türkiyedeki eğitim çalışmaları

EĞİTİM ÇALIŞMALARI

 

Giriş

 

“Türk Alfabesinin Tanıtımı ve Uygulaması Hakkında Kanun”, 1 Kasım 1928 tarihinde TBMM 3. Dönem’de kabul edildi. Arap harfleri yerine Latin alfabesine dayalı Türk harfleri kabul edildiğinden “dini topluluktan milli topluma geçiş” yolunda bir başka dev adım daha atılmıştır. Alfabe Devrimi kendi başına bir reform değil, özellikle dil ve tarihte yapılan yenilemeler ile birlikte önemli kültürel dönüşümün bir parçasıdır. Tanzimat (Reform) döneminden bu yana hüküm süren graphy ve alfabe tartışmaları, Mustafa Kemal’in belirlenmesi sayesinde kısa sürede sonuçlandırıldı ve TBMM’nin yapısına paralel olarak yeni bir “Türk Alfabesi” onaylandı. Tüm bilimsel ve sosyal analizler Alfabe Devrimi’nden önce ve diğer devrimci çabalarda olduğu gibi gerçekleştirildi; planlı ve bilinçli bir strateji benimsendi. Yeni okullar öğretmek ve devrimin başarısını sağlamak için Milli Okullar açılmıştır[1].

“Laiklik” çağdaş demokrasilerin ön koşuludur. Batı dünyası, yaklaşık dört yüz yüzyıl süren kanlı bir mücadeleden sonra laik bir devlet ihtiyacına ulaştı. “Laikus” sıfatından kaynaklanan laiklik anlayışı günümüzün batı dünyasında “laiklik” kavramıyla ifade edilmektedir. “Laiklik” Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş felsefesinde temel yapı taşıdır. Devrim döneminde çeşitli aşamaların sonunda gelişimini tamamladı. Türkiye, dünyadaki Müslüman ülkeler arasında laik devlet düzenine sahip tek ülkedir[2] Bu çerçevede çalışmamızda eğitim çalışmaları incelenmiştir.

Kavramsal Çerçeve

Osmanlı İmparatorluğu’ndaki eğitim yardım ve dini görev olarak kabul edildi ve toplumsal vakıflar tarafından yürütüldü. Geleneksel olarak devlet sadece askeri ve idari personeli eğitmekle ilgiliydi ve bu nedenle bu amaca hizmet etmek için okullar açtı ve işletti. Osmanlı medeniyeti, 18. yüzyılda Avrupa’da meydana gelen sanayi devrimi nedeniyle üstünlüğünü yitirmeye ve zayıflamaya başladı. Bu, yöneticileri eğitim sisteminde reform yapmaya zorladı. Ancak bu reformlar mevcut okullarda herhangi bir değişiklik getirmedi, ancak Avrupa’daki taklitleri taklit eden yeni askeri okullar açıldı. Bu ikilik, Avrupa’da benzer okullar olarak modellenen sivil okulların ortaya çıkmasıyla daha belirgin hale geldi. Bu iki farklı okul sisteminde yetişen nesillerin farklı görüşleri nedeniyle, devlet işleri için kesin bir yön oluşturan, gittikçe zorlaştı. II olarak bilinen ikinci demokratik reformlar döneminde. Meşrûtiyet, eğitim sisteminin birleştirilmesi yönünde ilk adımlar atıldı. Yine de, sistemdeki ikilik Cumhuriyet döneminin ilk döneminde bile varlığını sürdürdü. Son olarak, eğitim sistemindeki birleşme, 3 Mart 1924’te Parlamentoda “Eğitimin Birleşmesi Kanunu” nun kabulü ile gerçekleşmiştir[3].

Cumhuriyet döneminde 1924 yılında Eğitimin Birleşmesine İlişkin Kanunla başlayan eğitimde laikleşme süreci, 1929 ile 1931 arasında din derslerinin okul müfredatlarından aşamalı olarak çıkarılmasıyla tamamlanmıştır. Bununla birlikte, ahlaki eğitime yönelik eleştiriler önümüzdeki yıllarda bu gündemde kalmıştır. 1940’larda ahlaki eğitimle ilgili bazı somut adımlar bu eleştirilere yanıt olarak atıldı ve 1949’da din dersleri tekrar müfredata eklenmiştir[4].

Ulusal direniş döneminde, eğitimin millileştirilmesi ve çağdaş temellerin üzerine konması için büyük bir mücadele vardı. Bu amaçla toplanan Eğitim Kongresi ve Bilim Kurulunda alınan kararlar ikramiye planlarına yansıtılmıştır. Tevhid-i Tedrisat ile eğitim ve Cumhuriyet ile birlikte düzenlenen Eğitim Örgütü kararları çağdaş ihtiyaçlara göre oluşturulmuştur. Okul çocukları yanında devasa kitleleri içeren eğitim politikası oluşturuldu. Bu amaçla, başlangıçta devlet okulları kuruldu. Ancak Arap alfabesinde okuma ve yazma kısıtlamaları bu amaca ulaşmak için zorluklar yaratmıştır. Alfabe Devrimi ile kabul edilen yeni Türk Alfabesi, eski durumu karşılaştırmayı okumayı ve yazmayı daha kolay hale getirdi. Okul çağında olan vatandaşların Alfabe Devrimi’nin bu özelliğini kullanmasını sağlamak için Ulusal Okul Teşkilatı kuruldu. Bu örgütün bir diğer amacı, devrimleri koruyup geliştirebilen ve aynı zamanda modern bir hayat yaşayabilen Cumhuriyet’in çağdaş bireylerini oluşturmaktı. Bu hedefle başlayan Ulusal Okullar, Cumhuriyet’in çağdaş bireylere katkısı olan katkılarından dolayı eğitim ve kültür tarihinde büyük önem taşımaktadır[5].

Osmanlı toprakları üzerinde laik bir Türkiye Cumhuriyeti kurma fikri ile yola çıkan Mustafa Kemal, Türkiye’yi modern medeniyetler arasında kurmayı amaçlayan, eksik cumhuriyet kültürü ile halkını aşılamak için radikal yenilemeler başlattı. Alfabe Devrimi’nin ardından kurulan devlet okulları aracılığıyla Mustafa Kemal, cumhuriyet sisteminin biçimlendirme değerlerini üstlenecek dinamik, aydınlanmış, iyi eğitimli kişileri toplayarak okuryazar olmayı amaçladı ve okuryazarlık oranını 20,4’e çıkarmayı başardı. Mustafa Kemal, 1931’de kurulan kamu evleri ile birlikte, Türk kamuoyunu modern medeniyet seviyelerine yükseltmek için kültürel hareketler sergilemeyi planladı ve daha iyi vurgulamak için eğitim kampanyaları düzenledi. Bu duyuru, Mustafa Kemal’in cumhuriyetin ilk yıllarında kültürel vakıflar olarak oluşturduğu kamu evleri ve okullar tarafından cumhuriyet kültürünün Türk halkı üzerinde kurulmasına yönelik çabaları, reigonal oluşumları ve katkıları ortaya koymayı amaçlamaktadır denilebilir[6]

Millet Mektepleri, 1 Ocak 1929’da, Ulusal Okullardan önce faaliyet gösteren Halk Eğitim Merkezleri ve mevzuatı genişletilerek açıldı, böylece 1 Kasım 1928’de teyit edilen yeni alfabe reformu başarılı olacak ve açılış günleri Maarif Bayramı olarak kutlanacaktı. Başlangıçta, ulusal okullar Arap Alfabesini bilenlere ve bilmeyenlere hizmet eden bir kurum olarak faaliyet gösterecekti. Ardından kurum A ve B eğitim merkezleri olarak tasarlandı. 1928-1929 arasında bu eğitim kurumu ile ilgili iki mevzuat çıkarılmıştır. Bir kuruluş olarak, Ulusal Okullar İstikrarlı Ulusal Okullar, Mobil Ulusal Okullar, Köy Eğitim Merkezleri ve Halk Okuma Salonlarından oluşuyordu. İlköğretim öğretmenleri bu eğitim kurumlarında görev yapmış olsalar da, eğitimli bireylerden de kamuya hizmet etmeleri istenmiştir. Okuryazarlık faaliyetleri yürütürken, aynı zamanda Cumhuriyet ideolojisini ve hedeflerini de yayıyorlardı. Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde Ulusal Okul’un başarısı için tüm halk faaliyete geçti. Kıraat ve Tahrir Dersi, Muhasebe ve Önlemler Dersi, Sağlık Bilgileri, Vatandaşlık Dersi Ulusal Okullara dahil edilmiştir. Ulusal Okulların ilk başarıları son yıllarda gerçekleşemedi. Bu mevzuata göre, Ulusal Ajansın idaresi için gerekli olan Ulusal Okulların faaliyetleri hakkında haberlerin rapor edildiği düşünülmüştür. 1929 yılında Ulusal Okulların faaliyetlerinin medyaya yansımalarını incelediğimizde, başarılarının beklentilerin üzerinde olduğu görülebilir[7].

Cumhuriyetin ilk yıllarında siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik olarak yapılan devrimler, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin çağdaş medeniyetleri düzeyine ulaşmayı amaçlamıştır. Mektup reformu ve 1928’den sonra açılan ulusal kurumlar ile ilgili çok sayıda araştırma yapılmıştır.  Bu çerçevede 1927 yılında Maarif Vekaleti Mecmuası’nda yayınlandı. Bu yönetmelik, devlet okulunun kuruluş amacı, organizasyon yapısı, çalışma süresi, binalar, eğitim şekli ve dersleri, sınavlar, gelir ve gider, dersler ve yayınları içeriyordu. 1927-28 yılları arasında 3.304 devlet okulu açılmış ve 64.302 kişiye bu sınıflardan sertifika verilmiştir. Bu dönemde açılan devlet okullarının, 1928’den sonra açılan ulusal kurumların alt yapısını oluşturduğu anlaşılmaktadır[8]

1946, Türkiye’nin siyasi, sosyal ve dini alanlarındaki önemli gelişmeler döneminin başlangıcıydı ve bu yıldan itibaren Türkiye’nin sosyal ve politik durumu din eğitiminin bir parçası olarak yeniden öğretilmeyi gerekli kıldı. Tabii ki, çok partili sisteme geçişle meydana gelen en önemli değişiklik, 1946’da din eğitimine tekrar izin verilmesi olmuştur. Ancak, bu tarihten itibaren siyasi gündemin en önemli konularından biri din eğitimi olmuştur. Daha önce müfredattan çıkarılan din dersleri 1946-1960 yılları arasında İlkokul ve Ortaokulda yeniden başlatılmış, İmam-Hatip Kursları daha sonra İmam-Hatip Okulları olarak yeniden açılmış, İlahiyat Fakültesi üniversitenin bir parçası olarak yeniden kurulmuştur. Yüksek İslam Enstitüsü kuruldu. 1946-1960, din ve din eğitimi politikalarının geçerliliğinin önemini kaybetmediğini ve karşı duruşa kapalı olma özelliklerini koruduğunu göstermiştir. Bu dönemden itibaren din eğitimi-öğretimi devlet tarafından geliştirilen bir görünüme sahip olmaya başladı[9].

Sonuç

Tarih boyunca toplumlar eğitimin işlevsel özelliklerinden faydalanmıştır. Geleneksel toplumlarda, gündelik yaşam ve deneyim uygulamalarının aktarılmasıyla sınırlıyken, diğer yandan Avrupa’da Aydınlanma doğrultusunda, akıl yürütme ve nesnel bilgiler modern eğitimin önemini ortaya koymuş ve süreç boyunca yeni bir birey yaratmaya çalışmıştır. eğitimin. Osmanlı İmparatorluğu’ndaki 18. yüzyıl modernleşme çabalarının eğitimsel boyutu içerisinde, kendine özgü özellikleri olan eğitimli kişilere girmek yerine genellikle İmparatorluk yaşamını daha uzun hale getirmek için yeni bir bireyin yaratılmasına başlandı. İmparatorluğu güçlendirmek amacıyla sosyo-politik düzenin sürdürülebilirliğini ve hayatta kalmasını sağlayan din-geleneksel parametreleri canlandırma çabaları, batı zihniyeti ile yeni bir birey yaratmayı amaçlamıyordu.

Dolayısıyla bu anlayış laiklik, akıl ve karma karaktere öncelik veren bir eğitim sisteminin ortaya çıkmasına yol açmamıştır. 1923’te Cumhuriyet’in yeni devletinin kurulmasının ilan edilmesinin ardından, temel ilkeleri değerlendirmeye uygun yeni bir modern eğitim paradigması oluşturmak için bireyin gelişimini tamamlayın. Nitekim Atatürk saltanatı olarak adlandırılan 1923-1938 döneminde idari ve yasal alanlarda yeni nesil eğitimin kazanmış olduğu yeni davranış modelleri olarak gelecek nesillere aktarmak için radikal adımlar atılmıştır.

Bu dönemde eğitim, toplumsal düzeni yeniden tesis etmek ve yaygın, zorunlu ve laik karakteriyle ideolojik formülasyonları gerçekleştirmek için bir araç olarak algılanmıştır. Nihai hedef, modern devletin dinamiklerini şekillendirmek ve hayatta kalmak için yeni bir vatandaşlık anlayışı yaratmaktı denilebilir.

 

 

 

 

 

 

Kaynakça

 

Kayıran, M., & Metintaş, Y. (2009). Latin Kökenli Yeni Türk Alfabesine Geçiş Süreci Ve Millet Mektepleri. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (24).

Tayhani, İ. (2009). Türkiye Cumhuriyeti’nin Temeli: Laiklik. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi, 11(43), 517-529.

Asım, A. R. I. (2002). Tevhidi Tedrisat Ve Laik Eğitim. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, 22(2).

Kanbolat, E. Cumhuriyet Dönemi Eğitim Kurumlarında Laikleşme Süreci Ve Ahlâk Eğitimine Dair Tartışmalar. Kastamonu Eğitim Dergisi, 26(3), 985-994.

Ataş, U. (2003). Millet Mektepleri (1928-1935) (Master’s Thesis, Anadolu Üniversitesi).

Kısıklı, E. (2012) Atatürk Döneminde Cumhuriyet Kültürünü Yerleştirme Çabaları Çerçevesinde Halkevleri Ve Millet Mektepleri. Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi, 1(1), 331-340.

Kılınç, M. (2018). Millet Mektepleri Ve 1929 Yılı Millet Mektepleri Faaliyetlerinin Basına Yansımaları. International Journal Of Social Science Research, 7(1), 93-102.

Demir, G. T., & Şam, E. (2017) A. Millet Mekteplerinin Fikri Temelini Oluşturan Halk Dershane Ve Konferansları Talimatnamesi Üzerine Bir İnceleme1 Öz.

Şimşek, E. (2013). Çok Partili Dönemde Yeniden Din Eğitimi Ve Öğretimine Dönüş Süreci (1946-1960). Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (49), 391-414.

 

[1]Kayıran, M., & Metintaş, Y. (2009). Latin Kökenli Yeni Türk Alfabesine Geçiş Süreci Ve Millet Mektepleri. Dumlupınar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, (24).

[2] Tayhani, İ. (2009). Türkiye Cumhuriyeti’nin Temeli: Laiklik. Ankara Üniversitesi Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi11(43), 517-529.

[3] Asım, A. R. I. (2002). Tevhidi Tedrisat Ve Laik Eğitim. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi22(2).

[4] Kanbolat, E. Cumhuriyet Dönemi Eğitim Kurumlarında Laikleşme Süreci Ve Ahlâk Eğitimine Dair Tartışmalar. Kastamonu Eğitim Dergisi26(3), 985-994.

[5]Ataş, U. (2003). Millet Mektepleri (1928-1935) (Master’s Thesis, Anadolu Üniversitesi).

[6] Kısıklı, E. (2012) Atatürk Döneminde Cumhuriyet Kültürünü Yerleştirme Çabaları Çerçevesinde Halkevleri Ve Millet Mektepleri. Batman Üniversitesi Yaşam Bilimleri Dergisi1(1), 331-340.

[7] Kılınç, M. (2018). Millet Mektepleri Ve 1929 Yılı Millet Mektepleri Faaliyetlerinin Basına Yansımaları. International Journal Of Social Science Research7(1), 93-102.

[8] Demir, G. T., & Şam, E. (2017) A. Millet Mekteplerinin Fikri Temelini Oluşturan Halk Dershane Ve Konferansları Talimatnamesi Üzerine Bir İnceleme1 Öz.

[9] Şimşek, E. (2013). Çok Partili Dönemde Yeniden Din Eğitimi Ve Öğretimine Dönüş Süreci (1946-1960). Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (49), 391-414.

Bu yazı Genel kategorisine gönderilmiş ve , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın