kabul etti ve yeni anayasalcılık dönemine başladı. Bununla birlikte, İttihat ve Terakki Cemiyeti (İstikrar ve İstikrar Komitesi) istikrarsızlığı sona erdirmek için iç askeri isyanını bastırmayı ve safları bir orduya başkente göndererek düzen içinde düzeni sağlamayı başardı. Abdul Hamid’in kardeşi Mehmed V’nin (1909-1918) 1903-1918 yılları arasında tahta çıkmasıyla birlikte, 27 Nisan 1909’da ordu, yeni bir anayasa kurulmasına katılacağını ve kaçınılmaz olarak siyasete karışmaya devam edeceğini sağladı. uzun bir süre. Bununla birlikte, sivil ellere otoriteyi iade etme kararı, yakında modern Türkiye’yi ayıracak askeri-politik simbiyoz haline gelecek bir emsal teşkil eder[23].

  1. Dünya Savaşı’ndaki Osmanlı İmparatorluğu yenilgisinin ardından, Fransa ve İngiltere’yi de içine alan Müttefik güçler, Anadolu’yu nüfuz alanlarına bölmek ve İstanbul’u uluslararası kontrol altında askersiz hale getirmek için çabaladılar. Atatürk, kaos ve yenilgiden istifa ederek İstanbul’u almak, yabancı güçleri püskürtmek ve asi hizipleri ezmek için birlik düzenledi. Askeri başarı ve artan milliyetçi anlayışla güçlenen Atatürk, barış koşullarını Müttefiklerle görüştü ve Türkiye’nin bağımsızlığını ilan etti. 13 Ekim 1923’te yeni parlamento Ankara’yı başkent ilan etti ve kısa süre sonra Büyük Millet Meclisi Atatürk’ü seçti[24].

Ordu, halkın desteği ile Türkiye Cumhuriyeti’ni kurdu. Başarının temel nedeni ve yeni bir hükümet kurulması, Atatürk’ün kendi gücünü ılımlı bir kararla kontrol ederken pragmatik yaklaşımıydı. Kemalizm milliyetçiliği, halkçılık, tabiyet , laiklik ve reformizmi birleştiren ölçülü bir yaklaşım haline geldi. 1921 Anayasası sosyal, ekonomik ve yargısal eşitliği güçlendirdi; devlete ait sanayiler için destek; laik bir siyasi hayatın tanınması; ve devletin halkın ihtiyaçlarıyla alakalı kalması için reform yapılması gerektiğini söyledi[25].

Atatürk, orduyu siyasetten ayırdı. Askeri Ceza Kanunu’nun 148. maddesinde, askeri görevlilere siyasi parti üyeliğinden ya da faaliyetlerinden dolayı hizmet verilmesi yasaklanmış ve siyasi sisteme verdiği destek dolayısıyla ordunun tarafsız olacağını ilan etmiştir. Bununla birlikte, eşzamanlı olarak, makale “devletin hayatta kalması aksi halde ciddi tehlike altında kalacak olursa politik alana müdahale etme” hakkıyla orduya “devrimin öncüsü” olarak hareket etme yetkisini verdi. 1935 tarihli Ordu İç Hizmet Kanunu’nun 34. maddesinde, ordunun anayasal olarak Türk vatanını ve cumhuriyeti korumak ve savunmakla yükümlü olduğu belirtilmiştir Türk iç siyasetinin cumhuriyeti istikrarı bozduğu zaman askeri liderlerin müdahale etmesine izin vermek için Türk yetkililerin kuşakları tarafından yorumlanan bir madde[26].

Atatürk, günlük siyasette askeri müdahale öngörmüyordu ve kesinlikle gündemiyle askeri müdahaleye hoş görmedi. Aksine, ordudan doğmuş olmakla birlikte, reformları uygulamak için bir güç üssü olarak kullanmıştır. Atatürk’ün halefi İsmet İnönü “ne göre, ordunun gelecekteki siyasi rolü üzerine olan soru daha da önem kazandı. İlk ortaya çıkacak soru, Atatürk döneminde savunma bakanı yerine başbakana doğrudan bildirilen personel şefinin rolü oldu. Türkiye’nin güçlü başbakanlığı göz önüne alındığında, bu, orduyu daha bağımsız bir güç üssü yaptı, biri de sivil bir savunma bakanına bağlı değil. İnönü, bu modus operasını sürdürmeyi seçti[27].

Temmuz 1946’da yapılan başarılı bir seçimden sonra, Demokrat Parti (Demokrat Parti, DP ) kendini ciddi bir azınlık partisi olarak kurmasına rağmen, İnönü ve Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) çoğunluk sağladı . Demokratlar, Mayıs 1950 seçimlerinde CHP’nin 69’a 470 sandalye kazandıklarında baskın çıktılar. İnönü istifa etti ve iktidar Başbakan Adnan Menderes ve Başkan Celal Bayar’a geçti. İslamın toplumdaki rolü hakkındaki kısıtlamaları rahatlatmış, ekonomik kalkınmayı hızlandırmak için özel girişim teşvik etmiş ve toplumsal refah programlarını hayata geçirmişlerdir. Mayıs 1954 seçimlerinde büyük çoğunluğu kazandıktan sonra Menderes, basın özgürlüğünü kısıtlayan ve toplanma özgürlüğünü sınırlayan daha otoriter yasalar getirdi. 1959 yılına gelindiğinde, kayıtsız muhalefet üyeleri Büyük Millet Meclisini boykot etti ve protestolarını sokaklara sokmakla tehdit etti. Türk siyasi sahnesi uçucu bir hal aldı[28].

 

1960, 1971, 1980: Askeri Darbeler ve Müdahale

Nisan 1960’da, öğrenci protestoları ve hükümet ve muhalefet partileri arasındaki karışıklığın ortasında, ordu, siyasi ve toplumsal düzeni yeniden sağlamak için bir darbe başlatarak General Cemal Gürsel’in liderliğinde Ulusal Birlik Komitesi kurdu. 27 Mayıs’ta Bayar, Menderes, Demokrat Parti kabinesinin diğer üyeleri, milletvekilleri ve yetkilileri tutukladılar. Darbeden sonra Başbakan Menderes ve kabinedeki iki üye idam edildi. Ertesi yıl, Ulusal Birlik Komitesi daha büyük bir kurucu meclis oluşturdu, anayasayı yeniden yazdı ve onu popüler referanduma sundu. Askeri seçimlere sponsor olduktan sonra, Kasım 1961’de iktidarını sivil kontrolüne geri verdi. Büyük Millet Meclisi, Gürsel başkanını atadı, ancak önce ordudan istifa etti. Tarihçiler ve diplomat darbeyi kınıyor olabilirken, Türk tecrübesi, ordunun kontrolü ele geçirdiği ve iktidardan vazgeçmeyi reddettiği Mısır, Irak ve Suriye’ye keskin bir yan yana duruyor. Hatta komşu olan Yunanistan, sivil kontrolün yeniden tesis edilmesi için yedi yıl beklemek zorunda kaldı[29].

Bununla birlikte, Türk toplumu, Türkiye’nin Soğuk Savaş’taki yeri hakkındaki tartışması olarak 1960’lı yılların büyük bölümünde istikrarsız kaldı ve sosyalizmin yayılması daha kutuplaştı. Sosyalistler kontrolü kontrol altına alamazken, koalisyon hükümetlerinin faaliyette bulunma becerilerini hala zayıf düşürdüler. 1965-1969 yılları arasında gerici sol gruplar, milliyetçi hakların yanında güçlendi. Bu durum, şiddetli çatışmalarla kendini gösteren, giderek artan derecede tehlikeli bir sağ-sol mücadeleye yol açtı. Sadece 1961 anayasasında ironik bir biçimde grev kazanan sendikalar giderek sokaklara atıldı. Ödemeler dengesi açığı kötüleşti, enflasyon arttı ve 1970’de para birimini devalüe etti. 1971’in başlarında sivil şiddet hızla yükseldi. Polis, kaçırma olayları, cinayetler ve hükümet binalarının bombalanmasıyla öğrenci çatışmaları yaşandı. Ordu’nun görüşüne göre, durumun savunulamaz hale geldi. Kötüleşen durum ve Başbakan Süleyman Demirel’in emri sürdürmedeki yetersizliği, orduyu siyasi hayatı yeniden kalibre etmek ve istikrara kavuşturmak için yeniden müdahale etmeye ikna etti[30].

12 Mart 1971’de Türk ordusu, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ve Başbakan Demirel’e, toplumu sakinleştirmek ve devam eden ekonomik sorunları çözmek için yeni bir hükümet kurma gereği konusunda ısrar etmek üzere bir mutabakat sağladı. Ardından gelen iki yıl içinde cumhuriyetin geleceği konusundaki tartışmalar siyasi partiler arasında ve sivil ve askeri kurumlar arasında gerildi. Başbakan Nihat Erim, hükümeti, Adalet Partisi (Adalet Partisi) ve Cumhuriyet Halk Partisi arasındaki farklılıkların üstesinden gelemediği için Demirel’e devreden hükümet çöktü. Mart 1973’te yapılan parlamento seçimlerinden sonra siyasi partiler emekli Amiral Fahri Korutürk’ü 6 Nisan’da cumhurbaşkanlığına seçti. Gürsel ve Sunay’ın emirlerini takiben, emekli bir askeri görevliye başkanlık etmesi doğal görünüyordu; Sonuçta ordu siyasetin üstünde görülmüş ve Türk sistemi olarak cumhurbaşkanı geleneksel olarak siyasi parti antiklarının üstünde yükselebilen bir konsensüs figürüdür. Bununla birlikte, 1971 müdahalesinin mirası karışıktır. Ordu hükümeti değiştirmeye zorlarken, dört zayıf koalisyon hükümetinin mutabakattan otuz bir ay içinde düşmesi ve düşmesi nedeniyle “güçlü ve güvenilir bir hükümet” kurma hedefi başarısız oldu[31].

1983 seçimlerine kadar, birincil güç ordu liderliğinde dinlendi ve General Kenan Evren başkanlığında Ulusal Güvenlik Konseyi vasıtasıyla yönlendirildi. Ordu, üniversitelerin sıkı kontrolünü eline alarak, akademisyenleri işten çıkarmak veya devretmek, kamu hizmet sistemini depolitize etmek ve mevcut siyasi partileri çözmek gibi toplumun pek çok yönüne egemen oldu. Özünde, ordu kamu güvenliğini sağlamak için sıkıyönetim uyguluyordu. Asker, bir kez daha yeni bir anayasa çıkardı. 1983’te Turgut Özal ve Anavatan Partisi (Anavatan Partisi, ANAP) Evren’in başkanlığını yürütürken iktidara geldi[32]

Birçok akademisyen ve Batılı diplomat askeri müdahaleleri, demokrasiye her zaman karşı antik olarak siyah-beyaz terimlerle, ancak bu Türk demokrasisinin oluşum yıllarında inceledi. Paris’teki Merkezi Araştırmalar ve Müdahale Sosyologlarındaki école des Hautes études’deki araştırmalar direktörü Nilüfer Göle, “1960-1961, 1970-1973 ve 1980-1983 arasındaki askeri müdahaleler devlet olarak algılanabilir siyasi ve kültürel grupların “sağlıksız” özerkleşmesine ve farklılaşmasına karşı tepkiler verdi[33]. Asker, geniş bir halk desteğine sahip olan ve anayasanın çeşitli siyasi partilerin harekete geçmesine izin veren şablon olan Kemalist ideolojinin devamını aradı.

1996 yılında, Erbakan, geçen yıl oyların sadece yüzde 21’ini kazandıktan sonra, Çiller Doğru Yol Partisi (Doğru Yol Partisi, DYP) ile kendi yeni kurulan Refah Partisi (Refah Partisi, RP) arasındaki koalisyonun lideri olarak başbakan oldu. ). Çok ateşli bir İslamcıydı, ancak ordu tarafından sevmediği halde Genel Kurmay Üyeleri üyeliğini engellemeye çalışmadılar, çünkü hem Türk ordusu, azınlıklarının bazılarının öne sürdüğü gibi hafifçe müdahale etmiyor ve 550’den 158’i tuttuğu için parlamentoda sandalye bulunması halinde, partisi Kemalist koalisyon ortakları olmadan idare edemedi[34].

Bununla birlikte, hemen Erbakan hükümeti Erbakan İran ve Libya’yı ziyaret ettiği için güçlü bir dinsel platformu ve dış politikanın yönünü değiştirmeye başladı. Şubat 1997’de Ulusal Güvenlik Konseyi, Türkiye’nin siyasi yapısının temellerinin hükümetin İslam yanlısı politikaları tarafından baltalandığını bildirdi. Hükümetin dini politikaları yüzünden halk arasında hoşnutsuzluğun artması üzerine ordu, Erbakan’ın istifasını zorladı ve aylar içinde Anayasa Mahkemesi Refah’ı yasaklamıştı ancak daha önce değil Refah yetkilileri partilerinin varlıklarının çoğunu aktardığı yeni partiler kurdu. Recai Kutan, İmparator Partisi (Fazilet Partisi) ‘nin komutasını devraldı ve Refah’nın zorlu görevini yağmaladı. Ancak Anayasa Mahkemesi, partinin İslamcı platformunun 1982 anayasasını ihlal ettiği konusunda 1998’de yasaklandı. Fazıl Parti taraftarları, Temmuz 2001’de Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) kurarak Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğini sürdürdü[35].

İstanbul eski bir belediye başkanı olan Erdoğan, Türkiye’de tartışmalı bir figür oldu. 1998’de Diyarbakır’daki bir mahkeme, bir İslami şiiri siyasi bir mitingde okuduktan sonra dini nefreti kışkırttığına mahkum etti [36] ve parti Kasım 2002 seçimlerinde zafer kazandıktan sonra bile yasaklandı ve yasaklandı. Sonraki Şubat ayında.

2002’de AKP yüzde 34 oyla iktidara geldi. Diğer beş parti parlamentoda yer almak için yüzde on eşiğin biraz altına düştüğünden, AKP’nin parlamentoda oynadığı tutumu, çok partili dönemin en büyük çoğunluğu olan Büyük Millet Meclisi’nde 363 sandalye ile açık bir çoğunluğa taşıdı. Türkiye’nin en eski siyasi partisi, ancak 1999 parlamentosunda temsil edilmeyen CHP, yüzde 19 kazandı. Önceki hükümetle olan hoşnutsuzluğun açık bir yansıması olan Anavatan Partisi oyların yalnızca yüzde beşini aldı.

AKP, göreve geldiğinde ılımlı bir dış politika izledi. Erbakan’ın aksine Erdoğan, Avrupa Birliği üyelik sürecini benimsedi. AKP için bu mükemmel bir taktiksel hareketti. Batı yanlısı oryantasyon ve İslamcılık arasındaki çizgiyi keskin bir biçimde tanımlamaktan çok bulanıklaştırarak Erdoğan, partisine amaçları konusunda makul bir inkar edilebilirlik sağladı; tüm insanlara her şey olabilir. İç Anadolu’da milletvekilleri İslamcılığa değinebilirken, parti yetkilileri İstanbul, Ankara ve İzmir gibi batılı şehirlerde Türk işadamlarını ikna ederek Türkiye’nin Avrupa’ya daha yakınlaşmasına kararlıydı. Aynı zamanda, Avrupa Birliği’ne katılmak için gerekli olan reformları özetleyen 1999 Kopenhag Kriterleri, Türk devleti içindeki askeri etkiyi zayıflatacak. Sadece bir sivil, Milli Güvenlik Kurulu’na liderlik yapmakla kalmaz, Ancak vücut yılda sadece altı kez toplanarak politikayı zorunlu kılma fırsatlarının yarısı kadar azaltıyordu.

SONUÇ

 

Türkiye Batı için stratejik bir varlık olarak kalmaktadır. Askeri NATO’nun en büyük ikinci ordusudur ve birçok batılı tarafından dünyanın en uçucu bölgesi olduğu düşünülen Batı güvenlik kuvvetidir. Türkiye, Avrupa Birliğinin kapısının önündeyken, Batı’ya olan hareketinin farkına varmaya daha da yakın. İronik olarak, bu son adımını, ordusunun iç rolünü tanımaksızın alamayabilir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminden ve Cumhuriyet tarihi boyunca ordu, sivil otokratik eğilimleri tekrar tekrar kontrol eden, denetimi sürdüren ve devletin korunmasını sağlayan tek kurum olmuştur. Batılı yetkililer, tekrarlanan darbeleri demokrasiye karşı antik olarak görebilirken, ordu her zaman sivil sektöre iktidarını geri verdi. Gerçekten de, askeri katılımdan en fazla şikayet eden unsurlar, anayasacılık için en az kararlı olanlar ve siyasi muhaliflere karşı en az hoşgörülü kişiler olma eğilimindedir.

Dahası, ordu, on dokuzuncu yüzyılın sonlarından bu yana, modernleşme yolunda ilerlemeyi sürdürürken, Osmanlı ve cumhuriyetçi Türk toplumlarının geleneğini sürdürmüştür. Dış ortam dramatik bir şekilde değişse de, ordu toplum için bir çıpa olmaya devam ediyor. AB üyelik süreci, ordunun iç rolünü zayıflatan reformları yönlendirdi. Birçok demokrasi uzmanı ve AB üye ülkesinin liderleri ordunun iç siyasette rol oynamaması gerektiğini savunurken [51]Türkiye farklıdır. Türk siyasi sistemi dinamiktir ve siyasi sahnede diğer birçok Avrupa devletinden daha rekabet etmek için daha geniş bir yelpazede siyasi görüş ve felsefelere izin vermektedir. Bununla birlikte, sistem her zaman iyi çalışmadı; 1960 darbesine yol açan gibi orantısız denetimi pekiştiren politikacılar, Türk demokrasisinin temel ilkelerini bir kenara atmaya hazır görünüyordu. 1971 ve 1980 gibi diğer durumlarda, parlamento çatışması koalisyon oluşumunu veya etkin hükümeti engelledi. Olağan demokratik süreçler siyasi çıkmaza çözüm getiremedi. Türk ordusu müdahale ettiğinde, demokratik istikrarı yerine getirmek için yaptı; tersine değil. 1923’ten günümüze askeri demokrasi ve anayasalcılık taahhüdünü kanıtlamıştır ve aslında.

Özünde, ordu Kemalist ilkeleri tam olarak gerçekleştirmek için bir yol gösterici olarak hareket etmiştir. Bu, ordunun kalıcı bir rol oynamaya devam etmesi gerektiğini söylemek değildir. Bununla birlikte, herhangi bir siyasi partinin demokratik olmayan güç birleştirmesi ve anayasanın savunucusu olarak ordunun benzersiz ve geleneksel rolünü halkın koruyucusu olarak tanımamak, Türk toplumunun denetim ve dengesinin çökme olasılığı yaratması nedeniyle tehlikelidir yeni bir denetim sistemi oluşturulması. Türkiye ve halkı geleceğe doğru ilerledikçe, ordu da hareket etmelidir. Tıpkı Atatürk, Türkiye’yi modernize edip Batı’ya doğru yol almaya başlamış olduğu gibi, Avrupa yetkilileri orduyu Batı’nın ötesine geçen Ankara hareketinin oluşmadığı reformist bir güç olarak görmelidir.

 

KAYNAKÇA

http://www.tsk.tr/

Gencer, C., & Eşer, M. Toplam Kalite Yönetiminin Tsk’de Bölük Seviyesinde Uygulanabilirliği.

Alabarda, Y. Demokratik Sivil-Asker İlişkileri Kapsamında TSK’nın Dönüşümü.

http://www.tsk.tr/

http://askerigucu.com/ulke.aspx?q=turkiyenin-askeri-gucu

https://books.google.com.tr/books?id=Ud90CgAAQBAJ&pg=PA304&lpg=PA304&dq=TSK+TAR%C4%B0H%C4%B0&source=bl&ots=LwA5vjde&sig=ew6jU7vdHamymWEtsjbRF7s4E4A&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwicrNiauqLYAhUCJJoKHUt5DSQQ6AEITTAF#v=onepage&q=TSK%20TAR%C4%B0H%C4%B0&f=false

http://www.kkk.tsk.tr/

 

[1] http://www.tsk.tr/

[2] Gencer, C., & Eşer, M. Toplam Kalite Yönetiminin Tsk’de Bölük Seviyesinde Uygulanabilirliği.

[3] Alabarda, Y. Demokratik Sivil-Asker İlişkileri Kapsamında TSK’nın Dönüşümü.

[4] http://www.tsk.tr/

[5] http://askerigucu.com/ulke.aspx?q=turkiyenin-askeri-gucu

[6] http://askerigucu.com/ulke.aspx?q=turkiyenin-askeri-gucu

[7] http://www.tsk.tr/

[8] http://www.tsk.tr/

[9] http://www.tsk.tr/

[10] http://www.tsk.tr/

[11] http://www.kkk.tsk.tr/

[12] http://www.kkk.tsk.tr/

[13]https://books.google.com.tr/books?id=Ud90CgAAQBAJ&pg=PA304&lpg=PA304&dq=TSK+TAR%C4%B0H%C4%B0&source=bl&ots=LwA5vjde&sig=ew6jU7vdHamymWEtsjbRF7s4E4A&hl=tr&sa=X&ved=0ahUKEwicrNiauqLYAhUCJJoKHUt5DSQQ6AEITTAF#v=onepage&q=TSK%20TAR%C4%B0H%C4%B0&f=false

[14] http://www.kkk.tsk.tr/

[15]http://www.kkk.tsk.tr/

[16] http://www.tsk.tr/

[17] http://www.tsk.tr/

[18]http://www.tsk.tr/

[19] http://www.tsk.tr/

[20] http://www.tsk.tr/

[21] http://www.tsk.tr/

[22] http://www.tsk.tr/

[23] http://www.tsk.tr/

[24] http://www.tsk.tr/

[25] http://www.tsk.tr/

[26]http://www.tsk.tr/

[27] http://www.tsk.tr/

[28] http://www.tsk.tr/

[29] http://www.tsk.tr/

[30] http://www.tsk.tr/

[31]http://www.tsk.tr/

[32] http://www.tsk.tr/

[33] http://www.tsk.tr/

[34]http://www.tsk.tr/

[35] http://www.tsk.tr/

Bu yazı Politika kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın